Ne dertler çalınır meyhanelerde
Ne şarkılar söylenir şu kadehlerde
Duman tüter başımda pare pare
Bir garip sarhoşum bu gece yine
Çilingir sofrasında dostlar yan yana
Bir rüzgarın içinden geçiyor akşam
Gökyüzü ince bir nisan perdesi
Yavaşça soluklanan bir güzellik büyüyor dallarda
Toprakta ağır ağır yeşilin her tonuna kavuşma
Uzaklarda çözülüyor bulutların düğümü
Ve bahar
l.
Zambakların gölgesi uzadı iyice,
Akşam karanlığı geç düşüyor artık,
Üstü başı yağmur kokan bir inşaat işçisi.
Ardından bakakaldığım o sokak başı,
Nergislerin boynu bükük,
Bir nisan yağmuru iner üstümüze
Senin saçlarında takılı kalırdı damlalar
Oysa şimdi her damla vedaya düşer
Kaldırımlar ıslak gökyüzü bize küskün
Sokaklarda gezip duruyor ayrılığın kokusu
Ne sen varsın ne yağmurun o eski telaşı
Nisan ki en uzun vedadır
Yağmurun saçlarını taradığı bir yerde
Yüzünün çizgilerinde sürgünüm yine
Gidersen öksüz kalırım bilirsin
Kuşlar da gider peşin sıra
Hasret böyle bir şey
İçinde nisan yağmuru taşımak gibi
Ve kimseye anlatamamak
Ayrılık insanın kendinden bile çalıyor zamanı
Şimdi bu yağmurda
Bir başıma
Kavruk bir öğleyi öptüm
Kan ter içinde
Bir dağ başı gibi yalnız
Ve sırtıma
Bin yıllık yorgunluk yapışmış
Bir yağmur sonrası gel
Toprak kokusu gibi
Islak ama ısrarlı
İçimde senden kalma bir mevsim
Hiçbir mevsime benzetemediğim
Bir gün
Gecenin içine düşersin usulca
Ay ışığı vurur alnına
Yıldızlar dökülür saçlarına
Hayat bir rüyaya çağırır seni
Ve soğuk bir kış günü
Ansızın gelir belki
Bir sabah uyanmamak gibi
Yatağında bir yaprak misali
Kıvrılıp kalırız
Bazen de bir pencereden




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!