Aşağılamak…
Veya
aşağılanmak…
Kişide en büyük sıkıntıları yaratan iki kelime ve de bende…
Unutulmayan ne kadar eski şarkı varsa,
içinde bir tek sen kaldın…
Hele bir şarkı var ki
hep içinden sen bakıyorsun bana…
Aslı samimiyet olmayan ilişkilerle, itişmelerle, kakışmalarla, hiç bir yere gidilemez…
Benim sadece kusmalarıma sebep olur…
Belirsizliklerle geçen zamanlarımın ardında kalan mahvolmuş benliğimi yıllar, yıllar boyu ayakta tutmaya çalışıyordum…
Çoğu zaman korkularımın esir ettiği benliğimiz, zaaflarından çıkan umutsuzlukları, bir tek umut olan sen varlığıydı hayata bağlandığım…
Seni sende, elimde olduğum kadarıyla beni bende bırakıyorum…
Ters bir denklem bu, ikisi de bırakılmayla bitiyor ama elimde olan kadarıyla da ben, bende kalıyorum ki bu da yarım yamalak hayatın devamı oluyor…
Eski sözlerimi düşündüm de, biraz burkuldu içim, hep sana “ben sende kalmak, seninle son nefese ulaşmak isterken, senin için sadece “sen, benim yaşamda varoluşumdaki kendimce anlamsın” derdim…
Ne güzel bir yaşam niyetiydi bu, “benim yaşamda varoluşumdaki kendimce anlamsın” demek ki sonsuz bir teslimiyet isteğiydi bu…
Kaç gün, kaç ay, kimbilir kaç yıl oldu;
sen gideli.
Günleri sayıyor muyum, ya da yılları
ve ben hala seninleyim, tüketmeye uğraşıyorum seni...
Kimbilir kaç cümle kurdum senin için,
Oysa ne efsane aşkı yaşamaya, ne de kendi efsanemizi yazmaya niyetim yoktu…
Bir cümleye takıldım…
En çok efsanelerle düşüncelerinde birlikte olduğunda yalnız olursun…
Oysa ne efsane aşkı yaşamaya, ne de kendi efsanemizi yazmaya niyetim yoktu…
Hastalıklı bir sevgi içinde dolanıp duruyorduk…
Oysa benim gece boyu dalaşacağım düşüncelerim vardı devam edecek…
Yalnızımsı yaşamak hisleri, uzun zamandır ilk defa boğazıma basacak şekilde gırtlağımı eziyordu sanki…
Belki çok uzun zaman oldu bu yalnızlık hisleri ile dalaşmadığım…
O kadar çok içime sindirmiştim ki yalnızımsı hislerle nefes almaları veya gülümsemeye çalışmalarım, ama bu sefer belki de çaresizlik hisleri ağır basıyordu…
Son sözleri söylenmemiş aşk yaşanıyordu aslında uzatılarak...
Bütün düşünceler bakışlara direniyordu aslında tükenmemek için...
Yalvarmayan seslerin tınısı ağırlaşmış, kalınlaşmış, bir türlü hedefine varamayan mermiler gibi salınıyordu boşa...
Sadece şaşkınlığın gecikmişliği yapışmıştı eskimiş sevdaya, çürümek için, körlemesine renkler salınıyordu, renk cümbüşlüğünü kaybederek pişmanlıklara, tümü siyahlaşmış zamanlara uzuyordu düşler...
Sevginin, gülümsemesini gördüm bu gece;
öfkeyi, kızgınlıkları bir kenara bırakarak.
yüreğime acıdım bu gece,
dayanabileceği kadar dayandı, selâmsız gelen hüzne.
Aşk parmak uçları ile dokunmaktır yaşamaya…
Sevmek sevebildiğin kadarıydı yalnız senin olan…
Kendimize ait huzura ait, yaşama ait yeminlerimiz vardı aramızda, biz var oldukça sadık kalacağımız…
Sana bana sözümüz vardı sonumuz son nefese olan aşktı aramızda hırpalanmayacak…
Kaç yıl sakladım, kaç an zamanı hatırlamadım ki var oluşumuza dair her şeyi, senli her şey benim nefesimdi aslında, gözlerimi yumduğum zamana kadar sürecek…
Aklımda senden başka yüz kalmayacaktı hatırlamaya dair sözüm olan, oysa şimdilerde acının ilk hecesi oldu




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m