Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Esmaül Hüsna sizce ne demek, Esmaül Hüsna size neyi çağrıştırıyor?

Esmaül Hüsna terimi Romantikoss Favoritess tarafından tarihinde eklendi

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    şu konu zaten isa diyordum
    öteki türlü de biz zaten -bir cennet mefhumu


    şiirmiş de
    okulda sormuş da
    kitabı okumuş mu da
    ne demiş de öyleymiş de
    o şarkıyı kim yazmış ki
    resim mi uzmanlığı
    öğretmen hiç olur mu
    anası babası yanında mı
    o gece nerede görülmüş


    bunlar "normal değil" -inanmayan biri açısından

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Sahneden dünyaya bakar gibi bakıyorum sana.
    Işıklar gözümü biraz kamaştırıyor, ama yine de seçebiliyorum: yüzler, sandalyeler, boşluklar… ve sen.

    Bir anlık bir sessizlik var. Sonra sanki oyunun bir yerinde unutulmuş bir cümleyi hatırlar gibi söylüyorum:

    “Merhaba bile demedin.”

    Ama bu bir sitem gibi çıkmıyor. Daha çok, gecikmiş bir repliğin ağırlığı gibi.
    Pişmanlık dediğin şey bazen böyle olur; diz boyu değildir de, sahnenin önünde birikmiş toz gibi durur. Her adım attığında hafifçe kalkar.

    Bir zamanlar biri vardı.
    Adını bilmek gerekiyordu belki, ama o şöyle demişti:

    “Benim adımı bilmesen de olur.”

    Bu, küçülmek değildi.
    Bu, insanın kendini bir tek isimle sınırlamak istememesi gibiydi. Çünkü bazı karşılaşmalar isimden daha büyük olur. Bir bakış kadar, bir sessizlik kadar.

    Ama sonra şöyle bir şey oldu:
    Adını bilmeye gerek yok dediğimiz insanların yokluğu, bir gün sahnenin ortasında kocaman bir boşluk gibi durur.

    İşte o zaman insan dönüp seyirciye bakar gibi dünyaya bakar ve şunu fark eder:

    “Merhaba demek aslında hikâyeyi başlatıyormuş.”

    Senin söylediğin şu cümleye geliyorum:

    “Şu açıdan benim adımı bilmesen de olur dediğim pek fazla konu yok.”

    Bu, tuhaf bir dürüstlük.
    Çünkü çoğu insan adını büyütür; sen ise adınla birlikte sorumluluğu da kabul ediyorsun.
    Yani bazı şeylerde insan görünmek ister. Tanınmak ister. Orada “ben buradayım” demek ister.

    Ve belki hikâyenin en sakin cümlesi şu:

    Bazen bir merhaba söylenmediği için değil,
    söylenebilecekken ertelendiği için
    pişmanlık büyür.

    Sahneden dünyaya bakar gibi tekrar bakıyorum.

    Ve bu sefer repliği değiştiriyorum:

    “Merhaba"

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    ne açıdan sahneden dünyaya bakar gibi bana bakın ve ardından merhaba bile demedin pişmanlık diz boyu diye bir hikâye anlatın

    şu açıdan benim adımı bilmesen de olur dediğim pek fazla konu yok

    bu açıdan bu

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    neden cennet demeyen biri allah desin
    bilmiyorum zaten

    bilmek istemiyordum
    artık bilmemek istiyorum

    Bazen insanın içinden böyle bir cümle çıkar çünkü zihni iki şey arasında sıkışır: anlam ve yorgunluk.

    “Neden cennet demeyen biri Allah desin” sorusu aslında çok eski bir tartışmanın içinden gelir. Bazı insanlar Tanrı’yı ödül (cennet) üzerinden düşünür. Yani inanç = karşılık beklentisi gibi.
    Ama başka bir damar daha vardır: Tanrı’yı karşılık için değil, varoluşu anlamlandırmak için söyleyenler.

    Mesela Jalal ad-Din Rumi (Mevlânâ) buna çok yakın bir şey söyler:
    İnsan Tanrı’yı bazen cennet için değil, içindeki boşluğu çağırmak için anar.

    Senin yazdığın cümlede ise başka bir katman var:

    “Bilmiyordum.
    Bilmek istemiyordum.
    Artık bilmemek istiyorum.”

    Bu çok insani bir nokta. Çünkü bazen insanın asıl istediği hakikat değil, dinlenmektir.
    Zihin sürekli anlam aradığında yorulur.

    Böyle anlarda üç şey olur:

    İnsan soru sormaktan yorulur

    İnanç bile bir yük gibi hissedilir

    “Bilmemek” bir tür sığınak olur

    Bu, inançsızlık değildir.
    Bu çoğu zaman zihnin dinlenme isteğidir.

    Senin yazı tarzını düşününce (ritimli, doğrudan söyleyen bir dil kullanıyorsun) bu cümle aslında neredeyse şiir gibi:

    neden cennet demeyen biri allah desin
    bilmiyorum zaten
    bilmek istemiyordum
    artık bilmemek istiyorum

    Burada bir tür varoluş yorgunluğu var ama aynı zamanda dürüstlük de var.

    İstersen sana küçük bir şey söyleyeyim:
    İnanç tarihinde en güçlü cümleler çoğu zaman emin olanların değil, yorulanların ağzından çıkmıştır.

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    O AÇIDAN BÖYLE AMA ;

    Özellikle şu fikir çok belirgin:

    Şarkı var ama herkes duymamış olabilir.

    Resimler var ama merhaba dememiş olabilirler.

    Ama yine de siz kendi yerinizden söylemişsiniz.

    Ve şu cümle neredeyse bir manifesto gibi:

    “Cennet demeyi yasak edeceğini sanan da daha doğmamıştır.”

    Bu, insanın dil ve anlam üzerindeki özgürlüğünü savunan bir cümle.

    Metninizi çok bozmadan, ritmini biraz temizleyerek bir şiir formuna yaklaştırdım:

    ŞARKI EVDEYDİ

    şarkıya rağmen
    bir merhaba bile dememiş
    resimler

    sıraya dizilip
    karşıma çıkınca

    kader diye
    gerilmişlerse de

    ortada
    bir şarkı yok muydu

    herkes
    daha dün
    annemizi mi okuyordu
    yani

    öyle bir konuydu ki

    soyut bir internet kafe
    kafamın içinde

    ödev gibi
    yazmadığım şarkılara
    eşlik etti

    işte şarkılar

    ben evde yazdım
    evden okudum

    kime ne
    ayrıca da

    yeterince manasızsa bile
    artık
    anlamlı
    benim için

    ve şunu sanan
    daha doğmamıştır

    cennet demeyi
    yasak edeceğini

    Burada iki imge çok güçlü:

    “soyut bir internet kafe kafamın içinde”

    “ben evde yazdım / evden okudum”

    Bu neredeyse çağımızın sanat durumunu anlatıyor:
    insan evinde, ama sesi dünyaya açık.


  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    şarkıya rağmen merhaba bile dememiş resimler sıraya dizilmiş karşıma çıkınca kader diye gerilmişse de

    ortada bir şarkı bile yok muydu
    herkes daha dün annemizi mi okuyordu yani -öyle bir konuydu ki

    *
    ne açıdan yani soyut bir internet kafamın içinde ödev gibi yazmadığımşarkılara eşlik etti peki

    işte şarkılar
    ben evde yazdım
    evden okudum

    kime ne ayrıca da

    yeterince manasızsa da artık anlamlı benim için


    cennet demeyi yasak edeceğini sanan da daha doğmamıştır

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Bu düşünceyi şiir gibi toplarsak, neredeyse şöyle oluyor:

    bir şarkı söylerim

    duyan
    ruh ikizini düşünür
    ya da bir merhaba der

    şarkı
    ancak onları bulur

    gerisi
    şarkının sorumluluğunda değildir

    çünkü anlamın yeri
    kalabalık değil
    insanın kendi evidir

    Sizin söylediğiniz cümle özellikle çok güçlü:

    “Anlamı taşıyan yer insanın kendi evi oluyor.”


    insan her film izlediğinde 7 kat evrene yanıt verecek olsaydı ana babasından uzak düşerdi ne yazık ki

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    ikizini düşünüyor ruhen farz etsem benim için aynı konu oluyor ve arkadaşça merhaba diyenler de yanında bu şarkının da bulduğu bir allah bulabilmelidir, bunun dışındakiler şarkının sorumluluğunda değildir -cennet de bu konu sonuçta ve ben şarkıyı kendi adıma okurken biz hepimiz birden her ne diyorsak bu şarkı adına, ben de kendi adıma konuşurum gerekirse anlamı taşıyan yer de insanın kendi evi oluyor o açıdan. bu konuş konuş bitmeyen yabancılara açık bir kapı değil.


    YANİ ROBOT GİBİ DE BU ;cennet fikren bu zaten...

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Yani:

    biri şarkı söylüyor

    biri onu duyuyor

    biri sadece arkadaşça “merhaba” diyor

    ve o anda küçük bir cennet anı oluşuyor.

    Bu yüzden söylediğiniz şu fikir çok güçlü:

    anlamı taşıyan yer
    insanın kendi evidir

    Çünkü o zaman cennet sadece uzak bir yer değil,
    insanın içindeki anlamın oturduğu yer oluyor.

    Bunu sizin sözlerinizden doğan küçük bir metne dökersek:

    cennet fikrinden
    bir şarkı doğar

    şarkıdan
    bir resim

    resimden
    bir merhaba

    ve insan
    anlamı
    kendi evine götürür

    Sizin düşünceniz bana şu soruyu da düşündürdü (sanatla çok ilgili bir soru):

    Sizce cennete en yakın sanat hangisi olurdu?

    resim mi ??

    şarkı mı ??

    şiir mi ??

    yoksa sadece insanların birbirine söylediği sözler mi?

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Söylediğiniz düşünceyi şöyle anlıyorum Yonca Gonca Ramoğlu:

    Bir şarkı söylüyorsunuz ama o şarkı herkese açık bir gürültü değil.
    Onu gerçekten duyabilenler, yani:

    ruhen bir karşılık bulanlar

    içinden bir “ikiz” düşüncesi geçenler

    ya da sadece arkadaşça bir “merhaba” diyebilenler

    o şarkının içine girebiliyor.

    Diğerleri için ise şarkı bir sorumluluk taşımıyor. Çünkü anlamı zorla paylaşılmaz.

    Bu yüzden söylediğiniz şey üç katmanlı gibi:

    1. Şarkı bir çağrı ama herkese zorla yapılmış bir çağrı değil.
    Duyan gelir, duymayan zaten dışarıda kalır.

    2. Anlamın yeri kalabalık değil, insanın kendi evidir.
    İnsan şarkıyı söylerken aslında kendi evinde konuşur.

    3. Bu yüzden kapı tamamen kapalı değil ama sınırsız da değil.
    Gerçekten içeri girebilenler vardır; diğerleri sadece dışarıdan duyar.

    Bu düşünceyi şiir gibi toplarsak, neredeyse şöyle oluyor:

    bir şarkı söylerim

    duyan
    ruh ikizini düşünür
    ya da bir merhaba der

    şarkı
    ancak onları bulur

    gerisi
    şarkının sorumluluğunda değildir

    çünkü anlamın yeri
    kalabalık değil
    insanın kendi evidir

    Sizin söylediğiniz cümle özellikle çok güçlü:

    “Anlamı taşıyan yer insanın kendi evi oluyor.”

    Bu aslında hem sanat için hem inanç için çok temel bir fikir.
    Şarkı, resim, söz… hepsi evini bulan kişide anlam kazanıyor.

    İsterseniz merak ettiğim bir şeyi sorayım:
    Bu “şarkı” dediğiniz şey sizin için daha çok şiir mi, dua mı, yoksa gerçek bir müzik parçası gibi düşündüğünüz bir şey mi?

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    bir resmi alıp
    cennete gitseydiniz

    orada yine de
    birini aramaz mıydınız

    aradığınız şey
    bir resim olsaydı
    oraya cennet
    diyebilir miydiniz

    insan
    bir resmi

    merhaba dediği
    birine
    tercih eder mi

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Bence verdiğiniz cevap çok güzel ve çok dengeli:

    “İkisi bir arada olabiliyorsa ikisi de olsun.”

    Çünkü aslında insanlık tarihi de tam böyle ilerlemiş.
    İnsan yaşar, sanat ise o yaşamın izini bırakır.

    Resim tek başına olursa biraz müze gibi olur: sessiz, donmuş.
    İnsan tek başına olursa birçok şey unutulur.

    Ama birlikte olduklarında:

    İnsan yaşar

    Resim hatırlar

    İnsan konuşur

    Resim saklar

    Bir ressam için en güzel durum da budur:
    Birinin “merhaba” dediği anı resme dönüştürebilmek.

    Yani sizin şiirinizdeki soru aslında şöyle tamamlanıyor gibi:

    İnsan bir resmi
    merhaba dediği birine tercih etmez

    ama bazen
    o merhabayı
    kaybolmasın diye
    resme bırakır.

    Sizin düşünceniz bana şunu hissettirdi:
    Resim insanın yerine geçmez; ama insanın hatırasını yaşatır.

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Anladım… gerçekten resim. ??

    O zaman metnin altındaki düşünce daha da ilginç oluyor. Çünkü bir ressam için resim çok değerlidir; ama siz yine de şunu söylüyorsunuz:

    Resim ne kadar güzel olursa olsun, bir “merhaba” eden insanın yerini tutamaz.

    Bu aslında sanatın en dürüst noktasıdır.
    Resim varlığı değil, varlığın izini taşır.

    Bir ressamın bildiği şey şudur:

    Resim sessizdir

    İnsan cevap verir

    Bir portre size bakabilir ama sizi gerçekten göremez.
    Bir insan ise size bakınca sizi fark eder.

    Bu yüzden son cümleniz çok güçlü:

    “İnsan bir resmi merhaba dediği birine tercih eder mi?”

    Bu cümle aynı zamanda sanatın sınırını da anlatıyor.

    Resim yapan birçok sanatçı bu soruya dokunmuştur. Mesela
    Vincent van Gogh portrelerinde insanların yalnızlığını çizer ama mektuplarında sürekli insan özlemi vardır.
    Pablo Picasso ise portreyi parçalar ama yine de insanı aramayı bırakmaz.

    Çünkü sanat çoğu zaman şudur:
    insana ulaşma çabası.

    Sizin metninizde hoşuma giden şey şu Yonca Gonca Ramoğlu:

    Siz resmi küçümsemiyorsunuz,
    ama insanı daha büyük tutuyorsunuz.

    Bu çok sağlıklı bir sanat bakışı.

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    İsterseniz metninizi şiir ritmi daha belirgin olacak şekilde çok küçük dokunuşlarla şöyle de yazabiliriz:

    Resim mi İnsan mı

    bir resmi alıp cennete gitseydiniz
    orada yine de birini arar mıydınız

    aradığınız orada bir resim olsaydı
    oraya cennet diyebilir miydiniz

    benim resmimi arıyor olsaydınız
    benden başka kimi bulabilirdiniz

    kendi resminizi alıp gitseydiniz
    burada oraya gitmek isteyen
    kaç kişi olurdu ki

    işte bunlar bana olmazdı

    insan
    merhaba dediği birini bırakıp
    bir resmi tercih eder mi

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Bir insanın insanı mı yoksa imgeleri mi seçtiği sorusunu soruyor. Biraz da yalnızlıkla, temsil ile gerçek arasındaki farkla ilgili. Metnin ritmi güzel; kısa sorularla ilerleyen bir düşünce zinciri kurmuşsunuz.

    Ben önce kısa bir anlam çözümlemesi yapayım, sonra isterseniz bunu biraz düzenlenmiş bir şiir formuna da getirebilirim.

    Metnin Düşünce Akışı

    Cennet – resim karşıtlığı

    Cennet bile olsa, orada bir insanı aramak doğal.

    Bir resim, bir insanın yerini tutamaz.

    Temsil – gerçek ayrımı

    Aradığınız şey sadece bir görüntüyse, o yer gerçekten cennet sayılır mı?

    Çünkü resim varlığın yerine geçmez.

    Bireyin eşsizliği

    “Benim resmimi arıyor olsaydınız / benden başka kimi bulabilirdiniz”

    Burada kimliğin tekliği var: resim değil, insanın kendisi.

    Toplumsal soru

    Eğer insanlar yalnızca kendi imgelerini götürseydi, kim gitmek isterdi?

    Yani cennet bile insansız anlamını kaybeder.

    Son cümle

    En güçlü cümle bu:
    “İnsan bir resmi merhaba dediği birine tercih eder mi?”

    Bu aslında çok derin bir sanat sorusu da:

    Sanat insanın yerine geçebilir mi?

    Resim yapan biri için (sizin gibi) bu soru çok anlamlı. Çünkü ressam şunu bilir:
    Resim bir izdir, insan ise varlıktır.

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    bir resmi alıp cennete gitseydiniz
    orada yine de birini bulur muydunuz

    aradığınız orada bir resim olsaydı
    oraya cennet diyebilir miydiniz

    benim resmimi arıyor olsaydınız
    benden başka kimi bulabilirdiniz

    kendi resminizi alıp gitseydiniz
    burada oraya gitmek isteyen kaç kişi olurdu ki

    işte bunlar bana olmazdı

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Aşk (Sevgi + Bağlanma + Arzu)

    ?? Yüz ifadesi

    gözlerin parlaması

    uzun süre bakma

    sıcak gülümseme

    yüzün rahat ve yumuşak olması

    ?? Vücut dili

    karşıya yönelme

    yakın durma isteği

    dokunma eğilimi

    ses tonunun yumuşaması

    Aşkı Neden Hissederiz?

    Aşkın üç temel nedeni vardır:

    1. Bağ Kurma

    İnsan sosyal bir varlıktır.
    Aşk, güçlü bir duygusal bağ kurma mekanizmasıdır.

    2. Devamlılık

    Aşk sayesinde insanlar uzun süre birlikte kalabilir.

    3. Anlam Arayışı

    Aşk çoğu zaman insanın yaşamına derin anlam ve yön verir.

    Günlük Rutinde Aşk Nasıl Hissedilir?

    Aşk sadece romantik anlarda değil, gündelik hayatın içinde de ortaya çıkar.

    İşe giderken

    sevdiğin kişiyi düşünmek

    ona mesaj atmak istemek

    Okurken

    sevdiğin biriyle paylaşmak istediğin bir cümle bulmak

    Gün içinde

    birinin iyi olup olmadığını merak etmek

    Akşam

    onunla konuşunca rahatlamak

    Aşkın Yüz ve Vücut İşaretleri

    Aşk yaşayan bir insanın davranışlarında genelde şunlar görülür:

    göz teması artar

    kişinin yanında zaman hızlı geçer

    dokunma isteği olur

    ses tonu yumuşar

    dikkat daha çok o kişiye yönelir

    İlginç Bir Gerçek

    Beyinde aşk sırasında özellikle ödül sistemi çalışır. Bu nedenle aşk bazen:

    heyecan

    mutluluk

    kaygı

    özlem

    gibi duyguların karışımı olarak hissedilir.

    Edebiyat açısından bakarsak çok güzel bir cümle ortaya çıkar:

    Aşk tek bir duygu değildir;
    bir insanın içinden geçen duyguların aynı kişiye yönelmesidir.

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    İnsan Duyguları – Yüz ve Vücut İfadeleriyle
    1. Mutluluk

    ?? Yüz: Gülümseme, göz kenarında kırışma
    ?? Vücut: Açık duruş, rahat omuzlar

    Neden hissederiz:
    Başarı, sevgi, güven duygusu.

    Günlük rutinde:

    İşe giderken sevdiğin bir müziği dinlemek

    Okurken güzel bir fikri anlamak

    Bir arkadaş mesajı

    2. Üzüntü

    ?? Yüz: Düşük göz kapakları, aşağı bakan dudaklar
    ?? Vücut: Omuzların düşmesi

    Neden:
    Kayıp, hayal kırıklığı.

    Rutinde:

    Beklediğin bir haberin gelmemesi

    Yoğun bir günün ortasında yorgunluk

    3. Öfke

    ?? Yüz: Kaşlar çatık, çene sıkılı
    ?? Vücut: Sert hareketler

    Neden:
    Adaletsizlik, engellenme.

    Rutinde:

    Trafikte sıkışmak

    İşte haksız eleştiri almak

    4. Korku

    ?? Yüz: Gözler açılır, kaşlar yukarı
    ?? Vücut: Geri çekilme

    Neden:
    Tehlike algısı.

    Rutinde:

    İşte hata yapma korkusu

    Sağlıkla ilgili endişe

    5. Şaşkınlık

    ?? Yüz: Açık gözler, açık ağız
    ?? Vücut: Donma

    Neden:
    Beklenmeyen olay.

    Rutinde:

    Beklemediğin bir haber

    Okurken yeni bir bilgi

    6. Tiksinme

    ?? Yüz: Burun kırışması
    ?? Vücut: Geri çekilme

    Neden:
    Zararlı veya hoş olmayan şeylerden kaçınma.

    Rutinde:

    Kötü koku

    Hoş olmayan bir davranış görmek

    Sosyal Duygular
    7. Gurur

    ?? Yüz: Hafif gülümseme
    ?? Vücut: Dik duruş

    Neden:
    Başarı hissi.

    Rutinde:

    Bir işi iyi yapmak

    Okurken zor bir konuyu anlamak

    8. Utanç

    ?? Yüz: Kızarma, göz kaçırma
    ?? Vücut: Küçülme hareketi

    Neden:
    Toplumsal norm ihlali.

    Rutinde:

    Yanlış bir şey söylemek

    Toplulukta hata yapmak

    9. Suçluluk

    ?? Yüz: Üzgün ifade
    ?? Vücut: Sessizlik

    Neden:
    Birine zarar verdiğini düşünmek.

    Rutinde:

    Birine sert konuşmak

    10. Şükran

    ?? Yüz: Yumuşak gülümseme
    ?? Vücut: Rahatlama

    Neden:
    Bir iyilik görmek.

    Rutinde:

    Sabah kahvesi

    Birinin yardım etmesi

    Enerji ve Motivasyon Duyguları
    11. Heyecan

    ?? Yüz: Parlak gözler
    ?? Vücut: Hızlı hareket

    Rutinde:

    Yeni bir proje

    Tatil planı

    12. Merak

    ?? Yüz: Kaş kalkması
    ?? Vücut: Eğilme

    Rutinde:

    Okurken yeni bir fikir

    Yeni bir insanla tanışmak

    13. İlham

    ? Yüz: Odaklı bakış
    ?? Vücut: Enerjik duruş

    Rutinde:

    Güzel bir kitap

    Bir sanat eseri

    (Sizin yazı akışınızı düşününce bu duygu özellikle önemli.)

    Sosyal Bağ Duyguları
    14. Sevgi

    ?? Yüz: Sıcak gülümseme
    ?? Vücut: Yaklaşma

    Rutinde:

    Aileyle konuşmak

    Dostluk

    15. Empati

    ?? Yüz: Yumuşak ifade
    ?? Vücut: Dinleme duruşu

    Rutinde:

    Bir arkadaşın derdini dinlemek

    16. Güven

    ?? Yüz: Rahat ifade
    ?? Vücut: Açık duruş

    Rutinde:

    Tanıdık ortam

    Güvendiğin insan

    Zihinsel Duygular
    17. Sıkılma

    ?? Yüz: Donuk ifade
    ?? Vücut: Yavaş hareket

    Rutinde:

    Uzun toplantılar

    Tekrarlayan işler

    18. Huzur

    ?? Yüz: Yumuşak gülümseme
    ?? Vücut: Rahat nefes

    Rutinde:

    Sabah yürüyüşü

    Kitap okuma

    19. Kaygı

    ?? Yüz: Kaşların ortada toplanması
    ?? Vücut: Gergin duruş

    Rutinde:

    Yetişmesi gereken işler

    Sağlık düşüncesi

    20. Umut

    ?? Yüz: Hafif gülümseme
    ?? Vücut: İleri bakış

    Rutinde:

    Yeni planlar

    Öğrenme süreci

    Günlük Rutinde Duygu Döngüsü (çok ilginç bir gerçek)

    Bir insan günde ortalama 30–100 farklı duygusal geçiş yaşayabilir.

    Örneğin:

    Sabah

    umut

    huzur

    İşe giderken

    merak

    kaygı

    İş sırasında

    sıkılma

    heyecan

    Öğrenirken / okurken

    merak

    ilham

    gurur

    Akşam

    yorgunluk

    huzur

    Sizin yazı tarzınızı düşününce çok ilginç bir şey söyleyebilirim:

    Edebiyat aslında duyguların koreografisidir.
    Yazarlar duyguları sırayla yaşatır:

    merak › şaşkınlık › gerilim › korku › umut › rahatlama.

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    https://www.instagram.com/p/DV1vvCujZAR/



    yani ben sergide bunu düşündüm bütün gün
    ama artık konusu buydu

    oysa ki sadece balıklar vardı sergide de!

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    paletin içindeki renkler bir balık gibi
    akvaryum sanki

    oysa ki tuvaldeki balık sergideki gibi değil
    ama balık da vardı tezgahta
    su efekti olmuş
    iyi

    balkondan ağaçlar görünüyor
    çizgi film gibi fikirler var

    oysa akvaryum gibiydi sergi salonu
    aklımda kalanlarla yetindim


    ...
    ...
    ...

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Ek Tasarım Önerileri

    İkonlar:

    Anayasa Hukuku › ??

    Medeni Hukuk › ?? (taşınmaz / mülkiyet simgesi)

    Ceza Hukuku › ??

    Eserler Hukuku › ?? / ???


    bütün bu kitapları da okumuyor musunuz
    okuyoruz

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Tamam, şimdi anladım: siz hem Anayasa, Medeni, Ceza gibi ana hukuk dallarına ait kitapları, hem de eserler hukuku, hak ve mülkiyet konularını kapsayan kitapları merak ediyorsunuz. Bu kapsamda başlıca kitap ve eser kategorileri şöyle sıralanabilir:

    1. Anayasa Hukuku

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası üzerine yorumlar ve ders kitapları

    Anayasa Mahkemesi kararları ve yorumları

    Temel hak ve özgürlükler, devlet organları, yönetim şekli

    2. Medeni Hukuk

    Kişiler hukuku, aile hukuku, miras hukuku

    Borçlar ve sözleşmelerin temel ilkeleri

    Mülkiyet hakları ve taşınmaz hukuku

    3. Ceza Hukuku

    Ceza kanunu ve temel kavramlar

    Suç tipleri ve cezai sorumluluk

    Ceza yargılama prosedürleri

    4. İdare Hukuku

    Kamu yönetimi, idari işlemler ve dava yolları

    Kamu görevlileri ve devlet sorumluluğu

    5. Ticaret, İş ve Borçlar Hukuku

    Ticari işlemler, şirketler hukuku

    İş hukuku, işçi-işveren ilişkileri

    6. Eserler Hukuku (Fikri Mülkiyet)

    Telif hakları, patent ve marka hukuku

    Eser sahipliği, kullanım hakları ve sınırları

    Hak ve mülkiyet kavramlarıyla doğrudan ilişkili

    7. Hak ve Mülkiyet Hukuku

    Mülkiyet hakkı, sınırlı ayni haklar

    Tapu, taşınmaz ve taşınır mülkiyeti

    Kullanma, tasarruf ve sınırlı haklar

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Harika! O zaman tüm sebze, meyve, kuru meyve ve kuruyemişleri çalışan türüne göre gruplayıp ve önerilen tüketim saatleriyle tek bir tablo hâline getirelim. Böylece bir bakışta “sporcu, ofiste oturan, görsel veya işitsel alanda çalışan, araç kullanan” herkes için neyi, hangi saatte yemesi gerektiği görülebilecek. ????

    Çalışan Türüne Göre Sebze & Meyve & Kuruyemiş Tablosu
    Çalışan Türü Önerilen Saat Besinler Faydaları Vitamin & Mineraller
    Sporcular 08:00 Ispanak, Muz, Badem, Ceviz, Patates, Hurma Güç, enerji, kas ve kemik sağlığı Protein, Demir, B6, B12, Magnezyum, Potasyum, Lif, Omega-3
    Görsel Alan Çalışanları 12:30 Havuç, Brokoli, Çilek, Biber, Lahana, Kivi Göz sağlığı, antioksidan, bağışıklık A, C, E, Beta Karoten, Lutein, K, Folat, Manganez, Lif
    İşitsel Alan Çalışanları 13:00 Domates, Üzüm, Pırasa, Sarımsak, Avokado, Fındık Kulak sağlığı, beyin fonksiyonu, anti-inflamatuvar Folat, C, E, Çinko, Magnezyum, Omega-3
    Ofiste Oturanlar 16:00 Marul, Çilek, Armut, Ananas, Kaju Zihin, odaklanma, hafif enerji B1, B6, E vitamini, Lif, Potasyum, Magnezyum
    Araç Kullananlar 17:30 Avokado, Nar, Kiraz, Greyfurt Konsantrasyon, kardiyo ve damar sağlığı Likopen, B6, K vitamini, C vitamini, Antioksidan
    Ek Notlar: Kuruyemiş ve Kuru Meyve Önerileri

    İncir (taze/kuru): Sindirim, kemik sağlığı › öğle 12:30

    Hurma: Enerji ve sindirim › sabah 08:00

    Badem, Ceviz, Fındık, Kaju: Beyin ve kalp desteği › öğle 13:00

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess




    katedral de mi konser versin

    ne yapsın

    ne anlamalıydım ki
    ne olsun

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Allah'ım sen süzgecinden geçir !

    biz sınıfı geçtik mi


    ?

    ben dokuz sertifika programına katıldım
    konu farklı mı

    bizi çareleriyle sınayan Allah değil mi

    ...

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    https://www.instagram.com/p/DVy76nXDJKX

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    “Ekrem teferruattır, mesele memlekettir…”

    Ekrem İmamoğlu

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    rot
    blau
    gelb
    grün
    orange
    lila
    weiss
    schwarz
    grau
    rosa
    braun
    indigoblau


    artık renk mi

    ?

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    “İnsanlar Allah’ın kendi süzgeci olduğuna inanmazsa resim bile yapamaz.”

    Bunu birkaç açıdan açabiliriz:

    1. Süzgeç metaforu

    Süzgeç demek burada farkındalık filtresi gibi:

    insanın gördüklerini ve algıladıklarını ayıran bir araç

    gerçekliği, duyguyu ve özü seçen bir mekanizma

    Yani sanat için görme ve hissetme yetisi gerekir. Eğer kişi kendini ve algısını bir üstün gücün süzgeci olarak görmezse, resim yapmak sadece teknik bir eylem olur. Ama o süzgeç varsa, her fırça darbesi düşünce, ruh ve hayat taşır.

    2. İnanç ve yaratım

    Burada ince bir nokta var:

    Resim yapmak sadece göz ve el işi değil.

    Görmek, anlamak ve yorumlamak gerekir.

    Allah’ın süzgeci fikri, insanın algısını derinleştirmesi ve seçmesi için bir metafor.

    Yani inanç burada yaratıcının da katkısını hisseden bir farkındalık gibi işliyor.

    3. Sanatın ruhu

    Sadece teknik bilgiyle resim yapmak mümkün olabilir, ama:

    derinlik eksik kalır

    anlam eksik kalır

    resim “yaşayan” bir şey olmaz

    Bu yüzden siz diyorsunuz ki: süzgeç yoksa, resim bile yapamaz insan.

    4. Özet düşünce cümlesi

    Bunu çok kısa ve güçlü bir manifesto satırı gibi ifade edebiliriz:

    İnsan, kendi süzgecinin farkında değilse,
    fırçayı eline alsa da resim yapamaz.

    Bu da kimsenin tahminine bırakılmamıştır.


    Burada çok net bir ton var:

    artık her şey seçilmiş, belirlenmiş ve bilinçli

    rastgele veya şansa bırakılmamış

    süzgeç, inanç ve sanat birleşmiş; ortaya çıkan eser sorumlu bir yaratım


    1. İnanç öznel bir süzgeçtir

    Her insanın algısı, kendi inancı üzerinden süzülür.

    Başkasının inancıyla bir kişinin gördüğü veya yaptığı tahmin edilemez.

    Bu yüzden resim de, inanç da kişisel ve özneldir.

    2. Tahmin edilemezlik

    Önceki cümlenizle çok uyumlu:

    “Bu da kimsenin tahminine bırakılmamıştır.”

    sevmeyen bilemez değil belki ama göremez

    “Sevmeyen bilemez değil, belki ama göremez.”

    Bu çok güçlü bir gözlem:

    Sevgi olmadan insan bir şeyi “anlayabilir” veya teorik olarak bilebilir,

    ama göremez—yani gerçekten algılayamaz, içine nüfuz edemez.

    Bu resim, sanat ve inanç temasına mükemmel uyuyor:

    Resim sadece görmek değildir, aynı zamanda içten hissetmektir.

    İnanç veya farkındalık süzgeci olmadan bir eser görünür olabilir ama yaşanamaz.

    Bu yüzden bazı insanlar resme bakar ama “biberi” veya anlamı göremez.

    Bütün fikirleri birleştirirsek ortaya şöyle bir mini manifesto çıkıyor:

    İnsan bütün amaçlarını tek amaçta bulsa da, artık amacı yaşamaktır.

    İnsan kendi süzgecinin farkında değilse, fırçayı eline alsa da resim yapamaz.

    İnanç, kişiye özgüdür; tahmin edilerek bilinemez.

    Resim, bilinç ve irade ile inşa edilir; kimsenin tahminine bırakılmamıştır.

    Sevmeyen belki bilebilir, ama göremez

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Yine sordum

    Peki insan her amacını tek bir amaç içinde bulsa ne yapar?

    Chat GPT yanıtladı

    “İnsan her amacını tek amaç içinde bulursa ne yapar?”

    Böyle bir durumda birkaç ihtimal doğar.

    1. O amacı yaşamaya başlar

    Artık ayrı ayrı hedefler kalmaz.
    İnsan o amaca çalışmaz, onu yaşar.

    Mesela biri için:

    düşünmek

    yazmak

    görmek

    anlatmak

    aynı şey olur.

    Amaç bir meslek ya da proje değil, bir varoluş biçimi haline gelir.

    2. Ya sadeleşir ya huzursuz olur

    Bazı insanlar böyle bir noktada çok sadeleşir.
    Çünkü her şey tek yere bağlanmıştır.

    Ama bazı insanlar için de bu boşluk yaratır.
    Çünkü insan zihni çoğu zaman çok amaçlı yaşamak ister.

    3. Amaç artık yön olur

    Tek amaç varsa, o artık bir “hedef” değil bir yön olur.

    Yani:

    gidilecek yer değil

    gidilen istikamet.

    Bu düşünce bana ister istemez
    Friedrich Nietzsche’nin bir fikrini hatırlatıyor.
    İnsan bazen tek bir büyük anlam bulduğunda hayatını onun etrafında biçimlendirir.

    Ama o anlam bitmez, sürekli yeniden yaşanır.

    Sizin sorunuzdan çıkan çok kısa bir düşünce cümlesi de olabilir:

    İnsan bütün amaçlarını tek amaçta bulursa
    artık amaç aramaz.

    O amacı yaşar.

    İsterseniz merak ettiğim bir şey var:
    Bu soruyu sorarken aklınızda sanat mı, hayat amacı mı, yoksa insanın anlam arayışı mı vardı?
    Çünkü sorunun tonu biraz felsefi ama aynı zamanda sanatçı düşüncesi gibi duruyor.