Ne vakit Yozgat düşse aklıma,
Beni bir bozlak hasreti sarıverir.
Yağmurlar çiseler içimde,
Yolları iki büklüm kıvrılır gider...
Gidenler dönmez sandıkça,
Bir vefasız yel vurur Çamlığına.
İnsan biraz ilkbahardır
İnanır
biraz yazdır yanılır
biraz güzdür azalır
Ve en çok kıştır belki
içine kapanır
Güz düştü yüreğimize ilkin
Bir yaprak inceliğinde
Usul usul sarardı dokundukça bakışların
İçimde bir eylül hüznü
Senin ellerinde mayıs çiçeği
Gözlerin hangi mevsimdi hatırlamıyorum
Belki sonbaharın en ince yağmuru
Belki ilk yazın ilk çiy tanesi
Baktığın her şey değişirdi
Bir çiçeğe dönüşürdü taşlar
Ve kuşlar senin dilinden şarkı söylerdi
Eskiden bahar vardı, hatırlar mısın?
Şimdi takvimlerde adın yazılı
Haziranı açıyorum, gözlerin
Aralığı açıyorum, ellerin
İnsan sevdiğini mevsimlere benzetirmiş meğer
Özledim seni
İki mert yürek gibi
Bir parça peynir
Bir dilim kavun tadında
Muhabbetini özledim
Bir rüzgarın içinden geçiyor akşam
Gökyüzü ince bir nisan perdesi
Yavaşça soluklanan bir güzellik büyüyor dallarda
Toprakta ağır ağır yeşilin her tonuna kavuşma
Uzaklarda çözülüyor bulutların düğümü
Ve bahar
l.
Zambakların gölgesi uzadı iyice,
Akşam karanlığı geç düşüyor artık,
Üstü başı yağmur kokan bir inşaat işçisi.
Ardından bakakaldığım o sokak başı,
Nergislerin boynu bükük,
Bir nisan yağmuru iner üstümüze
Senin saçlarında takılı kalırdı damlalar
Oysa şimdi her damla vedaya düşer
Kaldırımlar ıslak gökyüzü bize küskün
Sokaklarda gezip duruyor ayrılığın kokusu
Ne sen varsın ne yağmurun o eski telaşı
Nisan ki en uzun vedadır
Yağmurun saçlarını taradığı bir yerde
Yüzünün çizgilerinde sürgünüm yine
Gidersen öksüz kalırım bilirsin
Kuşlar da gider peşin sıra




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!