oturma odasındayım,
Feridiye,
Çaylak sokaktaki evin.
karşıda 'bijon saplama',
yanında kokareçci.
amerikan sarmaşıklı pencerede,
asırlardır var olan,
sarmaş dolaş
iki yoldaş.
biri toprak
diğeri su.
ve pusuda
sokak lambası yanmıyor,
dün gece,
fazla mesai yapmış galiba.
titrek mum sönmek üzere masada.
gölgesinden korkuyor erken tükenmiş kalem,
yanında karalanmış bir kağıt,
buğulu
mürdüm eriği,
sonunda yaptı yapacağını.
büyülenmiş gözlerim
görmez oldu
başkasını.
dışarısı
zifiri karanlık.
gıcırtıyla açılan demir kapı
yine aralık.
içeri sızan ışığın,
dalga boyu değişmiş
ekleseniz birbirine,
sonsuz bir yol olur
beyindeki kıvrımlar.
ve kıvrımlarda,
keşfedilmeyi bekleyen
o dipsiz uçurumlar..
kendi çöplüğünde
birden horozlandı.
kuyruğunu kabarttı.
rüzgar arkasında
boşaldıkça makara,
başıyla selam verdi
ıslak kara kedi,
sokak kapısından,
merdiven başına kadar
devamlı peşindeydi.
basamağa yavaşça oturdu.
kimin nesiydi.
ayın bulutlar arasına saklanıp
saklambaç oynadığı,
gökyüzünün utanıp kızardığı
bozarıp karardığı
bunaltıcı bir yaz akşamı,
bardaktan boşanırcasına




-
Osman Bahadır Cemoğlu
Tüm YorumlarÜstat; birbirinden güzel bu yapıtları, sanal alemin gizeminden kurtarıp yapraklar üzerinde ölümsüzleştirmeyi hiç düşündünüz mü? .. Sözcükler, mısralarınızda can bularak adeta vals yapıyor...Piştiğiniz, mısralarınızda açıkça görülüyor. Hatta, hatta yanıyorsunuz! .. Bence adınız artık Türk Edebiyatı ...