pencere aralıklarından
ıslık çalıp,
etekler açtıran
çapkın rüzgar.
estikçe es bakalım,
işin iş.
anladım,
pek sıkıldı,
havasız da kaldı.
birazdan başlar
müzmin başağrısı.
en iyisi,
herkesin akraba olduğu
köy mezarlığında
dikilip kalmalı,
bir hikayesi mutlaka olmalıydı..
tahta kurularının ardından
anıların da terk ettiği
her gece,
rüyalarımı süsleyen
hayallerimden önce,
gözlerim,
en parlak yıldızı arar
gökyüzünde.
Yirmi sene sonra,
Aynı şehir,aynı evdeyim.
O,
Yine uyuyor,
Rüyasında gülüyor.
Bu defa,
gün batımı kızıllığı.
dalgaların okşadığı masa.
ve alevlenmiş bardaklar..
baş rolde,
alev içen
yanık yüzlü bir adam
emanetleri
hiç çekinmeden
bırakıp,
hep sana geri
döndüm.
bazen tozlu buldum
altın yaldız çerçeve,
içinde solgun güneş.
duvarda parlak dolunay,
tavanda sönmek üzere yıldızlar,
ve parlıyor anexate ampül.
sönen yıldızın düştüğü
ön planda,
görüntüler çok net...
fonda
tül örtülü hayaller..
ve buzdan figüran heykeller.
sahile vurmuş
gecelerden
bir gece.
yukarıda dolunay.
yerde,
sarhoş olmuş,
öylece sahile serilmiş




-
Osman Bahadır Cemoğlu
Tüm YorumlarÜstat; birbirinden güzel bu yapıtları, sanal alemin gizeminden kurtarıp yapraklar üzerinde ölümsüzleştirmeyi hiç düşündünüz mü? .. Sözcükler, mısralarınızda can bularak adeta vals yapıyor...Piştiğiniz, mısralarınızda açıkça görülüyor. Hatta, hatta yanıyorsunuz! .. Bence adınız artık Türk Edebiyatı ...