dünya, yalnızca gördüklerimizden ibaret değildi...
belki de pencerenin önünde duran saksıdaki kurumuş çiçek, bir vedanın değil, ,, yeni bir başlangıcın suskunluğuydu...'' belki yürüdüğün yollar seni hiçbir yere götürmediği için değil, ,, seni bekleyen bir yere henüz açılmadığı içindi...''
Ve... belki de sessizlik... Sadece suskunluk değil, ruhunun sana anlattığı en derin masalı anlatıyordu...
.... DİNLEDİN, DUYDUN MU HİÇ KENDİNİ....
Çünkü bazı şeyler, sadece usulca anlaşılırmış, ,, Kelimelere değil, kalbe dokunarak…''
ne çok manzara kaçtı cam kenarından... şimdi begonvillere açılan o dünyaya dönme zamanıdır.
kalbimden sana, bana ve bize....ben buna değerim, biz buna değeriz....
insanoğlu, yanında götüremeyeceği eşyalarına taparken… bu dünyayı birlikte soluduğumuz hayvanların yok oluşuna ,, CAN KAYBI YOK "diyebilmek, sadece vicdansızlık, şerefsizlik değil, insansızlıktır.
şeref yoksunu insanlarda ise insanlık aramak karanlıkta güneşi beklemek gibidir.
doğa yanıyor, gıda bozuluyor, toprak küstürülüyor, bitkiler sessizce ölüyor… Ve hâlâ kazanan sanılıyor, yarın nefes alacak bir ağaç kalmayacağını fark etmeyenler.
Öyle bir dünya yaratıyorlar ki, bir gün sadece ,, kaka yapacakları" keçi boku kadar bir yer için birbirini yiyecek insanlar olacak.
Çocuğa Saygı, Bir Ülkenin Ruhu Olur (Toplumsal gözlem, psikolojik farkındalık ve iyileştirici bir çağrı)
Bir çocuğu yalnızca büyütmüyoruz, bir ülkenin geleceğini, bir insanın iç dünyasını da kuruyoruz. Çünkü en kalıcı inşa, insana yapılan yatırımdır. Ve o yatırım çoğu zaman oyuncaklı bir odada değil, duyulmuş bir cümlede, duyulmamış bir duygudadır.
Çocukluk, sadece anılardan ibaret değildir, gelecekteki yetişkinliğin harcıdır. Ve ne yazık ki en büyük kırılmalar, en masum yerden başlar.
Çocuğa küçük yaşlardan itibaren “sus” denilerek öğretilen şey, çoğu zaman saygı değil, içe kapanmadır. “Büyüklerin yanında konuşulmaz” gibi ezberlerle büyütülen çocuk, duyulmadığını zanneder, zamanla da kendi sesine yabancılaşır.
“Mahalle ne der?” korkusuyla, çocuk kendi duygusundan utandırılır. Oysa toplum, ancak “Ne hissediyorsun?” diye sorabilen bireylerle gelişir.
Ailede huzur yoksa, çocuk da kendiliğinden huzurlu olamaz. Çünkü çocuk, annesinin gözünden, babasının sesinden büyür.
Bugün çocuklara sadece “çevreye göre” kıyafet giydiriliyor. Ama içine, yaşam kıyafeti olarak endişe, korku ve sevilmeme duygusu giydiriliyor.
Ve sonra soruluyor: “Ne oldu bu çocuğa?” Asıl soru şu olmalıydı: “Biz neyi fark etmedik?”
Evde sevgiyi hissedemeyen çocuk, onu iyi olmayan ruhlarda aramaya başlar. Ve çoğu zaman oradan eksilerek, kendinden biraz daha uzaklaşarak döner.
Oysa sevgi sadece bir his değil, çocuğun dünyayı anlama biçimidir.
Bu yüzden hep söylüyorum: – Çocuğunuza saygı duyun. – Yalnızca sevin demiyorum; sevdiğinizi hissettirin. – Sözünü kesmeyin. – Ona kendini ifade edebileceği alanlar tanıyın.
Çünkü kendini anlatamayan bir çocuk, büyüdüğünde kendi içinde kaybolur. Ve toplum, o kayıplarla eksilir.
— Huri Çalışkan Tohumdan Toprak Üstünde Yürüme Sanat Akademisi
Çocuğa Saygı, Bir Ülkenin Ruhu Olur (Toplumsal gözlem, psikolojik farkındalık ve iyileştirici bir çağrı)
Bir çocuğu yalnızca büyütmüyoruz, bir ülkenin geleceğini, bir insanın iç dünyasını da kuruyoruz. Çünkü en kalıcı inşa, insana yapılan yatırımdır. Ve o yatırım çoğu zaman oyuncaklı bir odada değil, duyulmuş bir cümlede, duyulmamış bir duygudadır.
Çocukluk, sadece anılardan ibaret değildir, gelecekteki yetişkinliğin harcıdır. Ve ne yazık ki en büyük kırılmalar, en masum yerden başlar.
Çocuğa küçük yaşlardan itibaren “sus” denilerek öğretilen şey, çoğu zaman saygı değil, içe kapanmadır. “Büyüklerin yanında konuşulmaz” gibi ezberlerle büyütülen çocuk, duyulmadığını zanneder, zamanla da kendi sesine yabancılaşır.
“Mahalle ne der?” korkusuyla, çocuk kendi duygusundan utandırılır. Oysa toplum, ancak “Ne hissediyorsun?” diye sorabilen bireylerle gelişir.
Ailede huzur yoksa, çocuk da kendiliğinden huzurlu olamaz. Çünkü çocuk, annesinin gözünden, babasının sesinden büyür.
Bugün çocuklara sadece “çevreye göre” kıyafet giydiriliyor. Ama içine, yaşam kıyafeti olarak endişe, korku ve sevilmeme duygusu giydiriliyor.
Ve sonra soruluyor: “Ne oldu bu çocuğa?” Asıl soru şu olmalıydı: “Biz neyi fark etmedik?”
Evde sevgiyi hissedemeyen çocuk, onu iyi olmayan ruhlarda aramaya başlar. Ve çoğu zaman oradan eksilerek, kendinden biraz daha uzaklaşarak döner.
Oysa sevgi sadece bir his değil, çocuğun dünyayı anlama biçimidir.
Bu yüzden hep söylüyorum: – Çocuğunuza saygı duyun. – Yalnızca sevin demiyorum; sevdiğinizi hissettirin. – Sözünü kesmeyin. – Ona kendini ifade edebileceği alanlar tanıyın.
Çünkü kendini anlatamayan bir çocuk, büyüdüğünde kendi içinde kaybolur. Ve toplum, o kayıplarla eksilir.
— Huri Çalışkan Tohumdan Toprak Üstünde Yürüme Sanat Akademisi
bu gece ben,
kimseye görünmeden
bir adım daha büyüdüm.
kimse bilmez…
ben dahi unuttum
kaç Anka kuşu doğumuydu bu.
kaç defa küllerimden toplamıştım kendimi.
şimdi hazır olduğum yer,
mavilerin içi gibi duruyor.
derin, duru, sessiz ve turkuaz.
ve bu defa,
limanda kalmaya niyetli.
çünkü denizlerin de
köklenebilmesi için
toprak ana’ya ihtiyacı var.
suların da altı,
toprakla doluyken
sevgimle, Huri
#huriçalışkan
— bir fısıltının gölgesinde
dünya, yalnızca gördüklerimizden ibaret değildi...
belki de pencerenin önünde duran saksıdaki kurumuş çiçek, bir vedanın değil,
,, yeni bir başlangıcın suskunluğuydu...''
belki yürüdüğün yollar seni hiçbir yere götürmediği için değil,
,, seni bekleyen bir yere henüz açılmadığı içindi...''
Ve... belki de sessizlik...
Sadece suskunluk değil, ruhunun sana anlattığı en derin masalı anlatıyordu...
.... DİNLEDİN, DUYDUN MU HİÇ KENDİNİ....
Çünkü bazı şeyler,
sadece usulca anlaşılırmış,
,, Kelimelere değil, kalbe dokunarak…''
ne çok manzara kaçtı cam kenarından...
şimdi begonvillere açılan o dünyaya dönme zamanıdır.
kalbimden sana, bana ve bize....ben buna değerim, biz buna değeriz....
sevgimle...
insanoğlu, yanında götüremeyeceği eşyalarına taparken…
bu dünyayı birlikte soluduğumuz hayvanların yok oluşuna ,, CAN KAYBI YOK "diyebilmek, sadece vicdansızlık, şerefsizlik değil, insansızlıktır.
şeref yoksunu insanlarda ise insanlık aramak karanlıkta güneşi beklemek gibidir.
doğa yanıyor,
gıda bozuluyor,
toprak küstürülüyor,
bitkiler sessizce ölüyor…
Ve hâlâ kazanan sanılıyor,
yarın nefes alacak bir ağaç kalmayacağını fark etmeyenler.
Öyle bir dünya yaratıyorlar ki,
bir gün sadece ,, kaka yapacakları" keçi boku kadar bir yer için birbirini yiyecek insanlar olacak.
senin iç sesini duyan, kalabalıklar ardında ne hissettiğini anlayan biri var.
Ve...bu, seni gerçekten sevenin işidir.
~Huri
hadi gel...
şimdi mavi demleyelim karanlıklara.
gökyüzü bir yudum umut ister,
sen uyan sevgilim...
~Huri
bazı ruhlar dünyaya özel baharatlar gibidir.
az bulunur,
çok şey katar.
Ve...bir kez eksildi mi, tadı hep eksik kalır...
— Tarçın Kokulu Muhabbetler, Huri
Çocuğa Saygı, Bir Ülkenin Ruhu Olur
(Toplumsal gözlem, psikolojik farkındalık ve iyileştirici bir çağrı)
Bir çocuğu yalnızca büyütmüyoruz,
bir ülkenin geleceğini, bir insanın iç dünyasını da kuruyoruz.
Çünkü en kalıcı inşa, insana yapılan yatırımdır.
Ve o yatırım çoğu zaman oyuncaklı bir odada değil,
duyulmuş bir cümlede, duyulmamış bir duygudadır.
Çocukluk, sadece anılardan ibaret değildir,
gelecekteki yetişkinliğin harcıdır.
Ve ne yazık ki en büyük kırılmalar, en masum yerden başlar.
Çocuğa küçük yaşlardan itibaren “sus” denilerek öğretilen şey,
çoğu zaman saygı değil, içe kapanmadır.
“Büyüklerin yanında konuşulmaz” gibi ezberlerle büyütülen çocuk,
duyulmadığını zanneder, zamanla da kendi sesine yabancılaşır.
“Mahalle ne der?” korkusuyla,
çocuk kendi duygusundan utandırılır.
Oysa toplum, ancak “Ne hissediyorsun?” diye sorabilen bireylerle gelişir.
Ailede huzur yoksa, çocuk da kendiliğinden huzurlu olamaz.
Çünkü çocuk, annesinin gözünden, babasının sesinden büyür.
Bugün çocuklara sadece “çevreye göre” kıyafet giydiriliyor.
Ama içine, yaşam kıyafeti olarak endişe, korku ve sevilmeme duygusu giydiriliyor.
Ve sonra soruluyor:
“Ne oldu bu çocuğa?”
Asıl soru şu olmalıydı:
“Biz neyi fark etmedik?”
Evde sevgiyi hissedemeyen çocuk,
onu iyi olmayan ruhlarda aramaya başlar.
Ve çoğu zaman oradan eksilerek,
kendinden biraz daha uzaklaşarak döner.
Oysa sevgi sadece bir his değil,
çocuğun dünyayı anlama biçimidir.
Bu yüzden hep söylüyorum:
– Çocuğunuza saygı duyun.
– Yalnızca sevin demiyorum; sevdiğinizi hissettirin.
– Sözünü kesmeyin.
– Ona kendini ifade edebileceği alanlar tanıyın.
Çünkü kendini anlatamayan bir çocuk,
büyüdüğünde kendi içinde kaybolur.
Ve toplum, o kayıplarla eksilir.
— Huri Çalışkan
Tohumdan Toprak Üstünde Yürüme Sanat Akademisi
Çocuğa Saygı, Bir Ülkenin Ruhu Olur
(Toplumsal gözlem, psikolojik farkındalık ve iyileştirici bir çağrı)
Bir çocuğu yalnızca büyütmüyoruz,
bir ülkenin geleceğini, bir insanın iç dünyasını da kuruyoruz.
Çünkü en kalıcı inşa, insana yapılan yatırımdır.
Ve o yatırım çoğu zaman oyuncaklı bir odada değil,
duyulmuş bir cümlede, duyulmamış bir duygudadır.
Çocukluk, sadece anılardan ibaret değildir,
gelecekteki yetişkinliğin harcıdır.
Ve ne yazık ki en büyük kırılmalar, en masum yerden başlar.
Çocuğa küçük yaşlardan itibaren “sus” denilerek öğretilen şey,
çoğu zaman saygı değil, içe kapanmadır.
“Büyüklerin yanında konuşulmaz” gibi ezberlerle büyütülen çocuk,
duyulmadığını zanneder, zamanla da kendi sesine yabancılaşır.
“Mahalle ne der?” korkusuyla,
çocuk kendi duygusundan utandırılır.
Oysa toplum, ancak “Ne hissediyorsun?” diye sorabilen bireylerle gelişir.
Ailede huzur yoksa, çocuk da kendiliğinden huzurlu olamaz.
Çünkü çocuk, annesinin gözünden, babasının sesinden büyür.
Bugün çocuklara sadece “çevreye göre” kıyafet giydiriliyor.
Ama içine, yaşam kıyafeti olarak endişe, korku ve sevilmeme duygusu giydiriliyor.
Ve sonra soruluyor:
“Ne oldu bu çocuğa?”
Asıl soru şu olmalıydı:
“Biz neyi fark etmedik?”
Evde sevgiyi hissedemeyen çocuk,
onu iyi olmayan ruhlarda aramaya başlar.
Ve çoğu zaman oradan eksilerek,
kendinden biraz daha uzaklaşarak döner.
Oysa sevgi sadece bir his değil,
çocuğun dünyayı anlama biçimidir.
Bu yüzden hep söylüyorum:
– Çocuğunuza saygı duyun.
– Yalnızca sevin demiyorum; sevdiğinizi hissettirin.
– Sözünü kesmeyin.
– Ona kendini ifade edebileceği alanlar tanıyın.
Çünkü kendini anlatamayan bir çocuk,
büyüdüğünde kendi içinde kaybolur.
Ve toplum, o kayıplarla eksilir.
— Huri Çalışkan
Tohumdan Toprak Üstünde Yürüme Sanat Akademisi
Her yüzde küçük bir ülke saklı,
umut, kaygı, telaş, direnç…
Kimi, korkusunu makyajla,
kimi, özlemini suskunlukla örter.
Belki de büyük değişim,
yalnızlıklarımızı görmekle başlar.
O yüzden ülkelerin sokakları önemlidir,
çünkü insanı gerçekten tanımak için
yüzlere değil, yaşanmışlıklara bakmak gerekir.
kalbimden sana, bana ve bize~
~Huri Çalışkan
Ruhumda hâlâ dut kokusu var. Oysa ağaç yoktu o bahçede…