Her acı, sonunda yeni bir umuda çıkıyordu…
Ama bu sefer bir şartı vardı,
adam gibi sevileceksin…
Artık gıdım gıdım tükenmek yoktu…
Tekrar tekrar da harcanmak yoktu…
Bir nehir sarıyor yüreğimi,
bazen hırçın, sakin,
bazen de muhlis.
Sarıyordu yüreğimi uzun yolculuğunda.
Sürükleniyordum sağa sola çarparak,
Bir bakış atarsın geçmişine... Kan beynine fırlar...
Suçlar ve suçluları bakışlarının ardında ararsın...
Boştur...
Yalnız kalmışsındır ve sebebi de yalnız sen değilsindir...
Sadece bir oy ki oyyy demek fırsatını yakalarsın geçmişinden kurtularak...
oyyy ki oyyyy...
Hayatımızdan söküp attığımız insanlar vardır, onların isimleri saklıdır ama dururlar yüreğimizin derin diplerinde…
Bazıları basıp gitmiştir, bazılarını da biz söküp atmışızdır içimizden, ama onlar oldukları yere, durdukları yere, duruşları ile mıhlanmışlardır…
İsimleri geçer çoğu zaman düşünsel sörflerimizden. Ve bir anda fırlar siluetleri gözümüzün önüne…
Çoğu zaman kızarız, morarır dudaklarımız, kendi kendimizi sinirsel ısırışlarımızla, ama onlar bilmezler çektiğimiz acılarının toplamını, sürüklenirler yıllarca içimizde…
Kızarız ama belli etmeyiz basıp gidişlerine üzüntülerimizi, sahte ve sinsi gülüşlerini yapıştırırız gözlerimize de yine de bir perde çekemeyiz onların görüntülerinin önlerine…
Şehrime yağmur yağıyor, şehrim ıslanıyor, çamurlanıyor, çamurlanıyoruz baştan aşağıya, içimiz dışımız isleniyor batak kokuyor nefesimiz, geçmişim de öyle, geleceğim bilmem ne hale gelir, sen sevgili sen, sen de çamurlandın, sen de kirlendin, sen de koyulaştın yaşama, hepsi bir muamma sargısı içinde, ya gelecek, o da boş verilmiş bir elbise renginde...
Vücuttaki, kalbi delik bir kan dolaşımı bu, tüm düşünceler karasızlaşmış, durup ıslanmakla, kaçıp ıslanmak arasındaki farksızlık düşmüş beynime ki az sonra nerede olurum kararsızlığı gibi, yalpalıyor bedenim, kaç zamanın düşüncesiz davranışları bunlar ve be çamurlu su ile ıslanıyorum kaldırımlarda, sahi yarın ne zaman olacak ve ya yarınlarda ben nerede olacağım, avuçlarımda çilek kızarıklıkları, dahası hangi meyve mevsimi bu zamanlar, kaç kişilik bir yaşam bu şimdilerde, biri gerçek yaşam diğeri düşlediğim sevgili yaşamı, boşvermişim gecenin karanlığına, şimdi "asfaltlar ıslaklaştı bizle beraber" ve ben ve de sen sevgili, yarın biz nerede olacağız düş zamanında, artık buluşma yerimiz düşleme zamanlar mı yoksa veya vedasız zamanları mı yaşıyoruz bu ıslaklıkta, bu çamurlu halde, sahi sevgili yarın sen nerede olacaksın bu ıslaklıkla, bu çamurlu halinle?
Beni ağlatırken, duyduğum kahkaha seslerinle hayatımın en zor anlarından çıkarken, dudağımdan çıkan o son cümlemi hatırladım ki şimdilerde sadece acımasızlığa büründüğüm o cümle ile hayatımı bu günlere uzatırken bilmem tekrarlamam ne kazandıracak bana, eminim sadece öfkemi arttıracak veya sabrımı yükseltecek, verdiği intikam duygusu ile bu günlere ulaştıkça artık o "muhteşem intikam" dediğim, bunun için de yıllarca dua ettğim o intikam duygusuna da şimdilerde anlamsızca baktıkça, sadece en son yüz yüze geldiğimizde gözlerinin içine bakarak, "bir gün beni anladığında çok, ama çok özleyeceksin" deyişimin de artık pek önemi kalmadı, çünkü o cümleye cevap bulmam yıllarımın öfke ile geçmesini sağlamaktan başka hiç bir işe yaramadı ama artık, "öfkelerime ve de intikam duygularıma sabrederek katlanmayı öğrendikten çok sonra da senin öneminin kalmadığını gördüm ve sadece acıma duygusundan da uzak bir düşünce seline kapılarak yeni bir cümlenin peşine düştüm ve "yıllardır bana meydan okuyan bu zavallı gözlermiş mi derken sadece acılarının da benden de çok olduğunu tanıttım kendime" ve artık benim için sen sadece bir "akıl zavallısısın hem de acıma duygusunda UZAK VE UZAKLARDA..."
Boş ver gerisini…
Yüzüne yüzüne vursun,
rüzgâr…
Yürü diki dikine,
Çoğul nefes almalarımda hep sayıklar oldum adını, ne ardı vardı ne de öncelikleri, sadece tekrarlama ve haykırmaktı amacım, tüm ağlama zamanları artık arkada kalmalıydı, çünkü ben nefesinle yaşam içindeydim...
Sadece ses ve ışıktı aradığımız…
Sadece nefesinin sesi dolaşmalıydı,siyah gecenin kuytusunda... İşte buna sadece özlem denmeliydi başka kelimeler yetmezdi geceye...
Geceydi yaşanmışlıkların çoğunun yaşandığı zamanlar.
Sadece kendine sakladı sevgiyi…
Yorgun sevdaları sevdi
Yorularak içinde kalmak için…
Yorgun bakışları sevdi
Vahşi ve asi bir sessizliği vardı…
Gücü sadece kendi bedenine hükmeden…
Bütün olumsuzluklarını içine saklayan ve yutkunmalarla kendi kendinden hınç çıkaran…
Unutulmazlıkların ne kadar olumsuz etkenleri varsa sadece kendi sessizliğinin içine gömüyordu…
Tek gücü el titremeleri ile kurumuş boğazında sadece yutkunmalarına yetiyordu…
Sadece zamandı bütün hınçlarının saklandığı yer…
Bir kızıl güneşti dağlarda düze sarkan, yılları eskitmiş bir yüzdü bu günlere ulaşan ve gençlik, uzayınca zamana, arkaya sadece uzun düşler bırakan...
Gitme bir adım da olsa karanlıktır ötesi, gitme, sessizlikte kaybolan nefes olursun, eskiyen bir yürek bu, yalnızlıkla perişan olmuş şarkılara düşer bu nefes, bir adım sonrası kayboluş olur, saklan yüreğime, saklan sessizliğime yokluğun nefessizliğim olur, avuçla yüreğimi, duy çırpınışlarını, kal hem nefesinle, hem de terinle kal...
Çevir yüzünü, döndür bakışlarını bana doğru, ayrılık sessizliğin isyanı olur, gece korkuları düşlere yaslanır, karanlıklar ürkütür benliği, çevir yüzünü endişelerim gömülsün karanlığın dibine, bağışlanmaz düşler bunlar, ürküten her şeyi gizler içinde, karanlığa saklar tüm düşünceleri gitme, bir adım da olsa titretir bedeni, üşürsün can, bu bir korkunun nefesi olmuş düşünce girdabı, hasret boynumda kelepçe, yarınlar yalnızlık korkusu, gitme, bir adım da olsa saklan bana doğru…




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m