Onur Bilge Şiirleri - Şair Onur Bilge

Onur Bilge

Onur BİLGE

Define Marko Paşa’yı geçmeye azmetmiş gibiydi. Sıkıntı veya öfkeyle gelip, laf arasında bir punduna getirerek dertlerini anlatanlar o kadar çoğaldı ki! İçlerinde, eşlerinden yakınan kişiler de vardı. Erkekler, hanımlarıyla ilgili sorunları üstü kapalı geçtikleri halde kocalarından şikâyetçi olan kadınlar, sorunlarını anlata anlata bitiremiyorlardı. Anneleriyle geçinemeyen genç kızlar, babalarıyla kavgalı genç erkekler, komşularıyla dargın olanlar, kardeşleriyle sürtüşmekte olanların arasında en eğlencelisi gelin kaynana kapışmasıydı. Diğerleri, bazen saatlerce anlatarak Define’yi yorup, bizi usandırırken, arkası yarın gibi sürüp giden trajik gelin kaynana maceraları, aktarılırken komediye dönüşüveriyordu.

Dede, usanmadığını söylüyor, hayır için yapmakta olduğu bu işi sabırla sürdürüyordu. Omuzları düşük, kaşları çatık, ağlamaklı bir vaziyette veya öfkeden kıpkırmızı bir suratla, burunlarından soluyarak bir hışımla Virane’nin kapısından girenler, onun sükûneti, küçücük gömük gözlerinin sevecen bakışları ve yumuşacık ses tonuyla yaptığı telkinlerle ferahlamaya başlıyor ve iyice rahatlamadan ayrılmak istemiyorlardı.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Söz, ne söz anlamaz bir şeydi! Ağızdan çıktıktan sonra geri almak mümkün değildi. Kusmuk gibi bir şeydi. Huzursuzluk nedenleri olan özel konular, ne kadar mide bulandırıcı olursa olsun, tahammülümüzün son safhasına kadar içimizde tutulmalı, defalarca ağzımıza gelse de kusmamaya gayret edilmeli, tanıdığımız ya da tanımadığımız kişiler tarafından bilinmemeliydi. Ucu baş verse, tamamı çorap söküğü gibi geliverir, yastık kılıfı gibi kolayca ters yüz edilivermemize sebep olurdu.

İnsanlar, konuştukça eksilirlerdi. Çıkıldıkça küçülen dağlar gibi fethedildiklerini, doruklarına ulaşıldığında fark ederler, ayaklar altında kalıverince, çoktan iş işten geçmiş olduğundan, deşarj olmanın rahatlığını umarken, ağızlarından çıkıp yılanlar gibi çoğalarak ruhlarını saran sözlerinin arasında, yağlı urganı dilleriyle kendi boyunlarına dolayıp, ucunu elin eline vermiş olmanın huzursuzluğu ve bir şey yapamaz hale gelmenin acziyle bin pişman, perperişan bir zavallı olurlar.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Ahmet, Virane’de kalan, her gittiğimizde orada gördüğümüz, en sık görüştüğümüz okul arkadaşlarımızdan biri olduğu halde hakkında hiçbir şey bilmiyormuşuz meğer. Ne merak edip sormuşuz ne de o gerek duyup anlatmış. Bir Güneydoğulu, yoksul bir genç olduğunu, bir de çok güzel bir göçmen kızı olan Duygu’yla nişanlı olduğunu biliyorduk. Bir de ablası vardı. Öğretmen olmuştu. Ona ara sıra az da olsa harçlık gönderiyordu. Virane işlemeye başladıktan sonra o da kesilmişti, hatta gerektiğinde o ablasına üç beş kuruş göndermeye başlamıştı.

“Eşek eşeği ödünç kaşır, evladım! ” diyordu dede. “Dede, yediğini öde! Şimdi artık sen ona arka çıkacaksın! Dayanak olacaksın. Sıra sende…”

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Herkes mahzunlaşmıştı. Kimsesizliğin ne demek olduğunu idrak etmeye çalışıyor olmalıydılar. Ben öyleydim çünkü. Hazmedilecek gibi değildi. Hazmetmeden önce, boğaza tıkılı yumruk gibi bir şeydi. Yutmaya kalksan yutamıyorsun, çıkarmaya kalksan, elinde değil…

Yetimlik, öksüzlük başka bir şeydi. Analı babalı yetimlik, öksüzlük çok daha acıydı. Sanki atılmışlık, itilmişlik… İstenmemek… Değersiz addedilmek… Anlamaya çalışıyordum, bunun küçük bir çocuk için ne anlama geldiğini, ona neler hissettirebileceğini… Ne kadar üzeceğini, nasıl yıkacağını… Susup pusmasını, ürkmesini korkmasını, hayata küsmesini, içine kapanmasını…

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Altıparmak’ta bir faaliyet! Birkaç gün önce baktım ki trafik tıkanmış, yerler kazılmış… İnsanlar toplanmış. Polisler falan… Asfalt yarılmış, iki tarafına taş toprak yığılmış. Caddenin yarı yeri kapanmış. İşçiler çalışıyor. Ayaklarındaki çizmeler çamur, ellerindeki kırmızı eldivenler koyu gri, pislik içinde… Yolun altından geçen kocaman kara kanalizasyon boruları ortaya çıkmış. Açık yerinden alan sular yer yer göllemiş, uçları bükülerek çengel haline getirilen inşaat demirleriyle boruların içinden çıkarılan balçık haline alan kararmış atıklar kazılan hendek boyunca hafriyatın iki yanına atılmış, mahalleyi berbat bir koku sarmış! Gelen geçen, seyreden herkes burnunu tıkamış eliyle ya da mendiliyle.

Oralar bir süre öylece kaldı. Koku her yeri aldı. Trafik, pislik ona keza… Merak ettik bu iş neden bu kadar sürdü diye. Ne olduğunu sorduk soruşturduk da nihayet sebebini öğrendik. Keşke sormasaydık da öğrenmeseydik! ..

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE
Ben şanslı bir çocuktum. Annem babam, ablam vardı. Sonra Şermin vardı… Bakıcım… Mutlu bir aileydik. Ne hır gür ne kavga dövüş… Her şeyin bir düzeni, planı programı vardı. Herkes üstüne düşen işi yapar, dinlenmeye ve eğlenmeye de vakit kalırdı.

Eğlence yeri namına birkaç sinema vardı. Şehir Kulübü de denilen Tüccarlar Kulübünde veya Öğretmenler Lokalinde yapılan balolar, düğünler, oynanan temsillerden başka bir şey yoktu. Topu topu bir barı vardı. Sonraları pavyonlar, kulüpler açıldı ama oralar benim ailemin gidebileceği yerler değildi. Onlar daha çok ayyaşların sarhoşların gittiği, çoklarının arada yittiği yerlerdi.

Yurt sathında Halk Evleri vardı. Antalya’daki hemen hemen her gün bir nedenle dolar dolar boşalırdı. Ankara’dan İstanbul’dan sanatçılar gelir, şarkı türkü söylerlerdi. Piyesler hazırlanır, o şekilde halkın bilinçlenmesi sağlanmaya çalışılırdı. Bunlarda aslolan, Türkçülük ve Milliyetçilikti.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Eskiden, Toroslarda yaşayan, özellikle Güney Anadolu Türkmenlerinin obalarında uzun kış gecelerine anlam katan, monotonlaşan hayatı bir nebze olsun renklendiren hikâyeciler varmış. Bu sanat da diğer sanatlar gibi ustadan çırağa aktarılarak yakın zamanlara kadar gelmiş. Günümüzde, tek tük de olsa hikâyecilere rastlamak mümkünmüş.

1333 yılında, kırk beş yaşındayken lekeli hummadan ölen Kör Şakir denilen bir hikâyeci varmış. Son hikâyecinin çıraklarından biriymiş. Gaziantep Kuşatmasında bacağından birini topa kaptırmış. O yörede bacağa kıç denilirmiş. Onun için, bir ayağı takma olduğundan ona Tahta Kıç diye bir lakap takılmış. Bu meşhur hikâyecin asıl adı Kadir’miş. Kadir Ağa olarak anılırmış. Oralarda çocuğu olmayanlar Arap’a adaklanırlar, adak gereği çocuk sahibi olunca onlara isimlerinin yanı sıra Arap adını da koyarlarmış. Onun babası da çocuğu olmadığı için Arap’a adaklanmış. Sonra bir oğlu dünyaya gelince babası, ikinci isim olarak o adı koyduğu için kendisine Arap da denirmiş. Son hikâyecinin iki çırağından biri o, diğeri de Maraş Savaşında şehit olan, Memili lakabıyla maruf, Kalfa Mehmet’miş.

Devamını Oku
Onur Bilge

Mutlu etmek için dünyaya gelen
Gül yüzlü meleğim kim demiş ölü
Miraç Kandilinde göğe yükselen
Geride mutsuz bir hayatın külü

Varlığınla cennet idi cehennem

Devamını Oku
Onur Bilge

Öncelikle barış için
Şiirler yazmalı şair
Azsa Haçlı kudursa Çin
Bal şeker yazmalı şair

Makbul değil nefretle kin

Devamını Oku
Onur Bilge

Bir gün bir yerlerde karşılaşırsak
Çığlıklar atarak sarılamayız
Yüz yüze gelirsek ve bakışırsak
Gözyaşı seline karılamayız
Hiç tanımıyormuş gibi yaparak
Kalabalıklara karışacağız

Devamını Oku