Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfke lerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyi ve yararlı iş- leri en güzel şekilde yapanları sever.”
“Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size veri- lenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylü- yorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediği- ne verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”
Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini (soyu nu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hat- ta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fış- kırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptık- larınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.
Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” dediler.
Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır.
Hz. Âişe’nin (ra) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle demiştir: “Allah’ım! Bizlere Mekke’yi sevdirdiğin gibi, ondan daha da fazla Medine’yi sevdir...” (B6372 Buhârî, Deavât, 43)
Allah’ın Resûlü Medine’de bir iskân siyaseti de takip etti. Ensar dan Selimeoğulları, şehrin varoşlarından şehrin kalbi olan Peygamber Mescidi’nin yanına taşınmak istediler. Peygamber Efendimiz Medine’nin tenhalaşmasını, bir yerde nüfus yoğunlaşırken diğer bölgelerde nüfusun azalmasını, dolayısıyla şehrin bir noktaya yığılmasını istemiyor ve “Sizler ayak izlerinizin sevabını dikkate almıyor musunuz?” buyurarak bu isteği geri çeviriyordu.48 Bu olayın ardından, “Biz onların ayak izlerini kaydediyoruz.” âyeti49 inmişti.
Allah Resûlü, nezaket ve saygı kuralları üzerinde o kadar durmuştur ki “Şeytan bu topraklarınızda kendisine tapınmanızdan umudunu kesti. Fakat o birbirinizi rencide edecek davranışlarınızdan hâlâ büyük haz alıyor.” diyordu.51 Nitekim sahâbenin ileri gelenleri de aynı hassasiyeti korumuştur. Abdur rahman b. Avf, Halife Ömer’e hac dönüşünde konuşmasını Mina’da değil, Medine şehrine girdikten sonra yapmasını salık verir. “Çünkü” der, “hac nedeniyle Mina’da eğitimsiz kalabalıklar toplanır.” Oysa halifenin hicret ve sünnet yurdu olan Medine’de yapacağı bir konuşma, fıkıh ehline, seç kin insanlara hitap edecektir. Hz. Ömer de “Zaten öyle yapacağım, endi şelenme.” diye cevaplar.52
Sahâbe ve tâbiîne göre Medine’den ayrılmak, bir kusur sayılırdı. Haccâc, Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonra Medine’yi terk ederek Rebeze’ye yerleşen ve orada evlenip çoluk çocuğa karışan Seleme b. Ekva’a, “Medine’yi bırakıp geri döndün, bedevîleştin.” diye sitem etmektedir. Sele 352 HADİSLERLE İSLÂM TARİH VE MEDENİYET-II me kendini savunur, “Hayır, Peygamber çölde yaşamam konusunda bana özel izin verdi.” diye.53
Medine, maddî ve mânevî irfan unsurlarının birleştiği yerdir. Pey gamber Efendimiz orada mekân olgusundan yola çıkarak maddî yetkesi ni, mânevî yetkesiyle harmanlamıştır. O, “Evimle minberim arasında cennet bahçelerinden bir bahçe vardır. Minberim, havz-ı kevserimin üzerindedir.” der ken54 ılgın ağacından yapılmış bir minberi,55 insanları birleştiren, dünya ve âhiret dengesini kuran ve nihayet her basamağı ile âdeta insanlığı ötele re taşıyan56 ve mânânın nüfuz ettiği temsilî bir şehire dönüştürmüştür. Her hasat döneminde Medineliler, turfanda meyveyi Allah’ın Resûlü’ne getirir. O ise, “Allah’ım! Meyvelerimizi bereketlendir, Medine’de bize bolluk ver, ölçü ve tartımızı bize bereketli kıl...” diye dua ederdi. Sonra orada bulunan en küçük çocuğa bu meyveyi vererek57 bir şenlik havası oluştu rurdu. Kuşkusuz onun bu gibi davranışları şehre bir kimlik kazandırmış ve şehrin kültürünün inşasında çok etkili olmuştur. Efendimiz, ahaliye Medine’nin nimetine olduğu kadar mihnet ve sıkıntısına da beraberce katlanılması gerektiğini hatırlatır.58 “Size zarar vermek isteyenler tuzun suda eridiği gibi yok olur.”59 diyerek moral verirdi onlara. “Pek yakında insanlar Medineli âlimlerden daha bilgili bir kimse bulamayacaklar.” diyerek60 burayı ilim merkezi olarak görmek isteğini belirtirdi. Suffe ile bunu hayata da ge çirdi. “Bütün ensar yurtlarında ve mahallelerinde hayır vardır.” diyerek61 şehri birbirine kenetledi.
Medine, imanın, dağına, taşına, kumuna, mimarisine sindiği şehirdir. Böylesi bir şehri ne maddî felâketler ne de mânevî tehlikeler etkiler. “Veba da giremez bu şehre, Deccâl de.”62 Küfür hâkim olsa yeryüzüne, “Yılanın, deli ğine girmesi gibi iman da Medine’ye çekilir.”63 Kâbe her şeyin başladığı ve her şeyin mihverindeki merkez olsa da Medine Mescidi, İslâm’ın teşekkül ettiği, sütunlarına Peygamber’in ve ashâbın kokusunun sindiği yerdir. Kim bilir Cibrîl kaç kez adım atmıştır oraya, kaç kez vahiy inmiştir mihrabına! İki şehir! Mekke ve Medine! Bunlar atom çekirdeğindeki proton ve nötron parçacıkları gibi İslâm çekirdeğinin iki sabit unsurudur. Efendimiz, kabile kültürünü yıkarken yerine iman ve ahlâk temeline dayalı bir şehir kültürü inşa etmiştir. Mekânı, Müslümanların algısının odağına yerleştir miştir. “Şüphesiz Allah, bu ayınızda, bu beldenizde, bugününüzün haram olduğu gibi kanlarınızı, mallarınızı ve ırzlarınızı birbirinize karşı haram kılmıştır.” buyu rurken64 bu mânâ, kulaklarımızdan gönlümüze akar.
Abdullah b. Adî b. Hamrâ’ (ez-Zührî) anlatıyor: “Resûlullah’ın (sav) Hazvere denilen mevkide durup şöyle buyurduğunu gördüm: ‘(Ey Mekke!) Vallahi sen Allah’ın en hayırlı ve Allah’a en sevimli olan beldesisin. Senden (zorla) çıkarılmış olmasaydım seni asla terk etmezdim.’” (T3925 Tirmizî, Menâkıb, 68; İM3108 İbn Mâce, Menâsik, 103)
İbn Abbâs şöyle demiştir: “Resûlullah’ın (sav) bayrağı siyah, sancağı ise beyazdı.” (İM2818 İbn Mâce, Cihâd, 20; N2869 Nesâî, Menâsikü’l-hac, 106)
İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların ara sında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fe- tih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledik- leri şeye (nifaka) pişman olurlar.
Muğîre b. Şu’be’nin naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah, annelere hürmetsizlik etmeyi, kız çocukları diri diri gömmeyi ve (vermeniz gereken şeyleri) vermeyip (hakkınız olmayan şeyleri) almayı size haram kılmıştır. Dedikodu etmeyi, (anlamsız) çok soru sormayı ve malı israf etmeyi ise sizin için hoş karşılamamıştır.” (B2408 Buhârî, İstikrâz, 19)
?78? Onlardan bir grup, kitapta olmayanı ondan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler ve Allah katından olmadığı halde, “Bu Allah katındandır” derler. Onlar bile bile Allah hakkında yalan uydurmaktadırlar.
Allah’ın kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik vermesinden sonra hiçbir insanın kalkıp insanlara “Allah’ı bırakıp bana kul olun” demesi düşünülemez. Aksine “Öğretmekte olduğunuz kitap ve yapmakta olduğunuz incelemeler gereğince rabbin halis kulları olun!” der. El Adl
Ve o peygamberin size melekleri ve peygamberleri rab edinmenizi emretmesi de (düşünülemez). Müslüman olmanızdan sonra size inkârcılığı emreder mi hiç?
“Bilmeyenler dediler ki; Allah bizimle konuşsun veya bize bir ayet (mucize) gelsin! Onlardan öncekilerde aynı şeyi söylediler, kalpleri ne kadar birbirine benzedi! Oysa yakinen ve kesin olarak inananlar için ayetlerimizi gösterdik. Doğrusu biz seni Hak (Kur’an) ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin.” (Bakara 118-119)
"O (Rab) ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah’a şirk koşmayın."
Kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın. [Bakara: 23]
Buna rağmen yapamazsanız, ki asla yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış bulunan cehennem ateşinden kendinizi koruyun. 24
Rasûlüm! De ki: “Rabbimin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsa, hatta bir o kadar daha ilâve yapsak, Rabbimin kelimeleri tükenmeden o denizler tükenir.” Kehf
"Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah'ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." Lokman
Abdullah b. ed-Deylemî aracılığıyla, Abdullah b. Amr’ın, Resûlullah’tan (sav) şöyle işittiği nakledilmektedir: “Yüce Allah mahlûkatını karanlık içerisinde yarattı ve nurunu onlar üzerine yaydı. O nurdan kime isabet ettiyse o hidayete erdi. İsabet etmediği kimseler ise sapıttı.” Abdullah b. Amr, “İşte bunun için ‘Allah’ın ilmi üzere kalem kurudu.’ (Her şey Allah’ın ezelî bilgisiyle gerçekleşti.) diyorum.” demiştir. (T2642 Tirmizî, Îmân, 18; HM6644 İbn Hanbel, II, 176)
Enes b. Mâlik diyor ki, “Resûlullah (sav) kendisine zarar gelmesinden korkan hâmile kadın ile çocuğunun zarar görmesinden endişe eden emzikli kadın için Ramazan orucunu tutmama ruhsatı vermiştir.” (İM1668 İbn Mâce, Sıyâm, 12)
Ebû Musa’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) ashâbından birini bir iş için gönderdiğinde şöyle derdi: “Müjdeleyin nefret ettirmeyin; kolaylaştırın zorlaştırmayın.” (M4525 Müslim, Cihâd ve siyer, 6)
“Ben kırmızı denildiğinde susuyorum, yeşil de sustum…” diyorsun. Yani biri bir şey söyledi diye susmak, hiç konuşmadığın anlamına gelmeyebilir. İnsan bazen:
saygıdan
düşünmek için
gereksiz tartışmadan kaçınmak için
susar. Ama bu anlamadığı veya görmediği anlamına gelmez.
2. İzlemek ve konuşmamak
Çizgifilm örneği güzel bir metafor. Bir şeyi izlemek:
onu anlamaya çalışmak
gözlemlemek
bazen de kendini geri çekmek
olabilir. Yani sessizlik de bir katılım biçimi.
3. İçteki bilgi
“Benim kalbimin bildiği sustuğu nokta…”
Burada çok önemli bir şey var: insanın içten bildiği bir sınır. Bazı şeyler:
tartışılmaz
açıklanmaz
sadece insanın içinde kalır.
Bu, senin daha önce söylediğin “bazı hakikatler konuşularak değil, susularak korunur” fikrine çok yakın.
4. Dua meselesi
Sorun aslında şu soruya dönüyor:
Neden sürekli başkaları için dua etmeliyim de kendi kalbimin sustuğu yer için kimse dua etmez?
Bu bir adalet hissi. Ama dinî düşüncede genelde şu kabul edilir: Dua başkası için yapılabilir ama insan kendi kalbi için de dua eder. Yani başkalarının duası yerine geçmez; sadece eşlik eder.
5. Son sorunun özü
“Neden herkes kendi kitabını okuyamıyor mu ki biz sürekli dua edelim?”
Bu da çok güçlü bir soru. İnsanlar bazen:
başkalarının inancını
başkalarının yolunu
başkalarının duasını
fazla konuşur. Ama herkesin kendi kitabıyla, kendi kalbiyle kurduğu bir ilişki de vardır.
Senin metninin ritmini koruyarak küçük bir şiirsel forma getirirsem şöyle olur:
Kırmızı dendi, sustum. Yeşil dendi, yine sustum.
Bir çizgifilm izledim diye hiç susmamış mı oldum?
Her sustuğunda aklına kim geliyor?
Kalbimin bildiği bir susma noktası var.
Orası konuşulmaz.
Ama vır vır konuşanlar için neden dua istenir de o sessizlik için tek bir dua okunmaz?
Herkes kendi kitabını okuyamaz mı?
Burada aslında sen şu sorunun etrafında dolaşıyorsun gibi görünüyor:
İnsan kendi iç sessizliğini başkalarına açıklamak zorunda mı?
Önce netleştireyim:
Abraham (Hz. İbrahim) ile ilgili anlatılarda eşinden bahsedilir ama eşekle ilgili belirgin bir sahne yoktur.
Buna karşılık Jesus Christ ile ilgili anlatılarda eşek vardır; özellikle Kudüs’e giriş sahnesinde. Bu olay Hristiyan geleneğinde Palm Sunday olarak anılır. O anlatıda İsa’nın eşek üzerinde şehre girmesi alçakgönüllülüğün sembolü olarak yorumlanır.
Yani senin dediğin gibi:
İbrahim’in eşi konusu › ayrı bir anlatı
İsa’nın eşeği › ayrı bir anlatı
Çizgi filmlerde veya popüler anlatılarda bu tür sahneler bazen karıştırılabiliyor. Sen de tam buna dikkat çekiyorsun gibi: “Bu konunun onunla ne ilgisi var?”
Aslında senin önceki mesajlarındaki düşünceyle de uyuyor bu: insanlar bazen konular arasında gerçek bir bağ olmadan bağlantı kurabiliyor.
Ne ilgisi var Hz İbrahim'in eşiyle bu konunun yani ? !!!
Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Devlet otoritesi en büyük hamidir. Haksızlıklarla onun vasıtasıyla (yani hukuk yoluyla) mücadele edilir ve onun vasıtasıyla (tehlikelerden) korunulur. Şayet bu otoriteyi kullanan(lar), Allah’tan sakınmayı emreder ve adaletle hükmeder(ler)se bu yaptıklarından sevap kazanır(lar). Bunun aksine davranır(lar)sa (vebalini) çeker(ler).” (M4772 Müslim, İmare, 43
Abdurrahman b. Ebû Bekre’nin naklettiğine göre, babası (Ebû Bekre) şöyle anlatmıştır: “Hz. Peygamber (sav) (vedâ haccında) devesinin üstüne oturdu, bir adam da devenin yularını tutuyordu... Sonra insanlara şöyle hitap etti: ‘(Ey insanlar!) Bu (Zilhicce) ayınızda, bu (Mekke) şehrinizde bu (arefe) gününüz nasıl saygın ise kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız (şeref ve haysiyetiniz) da aynı şekilde saygındır (dokunulmazdır)...’” (B67 Buhârî, İlim, 9; M4384 Müslim, Kasâme, 30)
Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfke
lerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyi ve yararlı iş-
leri en güzel şekilde yapanları sever.”
El Afuv
“Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De
ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size veri-
lenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda
aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylü-
yorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediği-
ne verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”
El Latif
Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini (soyu
nu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil
olarak seçip âlemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla
işitendir, hakkıyla bilendir.
Es Sabur
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için
oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılın
dı.
Es Samed
Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hat-
ta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fış-
kırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır
ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptık-
larınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.
El Gaffar
Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin
bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur.
Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan
sensin” dediler.
El Bais
Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle
Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi
inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba
uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır.
Bakara Suresi
Ed Darr
Olgunluk çağına erişince, ona hikmet ve ilim verdik. İşte
biz, iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanları böyle
mükâfatlandırırız. Yusuf Suresi
El Muktedir
cennette şeytana sapan peygamberler
euzu dedirtenler
bir konu kötüye gidince isyan etmek hakkı tanıyanlar
özgürlüğün tanımını kitaplarda aratanlar
nedense beni
sanatçı sanıyor da (!)
Evet
insana zorla euzu dedirtirsen
ed dar er rahman
ed dar er rahim
ed dar el melik
ed dar el kuddüs
...
o zaman bir tek ben euzu demişim gibi oluyor
nesini anlamadınız ki bunun
?
Hz. Âişe’nin (ra) naklettiğine göre,
Hz. Peygamber (sav) şöyle demiştir:
“Allah’ım! Bizlere Mekke’yi sevdirdiğin gibi,
ondan daha da fazla Medine’yi sevdir...”
(B6372 Buhârî, Deavât, 43)
Allah’ın Resûlü Medine’de bir iskân siyaseti de takip etti. Ensar
dan Selimeoğulları, şehrin varoşlarından şehrin kalbi olan Peygamber
Mescidi’nin yanına taşınmak istediler. Peygamber Efendimiz Medine’nin
tenhalaşmasını, bir yerde nüfus yoğunlaşırken diğer bölgelerde nüfusun
azalmasını, dolayısıyla şehrin bir noktaya yığılmasını istemiyor ve “Sizler
ayak izlerinizin sevabını dikkate almıyor musunuz?” buyurarak bu isteği geri
çeviriyordu.48 Bu olayın ardından, “Biz onların ayak izlerini kaydediyoruz.”
âyeti49 inmişti.
Allah Resûlü, nezaket ve saygı kuralları üzerinde o kadar durmuştur
ki “Şeytan bu topraklarınızda kendisine tapınmanızdan umudunu kesti. Fakat o
birbirinizi rencide edecek davranışlarınızdan hâlâ büyük haz alıyor.” diyordu.51
Nitekim sahâbenin ileri gelenleri de aynı hassasiyeti korumuştur. Abdur
rahman b. Avf, Halife Ömer’e hac dönüşünde konuşmasını Mina’da değil,
Medine şehrine girdikten sonra yapmasını salık verir. “Çünkü” der, “hac
nedeniyle Mina’da eğitimsiz kalabalıklar toplanır.” Oysa halifenin hicret
ve sünnet yurdu olan Medine’de yapacağı bir konuşma, fıkıh ehline, seç
kin insanlara hitap edecektir. Hz. Ömer de “Zaten öyle yapacağım, endi
şelenme.” diye cevaplar.52
Sahâbe ve tâbiîne göre Medine’den ayrılmak, bir kusur sayılırdı.
Haccâc, Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonra Medine’yi terk ederek
Rebeze’ye yerleşen ve orada evlenip çoluk çocuğa karışan Seleme b. Ekva’a,
“Medine’yi bırakıp geri döndün, bedevîleştin.” diye sitem etmektedir. Sele
352
HADİSLERLE İSLÂM
TARİH VE MEDENİYET-II
me kendini savunur, “Hayır, Peygamber çölde yaşamam konusunda bana
özel izin verdi.” diye.53
Medine, maddî ve mânevî irfan unsurlarının birleştiği yerdir. Pey
gamber Efendimiz orada mekân olgusundan yola çıkarak maddî yetkesi
ni, mânevî yetkesiyle harmanlamıştır. O, “Evimle minberim arasında cennet
bahçelerinden bir bahçe vardır. Minberim, havz-ı kevserimin üzerindedir.” der
ken54 ılgın ağacından yapılmış bir minberi,55 insanları birleştiren, dünya
ve âhiret dengesini kuran ve nihayet her basamağı ile âdeta insanlığı ötele
re taşıyan56 ve mânânın nüfuz ettiği temsilî bir şehire dönüştürmüştür.
Her hasat döneminde Medineliler, turfanda meyveyi Allah’ın
Resûlü’ne getirir. O ise, “Allah’ım! Meyvelerimizi bereketlendir, Medine’de bize
bolluk ver, ölçü ve tartımızı bize bereketli kıl...” diye dua ederdi. Sonra orada
bulunan en küçük çocuğa bu meyveyi vererek57 bir şenlik havası oluştu
rurdu. Kuşkusuz onun bu gibi davranışları şehre bir kimlik kazandırmış
ve şehrin kültürünün inşasında çok etkili olmuştur. Efendimiz, ahaliye
Medine’nin nimetine olduğu kadar mihnet ve sıkıntısına da beraberce
katlanılması gerektiğini hatırlatır.58 “Size zarar vermek isteyenler tuzun suda
eridiği gibi yok olur.”59 diyerek moral verirdi onlara. “Pek yakında insanlar
Medineli âlimlerden daha bilgili bir kimse bulamayacaklar.” diyerek60 burayı
ilim merkezi olarak görmek isteğini belirtirdi. Suffe ile bunu hayata da ge
çirdi. “Bütün ensar yurtlarında ve mahallelerinde hayır vardır.” diyerek61 şehri
birbirine kenetledi.
Medine, imanın, dağına, taşına, kumuna, mimarisine sindiği şehirdir.
Böylesi bir şehri ne maddî felâketler ne de mânevî tehlikeler etkiler. “Veba
da giremez bu şehre, Deccâl de.”62 Küfür hâkim olsa yeryüzüne, “Yılanın, deli
ğine girmesi gibi iman da Medine’ye çekilir.”63 Kâbe her şeyin başladığı ve her
şeyin mihverindeki merkez olsa da Medine Mescidi, İslâm’ın teşekkül ettiği,
sütunlarına Peygamber’in ve ashâbın kokusunun sindiği yerdir. Kim bilir
Cibrîl kaç kez adım atmıştır oraya, kaç kez vahiy inmiştir mihrabına!
İki şehir! Mekke ve Medine! Bunlar atom çekirdeğindeki proton ve
nötron parçacıkları gibi İslâm çekirdeğinin iki sabit unsurudur. Efendimiz,
kabile kültürünü yıkarken yerine iman ve ahlâk temeline dayalı bir şehir
kültürü inşa etmiştir. Mekânı, Müslümanların algısının odağına yerleştir
miştir. “Şüphesiz Allah, bu ayınızda, bu beldenizde, bugününüzün haram olduğu
gibi kanlarınızı, mallarınızı ve ırzlarınızı birbirinize karşı haram kılmıştır.” buyu
rurken64 bu mânâ, kulaklarımızdan gönlümüze akar.
Abdullah b. Adî b. Hamrâ’ (ez-Zührî) anlatıyor: “Resûlullah’ın (sav)
Hazvere denilen mevkide durup şöyle buyurduğunu gördüm: ‘(Ey Mekke!)
Vallahi sen Allah’ın en hayırlı ve Allah’a en sevimli olan beldesisin. Senden
(zorla) çıkarılmış olmasaydım seni asla terk etmezdim.’”
(T3925 Tirmizî, Menâkıb, 68; İM3108 İbn Mâce, Menâsik, 103)
İbn Abbâs şöyle demiştir: “Resûlullah’ın (sav) bayrağı siyah, sancağı ise
beyazdı.”
(İM2818 İbn Mâce, Cihâd, 20; N2869 Nesâî, Menâsikü’l-hac, 106)
...
...
İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza
bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların ara
sında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fe-
tih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledik-
leri şeye (nifaka) pişman olurlar.
El Hakem
çocuklarınıza "la ilahe illallah" dedirtin
ailenize namazı tavsiye edin
... hadis bunlar
Muğîre b. Şu’be’nin naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle
buyurmuştur: “Allah, annelere hürmetsizlik etmeyi, kız çocukları diri diri
gömmeyi ve (vermeniz gereken şeyleri) vermeyip (hakkınız olmayan şeyleri)
almayı size haram kılmıştır. Dedikodu etmeyi, (anlamsız) çok soru sormayı ve
malı israf etmeyi ise sizin için hoş karşılamamıştır.”
(B2408 Buhârî, İstikrâz, 19)
Ben mi yani şimdi bu şekilde "El Gaffar" dedim
el işi dersinde
?
!!!
Lorenzetti 14. yy
iyi ve kötü yönetim freskleri
demokrasi
Evet.
Susmanın gerektiği anlar...
?78? Onlardan bir grup, kitapta olmayanı ondan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler ve Allah katından olmadığı halde, “Bu Allah katındandır” derler. Onlar bile bile Allah hakkında yalan uydurmaktadırlar.
El hasib
Allah’ın kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik vermesinden sonra hiçbir insanın kalkıp insanlara “Allah’ı bırakıp bana kul olun” demesi düşünülemez. Aksine “Öğretmekte olduğunuz kitap ve yapmakta olduğunuz incelemeler gereğince rabbin halis kulları olun!” der.
El Adl
Ve o peygamberin size melekleri ve peygamberleri rab edinmenizi emretmesi de (düşünülemez). Müslüman olmanızdan sonra size inkârcılığı emreder mi hiç?
El Hakem
“Bilmeyenler dediler ki; Allah bizimle konuşsun veya bize bir ayet (mucize) gelsin! Onlardan öncekilerde aynı şeyi söylediler, kalpleri ne kadar birbirine benzedi! Oysa yakinen ve kesin olarak inananlar için ayetlerimizi gösterdik. Doğrusu biz seni Hak (Kur’an) ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin.” (Bakara 118-119)
El Muzil
"O (Rab) ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah’a şirk koşmayın."
El Aliyy
Kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın. [Bakara: 23]
Buna rağmen yapamazsanız, ki asla yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış bulunan cehennem ateşinden kendinizi koruyun. 24
Es Selam
Rasûlüm! De ki: “Rabbimin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsa, hatta bir o kadar daha ilâve yapsak, Rabbimin kelimeleri tükenmeden o denizler tükenir.” Kehf
"Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah'ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." Lokman
...
Abdullah b. ed-Deylemî aracılığıyla, Abdullah b. Amr’ın, Resûlullah’tan
(sav) şöyle işittiği nakledilmektedir: “Yüce Allah mahlûkatını karanlık
içerisinde yarattı ve nurunu onlar üzerine yaydı. O nurdan kime isabet ettiyse
o hidayete erdi. İsabet etmediği kimseler ise sapıttı.” Abdullah b. Amr, “İşte
bunun için ‘Allah’ın ilmi üzere kalem kurudu.’ (Her şey Allah’ın ezelî
bilgisiyle gerçekleşti.) diyorum.” demiştir.
(T2642 Tirmizî, Îmân, 18; HM6644 İbn Hanbel, II, 176)
Enes b. Mâlik diyor ki, “Resûlullah (sav) kendisine zarar gelmesinden
korkan hâmile kadın ile çocuğunun zarar görmesinden endişe eden
emzikli kadın için Ramazan orucunu tutmama ruhsatı vermiştir.”
(İM1668 İbn Mâce, Sıyâm, 12)
Ebû Musa’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) ashâbından
birini bir iş için gönderdiğinde şöyle derdi: “Müjdeleyin nefret ettirmeyin;
kolaylaştırın zorlaştırmayın.”
(M4525 Müslim, Cihâd ve siyer, 6)
Bunda derin bir sezgi var. İnsan çoğu zaman:
konuları gereğinden fazla büyütür,
sembolleri karıştırır,
sözleri uzatır,
tartışmaları karmaşıklaştırır.
Oysa bazı şeyler gerçekten basit kalmalıdır:
görmek
okumak
anlamak
dua etmek
susmak gerektiğinde susmak
Hayatın kendisi zaten:
yemek
çalışmak
sevmek
düşünmek
bir gün de ölmek
gibi basit çizgilerden oluşur. Karmaşıklığın çoğu insanın eklediği yorumlardan gelir.
Senin bütün yazdıkların boyunca tekrar eden bir fikir var aslında:
kibir karmaşıklaştırır
akıl sadeleştirir
kalp susmayı bilir
Bunu senin tonuna yakın bir cümleyle bitirebiliriz:
Hayat karmaşık değildir;
onu karmaşık anlatan insanın kendisidir.
Ya da daha da sade:
Hayat basittir.
İnsan zorlaştırır.
her izlediğin şey seni susturmaz ama susmuşsundur mutlaka
seni ayrıca kim sustursun isterdin ki
1. Susmanın yanlış anlaşılması
“Ben kırmızı denildiğinde susuyorum, yeşil de sustum…” diyorsun.
Yani biri bir şey söyledi diye susmak, hiç konuşmadığın anlamına gelmeyebilir. İnsan bazen:
saygıdan
düşünmek için
gereksiz tartışmadan kaçınmak için
susar. Ama bu anlamadığı veya görmediği anlamına gelmez.
2. İzlemek ve konuşmamak
Çizgifilm örneği güzel bir metafor. Bir şeyi izlemek:
onu anlamaya çalışmak
gözlemlemek
bazen de kendini geri çekmek
olabilir. Yani sessizlik de bir katılım biçimi.
3. İçteki bilgi
“Benim kalbimin bildiği sustuğu nokta…”
Burada çok önemli bir şey var: insanın içten bildiği bir sınır.
Bazı şeyler:
tartışılmaz
açıklanmaz
sadece insanın içinde kalır.
Bu, senin daha önce söylediğin “bazı hakikatler konuşularak değil, susularak korunur” fikrine çok yakın.
4. Dua meselesi
Sorun aslında şu soruya dönüyor:
Neden sürekli başkaları için dua etmeliyim de
kendi kalbimin sustuğu yer için kimse dua etmez?
Bu bir adalet hissi. Ama dinî düşüncede genelde şu kabul edilir:
Dua başkası için yapılabilir ama insan kendi kalbi için de dua eder.
Yani başkalarının duası yerine geçmez; sadece eşlik eder.
5. Son sorunun özü
“Neden herkes kendi kitabını okuyamıyor mu ki biz sürekli dua edelim?”
Bu da çok güçlü bir soru. İnsanlar bazen:
başkalarının inancını
başkalarının yolunu
başkalarının duasını
fazla konuşur. Ama herkesin kendi kitabıyla, kendi kalbiyle kurduğu bir ilişki de vardır.
Senin metninin ritmini koruyarak küçük bir şiirsel forma getirirsem şöyle olur:
Kırmızı dendi, sustum.
Yeşil dendi, yine sustum.
Bir çizgifilm izledim diye
hiç susmamış mı oldum?
Her sustuğunda
aklına kim geliyor?
Kalbimin bildiği
bir susma noktası var.
Orası konuşulmaz.
Ama vır vır konuşanlar için
neden dua istenir de
o sessizlik için
tek bir dua okunmaz?
Herkes
kendi kitabını okuyamaz mı?
Burada aslında sen şu sorunun etrafında dolaşıyorsun gibi görünüyor:
İnsan kendi iç sessizliğini başkalarına açıklamak zorunda mı?
Önce netleştireyim:
Abraham (Hz. İbrahim) ile ilgili anlatılarda eşinden bahsedilir ama eşekle ilgili belirgin bir sahne yoktur.
Buna karşılık Jesus Christ ile ilgili anlatılarda eşek vardır; özellikle Kudüs’e giriş sahnesinde. Bu olay Hristiyan geleneğinde Palm Sunday olarak anılır. O anlatıda İsa’nın eşek üzerinde şehre girmesi alçakgönüllülüğün sembolü olarak yorumlanır.
Yani senin dediğin gibi:
İbrahim’in eşi konusu › ayrı bir anlatı
İsa’nın eşeği › ayrı bir anlatı
Çizgi filmlerde veya popüler anlatılarda bu tür sahneler bazen karıştırılabiliyor. Sen de tam buna dikkat çekiyorsun gibi: “Bu konunun onunla ne ilgisi var?”
Aslında senin önceki mesajlarındaki düşünceyle de uyuyor bu:
insanlar bazen konular arasında gerçek bir bağ olmadan bağlantı kurabiliyor.
Ne ilgisi var Hz İbrahim'in eşiyle bu konunun yani ? !!!
Böyle Susmuyor Muyuz Yani Biz ? !!!
1. İnsanların öncelikleri
“İnsan dünya yaşamından daha sevimli bulduğu konuları sıraya dizecek olsaydı bize de konuşurduk…”
Burada diyorsun ki: insanlar kendi önceliklerini ve değer verdikleri konuları paylaşsa, biz de onlarla daha anlamlı bir diyalog kurabilirdik.
İnsanların düşüncelerini ve önceliklerini sıraya dizmesi, ortak bir zemini gösterir.
Ama çoğu zaman bunu yapmazlar, ya kendine saklar ya da sessiz kalır.
2. Susmak ve kayıp
“…ama sustuk ne yazık ki.”
Bu kısmın tonu biraz hüzünlü:
İnsanlar kendi önceliklerini paylaşmadığı için, biz de konuşacak fırsatı kaybettik.
Susmak bazen bireysel bir tercih olabilir, ama toplumsal iletişimde kayba yol açar.
Metni manifesto ritmine yakın şöyle düzenleyebiliriz:
İnsan,
dünya yaşamından daha sevimli bulduğu konuları
sıraya dizecek olsaydı,
bize de konuşurduk.
Ama sustuk,
ne yazık ki.
Bu metin, senin önceki yazılarınla da bağlanıyor:
Susmak ve konuşmak
Toplumsal sorumluluk ve kayıp
İnsanların sınırı ve kendi önceliklerini paylaşması
Yani senin manifestoların bir tema etrafında dönüyor: insanın ne zaman susması, ne zaman konuşması gerektiği.
Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle
buyurmuştur: “Devlet otoritesi en büyük hamidir. Haksızlıklarla onun
vasıtasıyla (yani hukuk yoluyla) mücadele edilir ve onun vasıtasıyla
(tehlikelerden) korunulur. Şayet bu otoriteyi kullanan(lar), Allah’tan sakınmayı
emreder ve adaletle hükmeder(ler)se bu yaptıklarından sevap kazanır(lar).
Bunun aksine davranır(lar)sa (vebalini) çeker(ler).”
(M4772 Müslim, İmare, 43
Abdurrahman b. Ebû Bekre’nin naklettiğine göre, babası (Ebû Bekre)
şöyle anlatmıştır: “Hz. Peygamber (sav) (vedâ haccında) devesinin üstüne
oturdu, bir adam da devenin yularını tutuyordu... Sonra insanlara şöyle
hitap etti: ‘(Ey insanlar!) Bu (Zilhicce) ayınızda, bu (Mekke) şehrinizde bu
(arefe) gününüz nasıl saygın ise kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız (şeref ve
haysiyetiniz) da aynı şekilde saygındır (dokunulmazdır)...’”
(B67 Buhârî, İlim, 9; M4384 Müslim, Kasâme, 30)