Hayat zaman dilimi ve içinde bulunduğumuz kadarı bize ait.,onu nasıl şekillendireceğimizi de ancak biz ve tercihlerimiz belirler. Tercihlerimiz sonucunda ise mutlu ya da mutsuz oluruz. Videoda açlık hissini yok etmek için yemek yerken bunun mutluluk verici olduğunu ancak mutluluğun ileriki zamanlarda acıya dönüşmemesi için dozunda yemekten örnek vermişti. Fayda zarar hesabını yapmayı bilmek zordur bunu yapabilmek için zekâ gerekli olduğunu düşünüyorum ve videoda bu da zeka özürlü karakterin iyilik yapmak isterken nasıl bir insanı öldürebileceğini de gördük. Hayatta böyle değil mi? Tıpkı zehrin dozunda alındığında ilaç. Dozunu aştığında gerçek etkisini gördüğümüz bir zaman dilimi. Acının yokluğu koskoca bir boşlukta olabilir. Mutluluk hayatta az ile yetinmeyi bilip, çok ile dozu aşmadan dengeli yaşayabilmek belki de. Hayır diyebilmek yeri geldiğinde. ( kendine de) acının olmadığı yerde mutluluk olmaz düşünsenize acının tadını almayan dil, tatlıyı nasıl algılar? Mutluluk hedef değildir zaten. Acı da mutluluk da mevcut durumdur kişi ne ile mutlu olacağını bilir ve ona yönelik tercihler yapabilirse mutluluğu hayatına uyarlamış olur. Aslında mutlu olmak hayatın geneline yayılması demek bana göre dönem dönem elbette ki acılar yaşanacak kişiler doğru tercihler yaparak uzun vadede mutluluğu yakalayabilirse arada yaşayacağı acılardan dolayı ruhsal çöküşleri hem çok kolay atlatacak hem de genel baktığımızda bu kişi mutludur diyebileceğiz.( tersi durumda mutsuz) Evliliklerden örnek vereyim. Biriyle onun kötü taraflarını bildiğiniz halde sadece ilginizi çeken bir özelliğinden dolayı sevdiniz ve evlendiniz Bu sizi kısa süreli mutlu edecektir. Onu elde edip onunla yaşamak tan haz alacak ama zaman geçtikçe bu özelliği her iki tarafıda mutlu etmeye yetmeyecek dahası uzun vadede mutsuzluğa dönüşecektir. Peki kişiler bunu bilinçli olarak yapmaz mi? Bence bilerek ve isteyerek işte tıpkı o yemeği dozunda yemek örneğindeki gibi kısa vadeli haz duygusunu uzun vadeli mutluluğa tercih etmek gibi. Yine aynı noktaya geldim; hayat ne verirsen onu geri verir. Ne eksik ne de Einstein düşüncesi gibi fazla.
Yazıyorum, yazdıkça yazasım geliyor, sanki bir türlü susmak bilmeyen beyin hücrelerimden taşan öğrenmek isteği bedenimin yetişemediği yerdeyken satır satır dünyayı geziyor.gezdikçe görüyor gördükçe yazıyorum.
August Rodin, yaşamında aldığı ilk büyük siparişinde, İtalyan şair Dante”nin İlahi Komedya eserinden esinlenerek, aslında hiçbir zaman tamamlayamayacağı “Cehennemin Kapıları”nı yapmaya başlar. Ortaya çıkan eserde kapının iki yanına Âdem ile Havva’yı yerleştirirken, üst tarafındaki heykelde Dante’nin kendisini tasvir eder. Fakat 1906’da biten heykelin bu kısmı “Düşünen Adam” adıyla, heykelin kendisinden daha fazla tanınır ve pek çok ülkede bahçelere, meydanlara, müzelere, üniversitelere heykelin kopyası dikilir. Alıntı
Daha sonra Kemal Künmat tarafından 1951’de başlanıp Mehmet Pişdar 1952’de tarafından tamamlanmış düşünen adam heykeli
“Fahri Celal Göktulga’ya, bu heykelin bir akıl hastanesinin bahçesinde bulunmasının neyi ifade ettiğini sorarlar. Göktulga yarı şaka yarı ciddi gülümseyerek “Hastane dışındakilerinin durumu içeridekilerden daha kötü, bu heykel onların durumu ne olacak diye düşünüyor” şeklinde yanıt verir.” Alıntı
Önce yazının bu kısmından cevap vermek istedim:)
Zaten yapan heykeltraşın da anlatmak istediği çok farklı. Aslında yıllardır insanlar arasında dolaşan buna safsata diyorum. “Çok düşünmekten delirir insan” fikrini hiç benimsemedim. Bence tam tersine düşünmesini bilmeyen insan delirir çünkü yaşamını idame ettirebilmek için dışardan fikirler almak zorundadır. Ve herkesin fikri farklıdır ve sonunda aklı karışıp maalesef o ince çizgiyi aşıp aklını yitirebilir. Cennet ve cehenneme gelince aslında ilk okunuşta dini boyutunu akla getirsede beyinde yaşanan fırtınaları ve halk arasında iyilik ve kötülük anlayışına atıftır. Cenneti de cehennemi de insanın kendisi yaratır. Asıl cennet ve cehennem aklın nüvelerinde saklı.
Bir de bir taşla iki kuş vurmak değil midir kalbinde güzellikleri yeşertip huzurlu yaşamaya çalışmak? Eğer ahiret dediklerinin tarlasıyla dünya ne ekiyorsak o biçiliyorsa. Hem dünyayı güzel yaşarken aynı paralelde Cenneti de kazanmış olmaz mıyız? Bence Cenneti kazanmak İçin dünyada acı çekmek formülü yanlış! :) Sizce Mehmet bey?
Artık tünaydını da geçtik en iyisi iyi akşamlara bağlayalım:)
Hoş geldiniz sayfaya
Yüreğinize sağlık...
Kokulu günaydınlar getirdim sayfaya bakmayın öyle avuçlarımdaki beyaz renge hele bir dökeyim damla damla masmavi derya deniz. :)
Ata kızı
Mesela;
Gülmek ömrü uzatır:) koskoca muazzam bir felsefedir.
Hayat zaman dilimi ve içinde bulunduğumuz kadarı bize ait.,onu nasıl şekillendireceğimizi de ancak biz ve tercihlerimiz belirler. Tercihlerimiz sonucunda ise mutlu ya da mutsuz oluruz. Videoda açlık hissini yok etmek için yemek yerken bunun mutluluk verici olduğunu ancak mutluluğun ileriki zamanlarda acıya dönüşmemesi için dozunda yemekten örnek vermişti. Fayda zarar hesabını yapmayı bilmek zordur bunu yapabilmek için zekâ gerekli olduğunu düşünüyorum ve videoda bu da zeka özürlü karakterin iyilik yapmak isterken nasıl bir insanı öldürebileceğini de gördük. Hayatta böyle değil mi? Tıpkı zehrin dozunda alındığında ilaç. Dozunu aştığında gerçek etkisini gördüğümüz bir zaman dilimi. Acının yokluğu koskoca bir boşlukta olabilir. Mutluluk hayatta az ile yetinmeyi bilip, çok ile dozu aşmadan dengeli yaşayabilmek belki de. Hayır diyebilmek yeri geldiğinde. ( kendine de) acının olmadığı yerde mutluluk olmaz düşünsenize acının tadını almayan dil, tatlıyı nasıl algılar? Mutluluk hedef değildir zaten. Acı da mutluluk da mevcut durumdur kişi ne ile mutlu olacağını bilir ve ona yönelik tercihler yapabilirse mutluluğu hayatına uyarlamış olur. Aslında mutlu olmak hayatın geneline yayılması demek bana göre dönem dönem elbette ki acılar yaşanacak kişiler doğru tercihler yaparak uzun vadede mutluluğu yakalayabilirse arada yaşayacağı acılardan dolayı ruhsal çöküşleri hem çok kolay atlatacak hem de genel baktığımızda bu kişi mutludur diyebileceğiz.( tersi durumda mutsuz)
Evliliklerden örnek vereyim. Biriyle onun kötü taraflarını bildiğiniz halde sadece ilginizi çeken bir özelliğinden dolayı sevdiniz ve evlendiniz Bu sizi kısa süreli mutlu edecektir. Onu elde edip onunla yaşamak tan haz alacak ama zaman geçtikçe bu özelliği her iki tarafıda mutlu etmeye yetmeyecek dahası uzun vadede mutsuzluğa dönüşecektir. Peki kişiler bunu bilinçli olarak yapmaz mi? Bence bilerek ve isteyerek işte tıpkı o yemeği dozunda yemek örneğindeki gibi kısa vadeli haz duygusunu uzun vadeli mutluluğa tercih etmek gibi. Yine aynı noktaya geldim; hayat ne verirsen onu geri verir. Ne eksik ne de Einstein düşüncesi gibi fazla.
Belki de cennet bu yüzden zordur..?
Mutlu olmayı başarmak yani. Oysa cehennem için uğraşmaya bile gerek yok. :)
Yazıyorum, yazdıkça yazasım geliyor, sanki bir türlü susmak bilmeyen beyin hücrelerimden taşan öğrenmek isteği bedenimin yetişemediği yerdeyken satır satır dünyayı geziyor.gezdikçe görüyor gördükçe yazıyorum.
August Rodin, yaşamında aldığı ilk büyük siparişinde, İtalyan şair Dante”nin İlahi Komedya eserinden esinlenerek, aslında hiçbir zaman tamamlayamayacağı “Cehennemin Kapıları”nı yapmaya başlar. Ortaya çıkan eserde kapının iki yanına Âdem ile Havva’yı yerleştirirken, üst tarafındaki heykelde Dante’nin kendisini tasvir eder. Fakat 1906’da biten heykelin bu kısmı “Düşünen Adam” adıyla, heykelin kendisinden daha fazla tanınır ve pek çok ülkede bahçelere, meydanlara, müzelere, üniversitelere heykelin kopyası dikilir.
Alıntı
Daha sonra Kemal Künmat tarafından 1951’de başlanıp
Mehmet Pişdar 1952’de tarafından tamamlanmış düşünen adam heykeli
“Fahri Celal Göktulga’ya, bu heykelin bir akıl hastanesinin bahçesinde bulunmasının neyi ifade ettiğini sorarlar. Göktulga yarı şaka yarı ciddi gülümseyerek “Hastane dışındakilerinin durumu içeridekilerden daha kötü, bu heykel onların durumu ne olacak diye düşünüyor” şeklinde yanıt verir.”
Alıntı
Önce yazının bu kısmından cevap vermek istedim:)
Zaten yapan heykeltraşın da anlatmak istediği çok farklı. Aslında yıllardır insanlar arasında dolaşan buna safsata diyorum. “Çok düşünmekten delirir insan” fikrini hiç benimsemedim. Bence tam tersine düşünmesini bilmeyen insan delirir çünkü yaşamını idame ettirebilmek için dışardan fikirler almak zorundadır. Ve herkesin fikri farklıdır ve sonunda aklı karışıp maalesef o ince çizgiyi aşıp aklını yitirebilir.
Cennet ve cehenneme gelince aslında ilk okunuşta dini boyutunu akla getirsede beyinde yaşanan fırtınaları ve halk arasında iyilik ve kötülük anlayışına atıftır. Cenneti de cehennemi de insanın kendisi yaratır. Asıl cennet ve cehennem aklın nüvelerinde saklı.
Bir de bir taşla iki kuş vurmak değil midir kalbinde güzellikleri yeşertip huzurlu yaşamaya çalışmak? Eğer ahiret dediklerinin tarlasıyla dünya ne ekiyorsak o biçiliyorsa. Hem dünyayı güzel yaşarken aynı paralelde Cenneti de kazanmış olmaz mıyız? Bence Cenneti kazanmak İçin dünyada acı çekmek formülü yanlış! :)
Sizce Mehmet bey?
Akılsızlar cenneti inşaa etmeye uğraşır, Akıllılar cenneti kalplerinde Yaşar.
Ata kızı