Diğerini engellememek yeterli değildir. Diğerinin kendini gerçekleştirmesinde yardımcı olmak, ortamı buna elverişli hale getirmek de gereklidir. İnsanın kendi özgürlüğünü gerçekleştirebilmesi ancak diğerinin özgürlüğüne katkıda bulunması ile, buna olanak sağlaması ile mümkündür. İnsanların özgürlüklerini gerçekleştirebilmelerinde kader birliği esastır. (Immanuel Kant)
Neşe ile hüzün birbirine giriyordu gündüzün dolambaçlı yollarında. Gece çöktüğünde ise büsbütün dağılıyordum. Boş ver diyordum zayıf, bitap düşmüş ruhuma. Yarın veya öbür gün bir şekilde semireceğime, tıka basa dolacağıma inanıyordum. Renkli dünyalarda karşıma çıkan farklı simalarda kendimi yeniden bulacağımı düşlerken kayboluyordum. Kaybolmaktan korkarken kaybolup gidiyordu oysa zerrelerim. Beni bana bırakmıyordu hayat dedikleri sevgilim. Bir başkası olup çıkıyordum farkına varamadan. Değişik sesler işitiyordum. Değişik kokular geliyordu burnuma. Her birinde ayrı bir derinlik, ayrı bir sıcaklık, ayrı bir coşku vardı insanların.... Onlarla düşüp kalkarken sendeliyordu ruhum. Kabına sığmıyor, taşıyordu arzularım. Gidenlere üzülüyor, gelenlerle avunuyordum. Zaman yavaş da olsa öğretiyordu yeni günün bir şey getirmeyeceğini aslında. Gelen de giden de ben oluyordum. Satırlara akan mürekkebin acı olduğunu biliyordum en az denizin o tuzlu suyu kadar. Ne görürsem onu veriyordum dünyaya. Öfkeyi tutan, biriktiren ruhların ortasında çiçek gibi açmayı umuyordum. Kendisiyle savaşması ne zor insanın! Her sitem, her çığlık kendi içindeki devasa, ıssız mağaranın derinliklerine çarpıp geri dönermiş meğer. Bu gözler nereye baksa, dünya neler sunsa benden çıkıyormuş yanardağ misali.
Kapitalizmi yıkıcı kılan akıl dışı büyüme zorlamasını neyin açığa çıkardığı yanıtsız kalmaktadır. Kapitalizmi kör bir sermaye birikimine zorlayan şey nedir? Burada ölüm akla gelmelidir. Kapitalizm ölüm olumsuzlamasına dayanır. Sermaye mutlak bir kayıp olan ölüme karşı biriktirilmektedir. Üretim ve büyüme zorlamasını meydana getiren ölümdür. Tüm bunlar ölüm dürtüsüne direnme eylemidir. (Byung Chul Han)
***Şüphe mana aleminde çıplak kalmayı göze alabilmektir. Önyargılardan, hurafelerden ya da zanlardan oluşan o elbiseyi üstünden çıkarmayanlar ne kendilerini ne de dünyayı görebilirler.
Sokrates, kötülük yapmaktansa kötülüğe maruz kalmayı tercih edeceğini söylediğinde Kallikles buna karşı çıkar. Bu görüşün sağduyuya ve insan tecrübelerine aykırı olduğunu dile getirir. Aklı başında hiç kimsenin böyle bir görüş öne süremeyeceğini söyler. İnsan doğası gereği yaşamı ölüme tercih eder. Özgürlüğü köleliğe, gücü zayıflığa, ezmeyi ezilmeye tercih eder.
Descartes modern felsefenin kurucu babalarından biridir. Diğeri ise kuşkusuz Hobbes’tir. Bu iki zıt gözüken filozofun görüşlerinde aslında bir bütünlük vardır. Hobbes bir adalet bilimcidir. Adalet bilimini temellendirmek istemiştir. Hobbes insanın özgürlüğünün dış koşullarını araştırmıştır. Yani maddi, toplumsal ve politik koşulları araştırmıştır. Descartes ise insanın özgürlüğünün iç koşullarını araştırmıştır. İnsanın kendi kendisiyle yabancılaşmasının nasıl ortadan kalkacağını araştırmıştır. Hobbes bireyin toplumla ve toplumun da bireyle yabancılaşmasının nasıl ortadan kalkacağını araştırmıştır.
Camus, ‘’Hayat yaşamaya değer mi?’’ diye sorar. İnsanlar için bu sorunun cevabı muammadır. Bu muammanın sebebi insanların düşünme konusundaki yetersizlikleri, bir de yaşamın değeri konusunda düşünecek vakte sahip olmayışlarıdır. İnsan sürekli olarak birilerinden bir şeyler koparmaya, kendisinde bulunanları ise korumaya çalışmakla meşguldür. Sıra, değer üzerine düşünmeye bir türlü gelememektedir.
Diğerini engellememek yeterli değildir. Diğerinin kendini gerçekleştirmesinde yardımcı olmak, ortamı buna elverişli hale getirmek de gereklidir. İnsanın kendi özgürlüğünü gerçekleştirebilmesi ancak diğerinin özgürlüğüne katkıda bulunması ile, buna olanak sağlaması ile mümkündür. İnsanların özgürlüklerini gerçekleştirebilmelerinde kader birliği esastır. (Immanuel Kant)
Neoliberal sistemde tatil, insanın özünü gürleştireceği, kendini geliştireceği bir süreç değil, yakıt ikmali yaptığı bir süreç olarak algılanır.
Neşe ile hüzün birbirine giriyordu gündüzün dolambaçlı yollarında. Gece çöktüğünde ise büsbütün dağılıyordum. Boş ver diyordum zayıf, bitap düşmüş ruhuma. Yarın veya öbür gün bir şekilde semireceğime, tıka basa dolacağıma inanıyordum. Renkli dünyalarda karşıma çıkan farklı simalarda kendimi yeniden bulacağımı düşlerken kayboluyordum. Kaybolmaktan korkarken kaybolup gidiyordu oysa zerrelerim. Beni bana bırakmıyordu hayat dedikleri sevgilim. Bir başkası olup çıkıyordum farkına varamadan. Değişik sesler işitiyordum. Değişik kokular geliyordu burnuma. Her birinde ayrı bir derinlik, ayrı bir sıcaklık, ayrı bir coşku vardı insanların.... Onlarla düşüp kalkarken sendeliyordu ruhum. Kabına sığmıyor, taşıyordu arzularım. Gidenlere üzülüyor, gelenlerle avunuyordum. Zaman yavaş da olsa öğretiyordu yeni günün bir şey getirmeyeceğini aslında. Gelen de giden de ben oluyordum. Satırlara akan mürekkebin acı olduğunu biliyordum en az denizin o tuzlu suyu kadar. Ne görürsem onu veriyordum dünyaya. Öfkeyi tutan, biriktiren ruhların ortasında çiçek gibi açmayı umuyordum. Kendisiyle savaşması ne zor insanın! Her sitem, her çığlık kendi içindeki devasa, ıssız mağaranın derinliklerine çarpıp geri dönermiş meğer. Bu gözler nereye baksa, dünya neler sunsa benden çıkıyormuş yanardağ misali.
Kapitalizmi yıkıcı kılan akıl dışı büyüme zorlamasını neyin açığa çıkardığı yanıtsız kalmaktadır. Kapitalizmi kör bir sermaye birikimine zorlayan şey nedir? Burada ölüm akla gelmelidir. Kapitalizm ölüm olumsuzlamasına dayanır. Sermaye mutlak bir kayıp olan ölüme karşı biriktirilmektedir. Üretim ve büyüme zorlamasını meydana getiren ölümdür. Tüm bunlar ölüm dürtüsüne direnme eylemidir. (Byung Chul Han)
***Şüphe mana aleminde çıplak kalmayı göze alabilmektir. Önyargılardan, hurafelerden ya da zanlardan oluşan o elbiseyi üstünden çıkarmayanlar ne kendilerini ne de dünyayı görebilirler.
Sokrates, kötülük yapmaktansa kötülüğe maruz kalmayı tercih edeceğini söylediğinde Kallikles buna karşı çıkar. Bu görüşün sağduyuya ve insan tecrübelerine aykırı olduğunu dile getirir. Aklı başında hiç kimsenin böyle bir görüş öne süremeyeceğini söyler. İnsan doğası gereği yaşamı ölüme tercih eder. Özgürlüğü köleliğe, gücü zayıflığa, ezmeyi ezilmeye tercih eder.
İnsanlar makinelerden daha karmaşık ve derindir ama makineler onları basitleştirdi. (Otomatik Piyano-Kurt Vonnegut)
Descartes modern felsefenin kurucu babalarından biridir. Diğeri ise kuşkusuz Hobbes’tir. Bu iki zıt gözüken filozofun görüşlerinde aslında bir bütünlük vardır. Hobbes bir adalet bilimcidir. Adalet bilimini temellendirmek istemiştir. Hobbes insanın özgürlüğünün dış koşullarını araştırmıştır. Yani maddi, toplumsal ve politik koşulları araştırmıştır. Descartes ise insanın özgürlüğünün iç koşullarını araştırmıştır. İnsanın kendi kendisiyle yabancılaşmasının nasıl ortadan kalkacağını araştırmıştır. Hobbes bireyin toplumla ve toplumun da bireyle yabancılaşmasının nasıl ortadan kalkacağını araştırmıştır.
Bekleme yapmayın!
Aşkını alan acıya doğru ilerlesin.
der şair.. Bazen herkes yükünü alır, kendi limanına çekilir..
Camus, ‘’Hayat yaşamaya değer mi?’’ diye sorar. İnsanlar için bu sorunun cevabı muammadır. Bu muammanın sebebi insanların düşünme konusundaki yetersizlikleri, bir de yaşamın değeri konusunda düşünecek vakte sahip olmayışlarıdır. İnsan sürekli olarak birilerinden bir şeyler koparmaya, kendisinde bulunanları ise korumaya çalışmakla meşguldür. Sıra, değer üzerine düşünmeye bir türlü gelememektedir.