Onur BİLGE
Eve geldiğimde, içeriye girer girmez, kapının sağındaki bayan ayakkabılarından, bizde misafir olduğunu anladım. İçerden de yabancı sesler geliyordu. Anneme, kimlerin geldiğini sordum, yavaşça:
“Gülbeyaz’la annesi...” dedi.
Onur BİLGE
Gülbeyaz, annesine akşam olduğunu, eve gitmeleri gerektiğini, daha yemek yapmadığını, babasının kızacağını, evde yine kavga çıkacağını işaretlerle, yıldırım hızıyla anlattı. Bunu ifade ederken, gözlerini fincan kadar açıyor, bir maç spikeri maharetiyle, fakat hiçbir anlam taşımayan kendi lisanınca sözcükleri art arda sıralıyor, bu arada anlatma telaşından yutkunmayı unutuyor, ağzından tükürükler çıkıyordu.
Annesi biraz gailesiz bir kadındır. İnce eleyen sık dokuyan bir yaratılışta olsa bu müzmin derde nasıl dayansın? Öyle bir değirmen dönüyor ki başında, gürültüsü yedi mahalleye yetiyor!
Onur BİLGE
Allah, öyle güzel yaratmış ki dünyayı; yılana kadar süslemiş püslemiş, seyrine doyulmaz hale getirmiş. Göklerin en yakıcı felaketi olan yıldırım bile muhteşem bir göksel gösteri! O ateşin annesi sayılan bulutların rengi, şekli, birleşip dağılarak hareket halinde oluşları fevkalade bir güzellik... Gökyüzünde gelinlik kızlar gibi salınmalarını seyretmek bile ayrı bir haz veriyor. Bazen sararıyor bazen kararıyorlar bazen de utanarak kızarıyorlar. Bazıları, farklı renkte bir hatla çerçeveleniyor, duvara asılı, yaldızlı ve renkli çerçeveler içindeki nadide tablolar gibi...
“Kararmaya yüz tuttuğunda geceye yemin olsun.” diyor, Allah-ü Telâlâ. Pırıl pırıl güneşli günü yavaş yavaş karartıyor, yıldızlarla donatıyor. “Onlar, donanma ışıkları değil! Boşuna asılmadı gökyüzüne! ” diyor, gökyüzüne bakarak tefekkür eden değerli bir eren. İnsanların bakmaları, görmeleri ve ibret almaları için, görme yeteneği sınırları içine alındı. Şu anda, çoktan yok olan yıldızları varmış gibi görmekteyken; yeni yaratılanları henüz görememe zavallılığındaki gözlerimiz, görebilmesi için bunun gibi nice zamana gerek duyduğu olayı seyredemezken, sadece gördüğüne inanmayı, gayba inkârı veya şüpheyi sürdürmekte...
Onur BİLGE
Sınavların yaklaşması nedeniyle, Virane’de hummalı bir çalışma vardı. Arada yine tavla ve dama oynanıyordu, çıkıp geziliyordu ama daha çok üst salonda, soba başında, kütüphane sessizliğinde, toplu halde ders çalışılıyor veya ara veriliyor, önemli bir konu tartışılıyor, herkesin ayrı ayrı fikrini söylemesi sağlanıyordu. Her şey yolundaydı. Mükemmel bir uyum içindeydik.
Yine böyle bir akşamüstü, kömür sobasında demlenen çayı zevkle yudumlamaktayken, Mahir ile Işıl arasında bir huzursuzluk olduğu fark edildi. Birlikte ders çalışıyorlardı. Aniden yükselmeye başlayan sesleri, herkesin meşgul olduğu işi bırakıp, başlarını onlara doğru çevirmesine sebep oldu. Öfkeden kan beyinlerine çıkmış, yüzleri pancar gibi olmuştu. Define de okumakta olduğu gazetesini indirip gözlüklerinin üstünden o tarafa baktı ve tatlı sert bir ifadeyle:
Onur BİLGE
Bursa, evliya yatağı... Her yerinde mübarek bir zat yatmakta... Allah’ın izzet ve ikramıyla güzelleşen bir şehir... Sadece doğusundan batısına kadar değil, kasabasından köyüne kadar ulu zatlarla bezenmiş. Her yerde bir türbe, her yerde bir imza... Onlara izzet ve şeref verilmiş ama onlar bunu nefislerine mal ederek kibirlenmemişler, Allah’tan geldiğini bilmişler, o nedenle de Allah’ın desteğini arkalarına alarak başarıdan başarıya koşmuşlar.
Nemrut ve Firavun gibi kişiler, başarılarını kendilerinden bilerek büyüklendikleri için zelil olmuşlar, helak edilmişler. Azan kavimlerin yaşamakta oldukları beldeler de yerle bir edilmiş.
Onur BİLGE
Murad Hüdavendigar’la Rum asıllı Gülçiçek Hatun’un oğlu olan Yıldırım Bayezid 1360 yılında Edirnede doğmuş. Beyaz tenli, geniş omuzlu, yuvarlak yüzlü, ela gözlü, kumral saçlı, sık sakallıymış. Savaşlardaki başarıları nedeniyle ‘Yıldırım’ lakabını almış. Bursa’daki bir semt, onun lakabını taşırmaktadır.
Çocukluğu, Bursa Sarayında geçmiş. Her şehzade gibi iyi bir eğitim almış. Kütahya sancağında valilik yapmış. Babasının vasiyetiyle 1389 yılında, yirmi dokuz yaşındayken tahta çıkmış.
Meydan onlara kaldı her yerde var bir deli
Dünya ukba onların coşar zırvalar gezer
Bir eli göz çıkarır yol gösterir bir eli
Yolunu bulamazken sır içinde sır sezer
Kırk akıllı bir yerde kıt akıllı bir yerde
Onur BİLGE
İnsan yaratılmışım. Mahlûkatın en şereflisi olarak… Allah’ın yeryüzündeki halifesi… Yaratan’a layık kul olabilmem, halifeliğin hakkını tam anlamıyla verebilmem gerekmekte… Bunun için her gün çeşitli şekillerde sınanmakta, dünyalıklarla ve rüyalıklarla bir biçimde imtihan edilerek yaratılanların en güzeli ve en mükemmeli olmanın bedelini ödemekteyim.
İnsan, ahsen-i takvimdir. Güzel olarak yaratılmıştır. O kadar güzel bir yaratılışla yaratılmıştır ki ona melekler bile imrenmektedir! Çünkü onlar irade nimetinden mahrumdurlar. İnsan irade sahibi, akıllı ve sorumludur. Dağlar taşlar kabul etmemiş, cesaret edememiş bu sorumluluğu taşımaya! Keşke bu kadar güzel, bu kadar mükemmel yaratılmış olmasaydım da, bu şekilde yaratılmanın hakkını verememe üzüntüsü ve endişesiyle kendimi yargılayıp yargılayıp böyle iç sıkıntılarıyla boğuşup durmasaydım!
Ben çözülmek için düğümlenmedim
Boşuna bir uğraş sende gördüğüm
Bu zamana kadar çözümlenmedim
Kılıçla çözülür böyle kördüğüm
Onur BİLGE
Hayat, acısıyla tatlısıyla yaşanası... Dünya, iyisiyle kötüsüyle çok güzel... Fakat ne yazık ki ikisinin de birer sonu var ve an be an yaklaşmakta...
Bu gece bir şiir okudum, yolun sonuna yaklaşmış bir şairin duygu ve düşüncelerini yansıtan. Anlatmaya çalıştıklarından anlayabildiğim kadarını, anlamak istediğim gibi yorumlayarak onun dilinden kaleme almak istedim. Kısa, öz ve çetin bir şiirdi.




-
Turgut Güler Uzdu
-
Gül Üm
-
Mehmet Asa
Tüm YorumlarBir hayatı bir kaç mısraya sığdırmış Onur Bilge Hanım. Tebrikler.
Onur beyi henüz yeni tanıdım şahsen tanımıyorum antolojiden tanıdım iyikide tanıdım.
Kendimce bir karar aldım her gün bir şirini okuyacağım tabi bu arada ben şiirlerini okuyana kadar şiirleri burda olursa. ALLAHA EMANET OLSUN....
O Bir Seven O Bir Gönül Dostu
Bütün Dostlar Güzel Hatıralar Hatırlatsın
Beni Size Sizi Bana Ölürsek Bir Fatiha
Ölmez İsek Hepimiz Hepimize Ebedi Hatıra