(“Hoca ile Çekirge”* – İkinci Bölüm)
Duygulanmam gerek. Şiir yazacağım ya. Transa geçerek pekâlâ yazabilirim. Ama bu işin maliyeti çok yüksek. Psikolojim, patalojik bir hale geliyor. Şairleri mi dolaşsam acaba? Yok, olmaz. O da uymadı. Neme lazım etkilenirim falan, rezil kepaze olurum 'şuara' takımına. Ama bir yolunu bulmalı. Aşık olacak çağı da geçmişiz üstelik.
-Çağı mı kaldı Çekirge? Bu saatten sonra senin işin ancak geriyatriyle. Bakma mihrap falan idare ediyor ama konu ciddi. Yaşlılık sorunları veya bölümü veya departmanı. Adına her ne diyorlarsa, işte oraya gideceksin artık, anladın mı?
çoğaldık yoksa eksildik mi
siste yiten zaman dilimlerinde
soluk resimlerden yansıyan
aşk dolu pişmanlıklar
mutluluktu belki acı dolu anlar
Gençlik yıllarımda bana matematik dersleri veren bir hocam*dan söz etmek istiyorum size.
İçine, onlarca defter doldurduğu büyücek bir çantayla gelirdi eve. İki veya üç soruyu açıklayarak çözümledikten sonra defteri bir kenara koyar ve bir yenisini kullanmaya başlardı. Ders sonunda bana bıraktığı defter sayısı genellikle 6-7’yi bulurdu. Bir gün dayanamayıp bunun bir israf olduğunu belirttim ve ondan şöyle bir yanıt aldım;
“Yazdığım sayfalar benim neler yaptığımı gösteriyor. Boş sayfalar ise, senin neler yapabileceğini…Devamını sen doldurmalısın! ”
Bin yüzü olmalı insanın. Olmalı ki, sıkmasın öz canını.
Başkalarını yeterince sıkmıyor muyuz zaten?
Ayrıca sıkılmak, yarı ölüm demek değil midir bir anlamda.?
Sözünü ettiğim bin yüzlülük, post-modern çağın bukalemun sendromu ile karıştırılmamalı. O tamamen farklı olup; içinde özenti, çıkarcılık, fırsatçılık ve bilgiyi yeterince sindirmemişlik barındıran değişik bir kavram. Ben bilgiyi sevdamsı bir tutkuyla özümsemek ve ortaya çıkan “öz” yardımıyla yeniden üretmekten söz ediyorum. Hiç değilse kendimize doğurgan olmaktan...
ne zaman sessizlik çökse
bilirim bir ses gelecek
öyle bir ses ki gümbür gümbür
ardından ortalık sessizliğe bürünecek
ne zaman bir ses gelse
dayanacak bir çınar yoktu ki
belki ondandır bunca maluliyet
nasıldır bilmem yıkılmaktan sakınmak
bir omza güven duyarak yürek dayamak
___ve sevmek alabildiğine
Hayal Yayınları 27. İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı
İmza Günleri:
Özkan Mert
01.11.2008 - Cumartesi 12.00
alışkanlığa rücu edilir yıldız çekiminde
gök ve kök aynı hamurdan
toprakla
iç ormanı arasında yaşam
bir kapan bazen
acıyla kalaylanmış
bakla sofalarında yüreğin
yapısalcı dogmalarla kundaklandık
avazımız pür isyan!
sesim birikti gecenin kenarında
süzgeçten akarcasına şimdi
bilseydim keşke
sıvazlardım yüzünü
dilimi aradım yıllarca
Sevda Kenti'nin Öyküsü’nü dinlemek ister misin?
İstersen son şiirime bir göz at… Sevgilerle.
şiirinizde yorgun ve sarhoş bir yaprak gördüm onu aldım ırgat'a verdim...
bu sitede ender şiir yazanlardansınız..
saygı sevgi