Mustafa Yılmaz 4 Şiirleri - Şair Mustafa ...

Mustafa Yılmaz 4

Yine dolaştırdım uzak uzak yollardaki sisler arasından, dalgın ve uyuyamamış gözlerimi...

Hep deriz ya geçen günler bu gün gibi sevgide gelecek olacak diye...

Hep deriz ya yarınlar da, özlediğimiz çocukluğumuz gibi bir geçmiş olacak gibi...

Devamını Oku
Mustafa Yılmaz 4

Bir şey var sende,belki de benim görmediğim;
Bir şeyler anlatmak istedin belki de,
Benim anlayamadığım,
Ama sen seçtin bunları,benim reddettiğim.

Bir yerlerdesin şimdi,benim bilmediğim,

Devamını Oku
Mustafa Yılmaz 4

Böylesine sebepsizce hırpalanmış bir bedenin hayatın şartlarına karşı durması artık imkânsız hâle geliyordu...

Dağılmış düşünceler bunlar, darmadağın bir yaşamın ardına yerleşen azap ve ihtiras karşıtı birleşimlerin bedene düşecek izdüşümlerine verilen bir mücadele gün gün parçalıyordu bedenin direncini...
Pişman olunamayan bir geçmişin içine sığdırılmış harap yıllara yayılmış, yıkık yaşamların varlığından da vazgeçilmesi imkânsızdı, çünkü yaşanmışlıklar bir oya gibi gün gün işlenmiş bir yaşamın içindeydi aslında acı ve mutluluklar... İkisini birbirinden ayırmak mümkün değildi, birinin bittiği yerde bir diğeri başlıyordu...
Mutluluk bedensel olarak terk edilemez bir istekti, acı ise elde olmayan sebeplerle art arda yapışıyordu birbirine günbegün...

Devamını Oku
Mustafa Yılmaz 4

Hayat her gün kör bir bıçakla doğruyor bedenimin bir yerlerini…

Sorarım şairlere,
kaç kez güldük,
kaç kez ağladık?
Ve bunların ölçüsü neydi? Hangisi önde, hangisi bir sonra gelir?

Devamını Oku
Mustafa Yılmaz 4

Bir gün nasıl olsa sen de gidecektin…
Yıllarımı bu korkuların içinde eskitirken, her gidenin ardında kalan gibi, acıların içinde nasıl olsa ben de kıvranacaktım…

Kaç yılımı bu korkularla yaşadım…
Kaç kez sordum sana, sen de diğerleri gibi, bırakıp gidecek misin diye…
Kaç kez bu sorunun arkasındaki korkuya attım kendimi…

Devamını Oku
Mustafa Yılmaz 4

Yine gecenin o saati,
yerle göğün birleştiği….
Ateşle barutun yan yana durduğu
ve de, şimşeklerin çaktığı, yıldırımların düştüğü “O” saat…

Fırtınaların çıktığı,

Devamını Oku
Mustafa Yılmaz 4

Hayatın boşverilmişliklerin içinde tiye alıyorum yaşamımı artık...
Bazen sarhoş görüntülerimin içinde çapraşık yürüyüşlerimle, bazen peçmurde, bazen divane, bazen divane ötesi, bazen öksüzleri, bazen de mecnunların görüntülerini oynarken, sadece kendime gülüyordum...
Ağlarken gülmelerim, gülerken ağlamalarım, kelimelerin ve de cümlelerin içinde raks ederken, oysa acılarla kıvrandığımı sadece yüreğim biliyordu... Öksüzleşmiş tüm isteklerim bir çıkmazda dolanıp dururken, yazılmamış cümlelerin, yazılamayacak sözlerin sıkıntısını, veryansın ederek yüreğime saplarken, boş berilmiş zamanların içinde kalan seslerimi yine yüreğime gömüyordum...
Kimsesizlik hislerimi yine kendime saklarken, mutluluğun pençesinin sivri uçlarını yine yüreğime saplayıp, sır vermez duygularla, kendi kendinin düşüncedeki zindan hükmünü onaylıyordum... Hayatın zor tarafını tutup, kolayları mutlu günler farz ederek kendi çemberimin merkezinde kalarak, umutlara dahil ne varsa içimde hapsediyordum...

Vazgeçilmesi gereken ne kadar anı varsa ki, zaman zaman yüreğimden fırlamasına rağmen, içimdeki kendi hislerimle kıvranırken çoğu zaman kendime eziyet ederek, pişmanlıklarımı ortaya çıkarmak istiyordum...

Devamını Oku
Mustafa Yılmaz 4

Geceye boş vermeli… Kaybetmek üzereyim kendimi, gözlerimin kapakları pense ile aşağıya doğru çekiliyor sanki. Gözlerim yarı açık, bir bulanıklık, bir şeyler sarkıyor, beyaz boyalı bir metale yapışık gibi duran büzüşmüş plastik torbalar. Bedenime doğru kollarımı sabitleyen şeffaf hortumlar… Hiçbir şey net değil. Ellerimde yapışık bir şeyler, hareket ettiremiyorum. Canım yanıyor, boynumu oynatamıyorum, çenemin alt tarafında bir baskı var, nefes alamıyorum, yarım, yarım oynuyor içime doğru giden veya çıkan bir şeyler, gözlerim, karartılarla bulanık resimler, bakar gibiyim. Aniden bir ses veya sese benzer bir şey…
__Geçti! …der gibi. Bak ben buradayım, buradayım ben… Diyor sanki …

Kapatıyorum gözlerimi, açarsam, görürsem kaybolacak sanki. İşaret parmağımı oynatmak istiyorum, işaret eder gibi, bir şeyler söylemek ister gibi. Bir, bir konuşabilsem, konuşsam bir kez diye dermansız düşünüyorum. Bir kez, ne olur bir kez konuşsam, sonra, sonra yumsam gözlerimi, hapsetsem içimde, tutsağım olsa, kelepçelenmiş gibi, gibi işte.
__Sen misin? Desem. Hiç ses vermese… Vermese, hayal bile olsa desem bir kez…
__Sen misin?

Devamını Oku
Mustafa Yılmaz 4

Bir yol göstericisi gerek bu hayata… Bir ses, bir saklı yüz gerek bu dertleri dinleyip, huzura çıkarılmaya, bir dost sesi gerek bu acı inlemelerini yenecek, bir naz gerek, kırılamayacak hatırla ve sen sevgili sen gerek bu hayata artık çilenin dur deme zamanı geldi diyerek ve bir omuz gerek baş koyup ağlayıp dindirmek için acıları…

Sana gelmek için sabahı bekliyorum, sana gelmek için günün ilk ışıklarının kızıllığını bekliyorum, nefesimi tutmuş sana koşuyorum, geceyi bir anda geçtim sen kokan sabaha dar attım kendimi, umutlarımı sana gömdüm tüm gece boyu, sende kalmak için gün ışığını tutmak istiyorum, hayatı yakalamak için senli nefesler bekliyorum ve usulca seni sevmek ve yüreğime gömmek için ilk ışıklarını bekliyorum yalnızlığımdan arınarak sana düşüyorum yine bu sabah…

Bıçağın keskinliğinde hız yapmaktı sana koşmalarım, acayip korkularım vardı içimde, bir baksan seni yok sanacağım diye ödüm patlardı, kendime özgü bir yürüyüştü bu, çok hız altı, çok yavaşın çok üstü, sadece düşüncelerime yetişiyordu tabanlarımın kulvarda kayışı, oysa gözlerim çoktan yetişmişti sana, geç kalma korkularımı yenmek için, nefeslerimin her teki sende düşerdi sonsuzluğa ve ben hep korkardım sana yetişemeyeceğim, sen gitmiş olacaksın diye...

Devamını Oku
Mustafa Yılmaz 4

Bir yalnızlık sesi bu, yalnız düşüncelerin yorgunluk sesi bu, çoğu zaman unutulmuşluğa adım atar, çoğu zaman da kendinden ürkerek dağılırcasına kaçaklardan biri olur, gün gelir korkusuzluk korkusu ile başı dumanlı dağlarda bulur kendini, gün gelir yalnızlığını gömer yalnızımsı hislerle, o bir kaçaklık kaçkınıdır, o bir yalnız, o bir ürkek ama o sevdiğine 'sakla beni' diyecek kadar da sevdanın mahkumudur, acımasızdır hayat, acımasızdır yaşam ama acı çekmekse yaşam içinde varım der geçerim diyebilendir o sevdasına...

Hayat böyle devam eder mi bilinmez ama o da bu hayatta yalnız değildir, çünkü hayat acı çekenlerle doludur...
Her gün böyle nefes alanlarla doludur hayat veya yaşam...
Sonuç ise 'sakla beni sevgili' cümlesinde düğümlenir...

Devamını Oku