Neden böyleyim diyorum bazen samimiyetsiz insanları nerede görsem tanıyorum.
Dedim ki; Neslim almış nasibini müptezel sevdalardan. Ne yana başımı çevirsem aşkçıklara çarpıyor artık ne kadar basitleşmişse ortalık aşk meşk dolu. Gelde İnan şimdi.
Gel gelelim şu bizim eski bank’a Yine yıldızlı gece, yine ay, yüzüne meftun Vurulmuşsam yakamozlu limon çiçeğine Suç benim mi bu kadar güzel olmasaydın Dedi; çığırtkan gece kuşu deniz kızına Sağlı sollu binlerce yıldız tozu karışmış Havaya, soluk soluğa esiyor lodos Yosun kokuları amber gibi tütsüleniyor buram buram Elimde keçi sütlü dondurma bu arada adı da dillere destan meşhur keçi “Pakize” Bu zamanlar çok güzel olur benim bank Dalgalar bana ben dalgalara karışırım Herkes tanıdık, adım başına bir Gülen yüz Bir hoş safa bir de hoş bir seda kalır yüreğe dokunan insan yüreklerinden öpüyorum doyasıya yolumu gözleyen dost selamların. :) Ata kızı
Yağmur toprağa vurdukça doldum, doldukça eğildim, eğildikçe büyüdüm, topraktan gayrısına hiç eyvallah etmedim bakıyorum etrafıma bahçeler var çeşit çeşit bahçeler. Kimileri bir demet Yasemin ekti, kimileri gül döktü yollara. Kimilerinin burnu değerken kaf dağına, kimileri olgunlaşmaya durdu her daim toprağında. Ata kızı
Gelecek günleri hayal ediyorum da şimdilerde yaşanması ihtimal masalsı anlar varken, oralara varınca elimde bir avuç keşkeler kalmasından muaf tuttum zamanımı, iyikilerle gidiyorum senden hayat. Ata kızı
Sen sık sık gülen gülerken de Sevecen bir akdeniz çizgisini Sol yanına ağzının İliştiren çocuk özenle Yabana mı atıyorum yani seni Yabana mı atıyorum saat altı buçukları Çocuk ve Allah’ın en eski baskısını Değil, değil bunların biri Gözlerimin gemileri kuş istiyor Açılıp kapandıkça sevdam Kapanıp açılıyor bir mavi Şahmaran süt istiyor kefeninde Üç aylık ölmüş çocukların Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kamber Ay kana kana batıyor
Ay kana kana batıyor Eşkiyalar gecenin yangınını izliyorlar uzakta Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyim Jandarma daima nesirde kalacaktır Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça Patronun karısını zimmetine geçirip Amasya’dan Kars’a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla Alevilikten konuşuyoruz uzun süre Yanımdaki hep bir gazetede Marilyn Monroe’nun resimlerine bakıyor Mariyln Monroe öldü diyorum ona Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi Şimdiyse cennette Nietzsche’nin metresi olması gerekir Bunları diyorum daha ne varsa diyorum İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu Belki de bir günler bunun için Aydın’da bulunduğumu Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu olduğumu İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya’da Ankara’da dokunak Yozgat’ta becerik olduğunu Van’da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları İstanbul’da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse dialektik Acemi bir bulut bozuyor görüntüyü eski bir şarkı gibi Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma Sinirli bir elin uysal bir bardağa Çok yukardan döktüğü bir içki gelir Sonsuz ve olağanüstü bir bira Köpüklene köpüklene biçimlendirir Soyunarak ağlayan bir kadını Acı bilincinde sonrasızlığın Ama bırakalım bırakalım bunları Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve büyük yakalarıyla Ve faytoncular görüyorum Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren
Kars’tayım bu ne biçim Kars bir kenarda Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin üstünde Kars kalesi yükseliyor Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha elverişli bir şekilde Hırpalayan bu kale de olmasa N’olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası
Bir de yine sevgili çocuk Biliyorsun kişi tutkularıyla Yalnızlığını adlandırıyor o kadar
Arkada bir su devrile devrile akıyor Rastgele bir ağaca soruyorum Bir şey var sanki onu soruyorum Değil orda diyor belki biraz daha ilerde Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan Ataerkil bir aile gözümü alıyor
Dedelerin yüzlerinde erozyon Silip götürmüş bütün evetleri
Sıralanmışlar su boylarına Bıçakla soyuyorlar kelimeleri
Ya suya giden küçük kızlar Onlar Tıpkı o kuşlar gibi Uçan daha bir süre Sonra da vurulduktan
Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri
Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi Şu son dönemecini de aşınca gecenin Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil Bu ağartı ancak yürekle karşılanabilir Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil Tutsaksan ellerin sıvışır gider zincirlerinden Ve balyozla vursalar mısralarına Soylu bir demir sesi yükselir Soylu büyük ve mavi bir demir sesi
Ellerim gece yatısına çağrılmış Ve Telaşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi
Sabahın ilk saatlerinde datçanın eşsiz güzellikleri arasında şu benim meşhur limon ağacımın dibindeyim. Acı kahvenin kokusuyla limon ağacımın kokusu birbirine karıştı. Ve hayaller, yaşanmışlıklar, henüz yaşanamamış duygular (yaşanmayacak anlamına gelmez) birbirine harmanlanırken; yine yazmak, yine kalem, yine şiir ve ben... okuyan ve gülümseyen güzel kalplere güzel hafta sonu dileklerimle kocaman bir.gülücük ve GÜNAYDIN :)
AYDIN ÖNCEL
14.04.2023 - 16:01
Paylaşımınız için çok teşekkür ederim. Ön yazınız, yazımdan çok daha değerli. Kaleminize yüreğinize sağlık.
Estağfurullah Aydın bey yazınız sayfaya geç düştüğü İçin şimdi gördüm.
Çok kıymetli yazarlarımızdan birisiniz.
Satın alınamayan şeyleri severim ben.
Deniz gibi,
Gökyüzü gibi,
Ay ve güneş gibi
Ve sevgi gibi.
S.A
Neden böyleyim diyorum bazen samimiyetsiz insanları nerede görsem tanıyorum.
Dedim ki; Neslim almış nasibini müptezel sevdalardan.
Ne yana başımı çevirsem aşkçıklara çarpıyor artık ne kadar basitleşmişse ortalık aşk meşk dolu. Gelde İnan şimdi.
Gel gelelim şu bizim eski bank’a
Yine yıldızlı gece, yine ay, yüzüne meftun
Vurulmuşsam yakamozlu limon çiçeğine
Suç benim mi bu kadar güzel olmasaydın
Dedi; çığırtkan gece kuşu deniz kızına
Sağlı sollu binlerce yıldız tozu karışmış
Havaya, soluk soluğa esiyor lodos
Yosun kokuları amber gibi tütsüleniyor buram buram
Elimde keçi sütlü dondurma bu arada adı da dillere destan meşhur keçi “Pakize”
Bu zamanlar çok güzel olur benim bank
Dalgalar bana ben dalgalara karışırım
Herkes tanıdık, adım başına bir Gülen yüz
Bir hoş safa bir de hoş bir seda kalır yüreğe dokunan insan yüreklerinden öpüyorum doyasıya yolumu gözleyen dost selamların. :)
Ata kızı
Yağmur toprağa vurdukça doldum, doldukça eğildim, eğildikçe büyüdüm, topraktan gayrısına hiç eyvallah etmedim bakıyorum etrafıma bahçeler var çeşit çeşit bahçeler. Kimileri bir demet Yasemin ekti, kimileri gül döktü yollara. Kimilerinin burnu değerken kaf dağına, kimileri olgunlaşmaya durdu her daim toprağında.
Ata kızı
Gelecek günleri hayal ediyorum da şimdilerde yaşanması ihtimal masalsı anlar varken, oralara varınca elimde bir avuç keşkeler kalmasından muaf tuttum zamanımı, iyikilerle gidiyorum senden hayat.
Ata kızı
S onsuz boşlukta gibiyim
D ünsüz ve sessiz
S en vazgeçemediğim
Ç ağlayan ırmaklar gibi ruhum
S ona hasret,
Vuslata çeyrek kaldı sevgilim
Ata kızı
Sen sık sık gülen gülerken de
Sevecen bir akdeniz çizgisini
Sol yanına ağzının
İliştiren çocuk özenle
Yabana mı atıyorum yani seni
Yabana mı atıyorum saat altı buçukları
Çocuk ve Allah’ın en eski baskısını
Değil, değil bunların biri
Gözlerimin gemileri kuş istiyor
Açılıp kapandıkça sevdam
Kapanıp açılıyor bir mavi
Şahmaran süt istiyor kefeninde
Üç aylık ölmüş çocukların
Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kamber
Ay kana kana batıyor
Ay kana kana batıyor
Eşkiyalar gecenin yangınını izliyorlar uzakta
Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyim
Jandarma daima nesirde kalacaktır
Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
Patronun karısını zimmetine geçirip
Amasya’dan Kars’a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
Alevilikten konuşuyoruz uzun süre
Yanımdaki hep bir gazetede Marilyn Monroe’nun resimlerine bakıyor
Mariyln Monroe öldü diyorum ona
Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
Şimdiyse cennette Nietzsche’nin metresi olması gerekir
Bunları diyorum daha ne varsa diyorum
İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
Belki de bir günler bunun için Aydın’da bulunduğumu
Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu olduğumu
İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya’da
Ankara’da dokunak Yozgat’ta becerik olduğunu
Van’da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
İstanbul’da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse dialektik
Acemi bir bulut bozuyor görüntüyü eski bir şarkı gibi
Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
Sinirli bir elin uysal bir bardağa
Çok yukardan döktüğü bir içki gelir
Sonsuz ve olağanüstü bir bira
Köpüklene köpüklene biçimlendirir
Soyunarak ağlayan bir kadını
Acı bilincinde sonrasızlığın
Ama bırakalım bırakalım bunları
Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve büyük yakalarıyla
Ve faytoncular görüyorum
Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren
Kars’tayım bu ne biçim Kars bir kenarda
Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin üstünde
Kars kalesi yükseliyor
Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha elverişli bir şekilde
Hırpalayan bu kale de olmasa
N’olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk
Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası
Bir de yine sevgili çocuk
Biliyorsun kişi tutkularıyla
Yalnızlığını adlandırıyor o kadar
Arkada bir su devrile devrile akıyor
Rastgele bir ağaca soruyorum
Bir şey var sanki onu soruyorum
Değil orda diyor belki biraz daha ilerde
Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
Ataerkil bir aile gözümü alıyor
Dedelerin yüzlerinde erozyon
Silip götürmüş bütün evetleri
Annelerinse ağızlarında hiyeroglif
Babalarınsa ağustoslar atasözleri
Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
Teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini
Ablalarınsa boyunları soru işareti
Ağabeylerse utançlarından emrah
Sıralanmışlar su boylarına
Bıçakla soyuyorlar kelimeleri
Ya suya giden küçük kızlar
Onlar
Tıpkı o kuşlar gibi
Uçan daha bir süre
Sonra da vurulduktan
Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri
Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
Şu son dönemecini de aşınca gecenin
Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
Bu ağartı ancak yürekle karşılanabilir
Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
Tutsaksan ellerin sıvışır gider zincirlerinden
Ve balyozla vursalar mısralarına
Soylu bir demir sesi yükselir
Soylu büyük ve mavi bir demir sesi
Ellerim gece yatısına çağrılmış
Ve
Telaşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi
Yüzüm giyotine abone
Cemal Süreya
Sabahın ilk saatlerinde datçanın eşsiz güzellikleri arasında şu benim meşhur limon ağacımın dibindeyim. Acı kahvenin kokusuyla limon ağacımın kokusu birbirine karıştı. Ve hayaller, yaşanmışlıklar, henüz yaşanamamış duygular (yaşanmayacak anlamına gelmez) birbirine harmanlanırken; yine yazmak, yine kalem, yine şiir ve ben... okuyan ve gülümseyen güzel kalplere
güzel hafta sonu dileklerimle kocaman bir.gülücük ve GÜNAYDIN :)