İki ayrı begonvil gibi girdin ömrüme
Birisi mor renkli akşam vakti
Öbürü benim gözlerimde öksüz
Solgun pembeni usulca akıttın yüreğime
Sevmek dediğin
Bozkırın bağrında yetişen yiğit başaklar...
Toprak kokar avuçları, ter damlar alınlarından tane tane.
Yürekler bir çeşmedir; çağlar Yozgat'ın her yerinden.
Ve bir akşam alacası çöker Yozgat'ın üstüne.
Öfkem kadar katı, hüznüm kadar derin bir sevdadır.
Çamlığın tepesine yağmur iner gibi iner yüreklere.
şimdi
içimdeki akşam
usulca dağılıyor
kanat sesleri var
göğüs kafesimde
Anılara sıkışmış bir kare
Arka sokaklarda toz kokusuyla ıslanmış bir sabah
Bakkalın önünde gazoz kapaklarının madeni parıltısı
Arkadaşlar, arkadaşlar, arkadaşlar
Bir daha asla yan yana sığmayacak kelimelerdi
Bu akşam deniz kokusu getirdim
Sessizce bıraktım sofraya
Akşamın payına düşeni
Ellerin ömür kokuyor
Zeytin dalı gibi kırılmış
İçimde bir akşam vakti
Gecenin bu vakti kim tutar elimden
Sokaklar doğurur beni yeniden
Bir kaldırım dikişinde unutulmuş ayakkabı
Bir lambanın altında dağılmış ruj izi
Yürüyorum
Sonbahar demek
Yaprağın düşmesi demek değil
Koca bir yazın
Sıcak ve kavgalı
Akrep gibi sokan günleri
Bitirmek
Ben artık sonbaharları sever oldum
Çünkü sararan yapraklar
dalı terk ederken bile
sessiz ve zarifler.
Yaş almakta öyle olmalı
Bağırmadan,
Bir hüznü anlatırlar sonbahar deyince
Oysa ben senin gözlerini bilirim
Yaprak döker gibi döker içimi
Her sabah uyanan o yeşil beste ile
Senin gözlerin ıslak toprak kokar
Bir sonbahar akşamıdır, yaprak dökümünü bekler
Sokaklar yalnızlığın sisiyle ıslanırken
Ben seni düşünürüm, yeşil gözlü sevgilim
Gözlerin vurur sokağa, yağmurun önünden geçen
Nasıl da yakışırdı o gözler, bu kasım akşamına




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!