Bir gün doğmamış çocukluğumuzun günahsızlığına sığınıp, seni ne kadar çok sevdiğimi kulağına fısıldamamı isteyeceğim senden… Ve senin sevgine güvenerek...
İşte o sabah ay güneşin doğuşuna kavuşurken gökyüzünün kızarıklığını beklerken, utangaç bakışlarını düşüneceğim…
İşte o anlarda gözlerimde göreceksin bakışlarımdaki mutluluğumu. Ardıma hiç bakmadan, benden, gözlerimden ıslatarak düşenleri düşünmeden, seni nasıl sevebileceğimi de hudutsuz yaparken sadece tek cümle ile soracağım sana “bana seni sevmeyi öğret diye…”
İşte o an gözlerinden düşecek yaşlar bana sevgini tarif edecek ve ben artık omuzlarımda terlerle yaşamda varım diyebileceğim…
Çoğu zaman kendimden sana doğru giderken, düşüşlerimle kanamaya devam eden dizlerimden akan kanın rengini de bulaştıracağım sana ki kanlarımız da buluşsun bir anda…
Hırçındı,
asiydi,
kır bir yüreği vardı,
utanırdı...
Kıraçtı dolaştığı topraklar,
Herkesi sevmekle,
seni sevmek arasındaki farkı düşündüm, kalabalıklarımın arasında yalnızlıklarımla, yalnızımsı yaşamımdaki son çizgideki benli seni düşündüm...
Ucu körlenmiş, çiviler yırttı bedenimi, bir başka bakıyordun sen, bir başka bakıyordu onlar ve ben çok farklı bakışlarla, özgür uçan martıların gaga ucuna takıldı gözlerim...
Sivriliklerine ve uysal ürkekliğine daldı düşüncelerim...
Senin ağzından çıkan sözlerle, dudaklarının titreyişleri, akışkan acı düşüncelerinin ardında kalan gözlerinden akacakmış gibi duran kirpik uçlarını düşledim...
Ben seni sevdim kızım sevdim seni, ister dağdaki taş çatlasın, ister yüreğim çatlayasıya çarpa kalsın, umrumda değil, kör bir bakışına umarsız kalmamış yüreğim, ister aç gözlerini, ister yan bak, ben seni sevdim be kız, artık eskisi gibi sırtını dönme bana, bak hâlâ Lili’ciğim okuyorum...
Bir yudum su dolandırıyorum ağzımda, bir koku var avuçlarımda, akşamdan kalmış bir düş var gözlerimin karasında, aklım hep o bakır çalığı saçlarında, ben seni cidden sevdim be kız, saçlarının kokusu dalmış gitmiş ormana, bir ceylan kapışmış yosun kokusuyla, ben seni karanlıklarda sevdim be kız, ben seni yoksunluklarında sevdim, sevgiden öteki duvar bu taş örgülü, ben seni duvarlara rağmen sevdim ben kız...
Ben seni karanlıklara rağmen sevdim be kız, unutulmuş tüm mektupları okuyarak tekrar tekrar sevdim seni be can kız, bakır çalığı saçlarına çarpan gölgeliklere rağmen ben seni sevmeye kalktım be kız...
Koca bir boşluk var içimde...
Yüreğimin üstünde koca bir gülle var sanki...
Titreyen dizlerimin altında sanki prangalı, gülleli, zincirli, bukağılı ağırlıklar var sanki...
Oturmuş kalem elimde sana bunları neden anlatıyorum?
Dar zamanlar yaşıyorum…
Hata üstüne hatalar yapıyorum. En büyük hatam, seni vazgeçilmez sanmam oldu her hâlde…
Nefes almalarımdan, seni düşündüğüm her anı yazma çabam niyeydi?
Neden hep düşüncelerimi seninle ilişkili kılıyorum? Neden hep sanki geçmişe hayranmışım gibi biteviye seni anlatıyorum?
Aslında her anlatışım senin güzelliklerinle dolu, yaşamımın kesitlerini döküyorum cümlelerle gözümün önüne… Her cümlem senden bir parçamı alıp koparıyor kağıtların üstüne…
Arda kalan yaşam ötesizlik düşünceleri ile geçer...
İstersen bu güne kadar oluşmuş en hırçın sesinle veya çoğu zaman masum küçük kız kimliğine bürünmüş, o en kısık, en yumuşak, en çok boyun eğmiş bir küçücük kız edasıyla, o istekleri vurgulu sesinle, o istekleri masum kisvesine bürünmüş, en yumuşak, en sevecen, en çok severmiş gibi davranan, küçücük kız edasıyla konuş…
Ama ençok sevdiğin o yumuşak yardım edici davranışlarına bürünmüş sesin ile, konuş bu gün veya bu gece banimle…
Belki de yıllar ve yıllar sonra özlediğin o çocuklaşmış çaresizliğinle dinlemek istediğim sesinle konuş bu gece karartılar çekildiğinde, bütün kuşların sessizliğe büründüğü, sığınaklara çekildiği bir zamanda, bazen acımasız korna sesleri veya yürek yırtan ambulans sesleri arasında ve benim ençok yalnızlaştığım, yalnızımsı seslere ihtiyacım olduğu, uykusuzluğumun son anlarına ulaştığı bir zamanlamayı beklercesine aniden konuş benimle…
Geceden, gecelerde nefes almaktan, mezar taşlarını düşünmekten, gölgelerinde olmaktan korkardık, geceleri öten baykuş sesinden, karanlığın gizeminden, gecelerdeki yalnızlığımızdan, çaresizliğimizden, yağmurdan, soğuktan, ölüm ayrılığından, korkardık…
Ayrılığın soğuk sesinden, titretişlerinden, titreyişlerimizden, vazgeçilmez sevginin çaresizliğinden, korkardık…
Bir de bir kez de ölümün kuru sessizliğinden, acının dil büken acı tadının kokusundan korkardık, yalnızlıkla, ayrı ayrı nefes almalardan, kara elmasın kızışmış alevinden, siyah katran koyusu isinden, genzimizin yanmasından, acılanırdık…
Ömrümüzü adadığımızdı yaşamımızın içindeydi…
Artık tüm zamanlar bana ait… Kendi kendime sunduğum yalnızlık sevgisi ile tüm varlığımla bana ait zamanların içinde sörf yapıyorum… Rüzgârı içime içime doldurduğum anlarda tüm düşlerin peşi sıra kendine ait yerlerine yapışıyor artık… Ve ben kendi iç dünyamda hüküm süren bir yaşamdayım sanki…
Unutulmaz zamanların özelliklerine gömülmüş tüm benliğimden sıyrılıp kendi iç dünyama istediğim şartlarda yön verir hâle gelirken, ardımda bıraktığım sarsıntılı yılların enkazlarından sıyrılıp, yeni bir yaşam tarzının içinde hoyrat davranışlar ve ruh özgürlüğüne ulaşmış şarkılarımla yaşamın ılıman nefesleriyle yaşamanın büyük hazzını alıyorum…
Bu bir kurtuluş rüzgârının refahlığıydı sanki…
Takvimlerin yapraklarındaki eski tarihleri gelince gözlerimin önüne, geçmişlerden bu günlere sarkan acılarımın sızıları, bedenimde raks ediyor...
Tüm yeminlerin üstüne, senin ve de benim gülüşlerimizin üstüne, dünlerin, yarınların üstüne, bir varlığın oluşmuşsa bende onun üstüne. Bu günlere ulaşmış akıllarda kalan gülüşlerinin üstüne.
Ayrıca benle senin, birbirimiz için ağladığımız zamanların üstüne. Gittiğimiz ve de gitmek isteyip de gidemediğimiz yerlerin üstüne.
Ayrıca ayrı ayrı kurduğumuz hayâllerimizin üstüne. Senin gülüşlerin ve de teklikle ikimizin ayrı ayrı ağlamalarımızın üstüne. Gelecek günlerin güzelliği, geçmiş yaşanmışlıkların unutulamamazlıklarının üstüne sözüm olsun ki artık aklımı oymana izin vermeyeceğim…




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m