Yazıyorum, yazdıkça yazasım geliyor, sanki bir türlü susmak bilmeyen beyin hücrelerimden taşan öğrenmek isteği bedenimin yetişemediği yerdeyken satır satır dünyayı geziyor.gezdikçe görüyor gördükçe yazıyorum.
August Rodin, yaşamında aldığı ilk büyük siparişinde, İtalyan şair Dante”nin İlahi Komedya eserinden esinlenerek, aslında hiçbir zaman tamamlayamayacağı “Cehennemin Kapıları”nı yapmaya başlar. Ortaya çıkan eserde kapının iki yanına Âdem ile Havva’yı yerleştirirken, üst tarafındaki heykelde Dante’nin kendisini tasvir eder. Fakat 1906’da biten heykelin bu kısmı “Düşünen Adam” adıyla, heykelin kendisinden daha fazla tanınır ve pek çok ülkede bahçelere, meydanlara, müzelere, üniversitelere heykelin kopyası dikilir. Alıntı
Daha sonra Kemal Künmat tarafından 1951’de başlanıp Mehmet Pişdar 1952’de tarafından tamamlanmış düşünen adam heykeli
“Fahri Celal Göktulga’ya, bu heykelin bir akıl hastanesinin bahçesinde bulunmasının neyi ifade ettiğini sorarlar. Göktulga yarı şaka yarı ciddi gülümseyerek “Hastane dışındakilerinin durumu içeridekilerden daha kötü, bu heykel onların durumu ne olacak diye düşünüyor” şeklinde yanıt verir.” Alıntı
Önce yazının bu kısmından cevap vermek istedim:)
Zaten yapan heykeltraşın da anlatmak istediği çok farklı. Aslında yıllardır insanlar arasında dolaşan buna safsata diyorum. “Çok düşünmekten delirir insan” fikrini hiç benimsemedim. Bence tam tersine düşünmesini bilmeyen insan delirir çünkü yaşamını idame ettirebilmek için dışardan fikirler almak zorundadır. Ve herkesin fikri farklıdır ve sonunda aklı karışıp maalesef o ince çizgiyi aşıp aklını yitirebilir. Cennet ve cehenneme gelince aslında ilk okunuşta dini boyutunu akla getirsede beyinde yaşanan fırtınaları ve halk arasında iyilik ve kötülük anlayışına atıftır. Cenneti de cehennemi de insanın kendisi yaratır. Asıl cennet ve cehennem aklın nüvelerinde saklı.
Bir de bir taşla iki kuş vurmak değil midir kalbinde güzellikleri yeşertip huzurlu yaşamaya çalışmak? Eğer ahiret dediklerinin tarlasıyla dünya ne ekiyorsak o biçiliyorsa. Hem dünyayı güzel yaşarken aynı paralelde Cenneti de kazanmış olmaz mıyız? Bence Cenneti kazanmak İçin dünyada acı çekmek formülü yanlış! :) Sizce Mehmet bey?
Neden böyleyim diyorum bazen samimiyetsiz insanları nerede görsem tanıyorum.
Dedim ki; Neslim almış nasibini müptezel sevdalardan. Ne yana başımı çevirsem aşkçıklara çarpıyor artık ne kadar basitleşmişse ortalık aşk meşk dolu. Gelde İnan şimdi.
Gel gelelim şu bizim eski bank’a Yine yıldızlı gece, yine ay, yüzüne meftun Vurulmuşsam yakamozlu limon çiçeğine Suç benim mi bu kadar güzel olmasaydın Dedi; çığırtkan gece kuşu deniz kızına Sağlı sollu binlerce yıldız tozu karışmış Havaya, soluk soluğa esiyor lodos Yosun kokuları amber gibi tütsüleniyor buram buram Elimde keçi sütlü dondurma bu arada adı da dillere destan meşhur keçi “Pakize” Bu zamanlar çok güzel olur benim bank Dalgalar bana ben dalgalara karışırım Herkes tanıdık, adım başına bir Gülen yüz Bir hoş safa bir de hoş bir seda kalır yüreğe dokunan insan yüreklerinden öpüyorum doyasıya yolumu gözleyen dost selamların. :) Ata kızı
Yazıyorum, yazdıkça yazasım geliyor, sanki bir türlü susmak bilmeyen beyin hücrelerimden taşan öğrenmek isteği bedenimin yetişemediği yerdeyken satır satır dünyayı geziyor.gezdikçe görüyor gördükçe yazıyorum.
August Rodin, yaşamında aldığı ilk büyük siparişinde, İtalyan şair Dante”nin İlahi Komedya eserinden esinlenerek, aslında hiçbir zaman tamamlayamayacağı “Cehennemin Kapıları”nı yapmaya başlar. Ortaya çıkan eserde kapının iki yanına Âdem ile Havva’yı yerleştirirken, üst tarafındaki heykelde Dante’nin kendisini tasvir eder. Fakat 1906’da biten heykelin bu kısmı “Düşünen Adam” adıyla, heykelin kendisinden daha fazla tanınır ve pek çok ülkede bahçelere, meydanlara, müzelere, üniversitelere heykelin kopyası dikilir.
Alıntı
Daha sonra Kemal Künmat tarafından 1951’de başlanıp
Mehmet Pişdar 1952’de tarafından tamamlanmış düşünen adam heykeli
“Fahri Celal Göktulga’ya, bu heykelin bir akıl hastanesinin bahçesinde bulunmasının neyi ifade ettiğini sorarlar. Göktulga yarı şaka yarı ciddi gülümseyerek “Hastane dışındakilerinin durumu içeridekilerden daha kötü, bu heykel onların durumu ne olacak diye düşünüyor” şeklinde yanıt verir.”
Alıntı
Önce yazının bu kısmından cevap vermek istedim:)
Zaten yapan heykeltraşın da anlatmak istediği çok farklı. Aslında yıllardır insanlar arasında dolaşan buna safsata diyorum. “Çok düşünmekten delirir insan” fikrini hiç benimsemedim. Bence tam tersine düşünmesini bilmeyen insan delirir çünkü yaşamını idame ettirebilmek için dışardan fikirler almak zorundadır. Ve herkesin fikri farklıdır ve sonunda aklı karışıp maalesef o ince çizgiyi aşıp aklını yitirebilir.
Cennet ve cehenneme gelince aslında ilk okunuşta dini boyutunu akla getirsede beyinde yaşanan fırtınaları ve halk arasında iyilik ve kötülük anlayışına atıftır. Cenneti de cehennemi de insanın kendisi yaratır. Asıl cennet ve cehennem aklın nüvelerinde saklı.
Bir de bir taşla iki kuş vurmak değil midir kalbinde güzellikleri yeşertip huzurlu yaşamaya çalışmak? Eğer ahiret dediklerinin tarlasıyla dünya ne ekiyorsak o biçiliyorsa. Hem dünyayı güzel yaşarken aynı paralelde Cenneti de kazanmış olmaz mıyız? Bence Cenneti kazanmak İçin dünyada acı çekmek formülü yanlış! :)
Sizce Mehmet bey?
Akılsızlar cenneti inşaa etmeye uğraşır, Akıllılar cenneti kalplerinde Yaşar.
Ata kızı
AYDIN ÖNCEL
14.04.2023 - 16:01
Paylaşımınız için çok teşekkür ederim. Ön yazınız, yazımdan çok daha değerli. Kaleminize yüreğinize sağlık.
Estağfurullah Aydın bey yazınız sayfaya geç düştüğü İçin şimdi gördüm.
Çok kıymetli yazarlarımızdan birisiniz.
Satın alınamayan şeyleri severim ben.
Deniz gibi,
Gökyüzü gibi,
Ay ve güneş gibi
Ve sevgi gibi.
S.A
Neden böyleyim diyorum bazen samimiyetsiz insanları nerede görsem tanıyorum.
Dedim ki; Neslim almış nasibini müptezel sevdalardan.
Ne yana başımı çevirsem aşkçıklara çarpıyor artık ne kadar basitleşmişse ortalık aşk meşk dolu. Gelde İnan şimdi.
Gel gelelim şu bizim eski bank’a
Yine yıldızlı gece, yine ay, yüzüne meftun
Vurulmuşsam yakamozlu limon çiçeğine
Suç benim mi bu kadar güzel olmasaydın
Dedi; çığırtkan gece kuşu deniz kızına
Sağlı sollu binlerce yıldız tozu karışmış
Havaya, soluk soluğa esiyor lodos
Yosun kokuları amber gibi tütsüleniyor buram buram
Elimde keçi sütlü dondurma bu arada adı da dillere destan meşhur keçi “Pakize”
Bu zamanlar çok güzel olur benim bank
Dalgalar bana ben dalgalara karışırım
Herkes tanıdık, adım başına bir Gülen yüz
Bir hoş safa bir de hoş bir seda kalır yüreğe dokunan insan yüreklerinden öpüyorum doyasıya yolumu gözleyen dost selamların. :)
Ata kızı