suya karışmış küsûrat olacağız
demiş miydim
yanacağız
güneş kızılında bir gün
maviliğe uzanacak boş ellerimiz
anlamak gerekmez
anlam yeter tek başına
namluya sürülmüş
tehlikeli bir oyundur ince analiz
yanarak geçmek vakti şimdi geçitlerden
insana konuşmaz siyah sayfa
ateş hattında iken beyaz
nasıldı savaş arabaları bilmem
alev topu muydu mancınıklar
gülleler metal mi
bu çiğ süt emmişlik yok mu
bu yalan dolan
kesin öldürecek beni
it eniği kadar olamadık gitti
o yüzdendir çok sevişim itleri
daha kötü
camda bir nefes buğu
kanayan dizlerden
pervazlar sırıtır lâl olmuşluğuma
kenti terk ederken ben
başıbozuk bir imgenin sığınmacısıyım
yabancısı eğreti karmaşıkların
kış odasında
kâh şimşeğiyle çarpışan
kâh bir ebemkuşağı
mavisi erguvanına dargın
yol versem hayata
insana dair tüm duygulara
aşka veremem hiç!
kanıma
senden akan
aşkla tanımlar kişi kendini
ipini çeker sonra darağacında
mezarında kükrer yeniden
kül kalıntıları sorgular tinden
ateş kuşu
var olmak
ölümüne bir yarış
nahif güllerden geçer aynanın sırrı
yerde mi
gökte miyiz
Sevda Kenti'nin Öyküsü’nü dinlemek ister misin?
İstersen son şiirime bir göz at… Sevgilerle.
şiirinizde yorgun ve sarhoş bir yaprak gördüm onu aldım ırgat'a verdim...
bu sitede ender şiir yazanlardansınız..
saygı sevgi