Çapı biz olan bir çemberin merkezindeydik biz…
Acımasız savruluşların girdabında bunaldıkça bunaldık…
Her atılan taş bizim omuzlarımızda dağıldı…
Her olayın her baskının sonucunda biz dağılıyorduk…
Bukağı'dan kurtar beni…
Bu yazmalarım kaleme tutsak ediyor ellerimi…
Sanki eller bukağı takılmış gibi yazmanın esaretinde…
Hangi yazının başıyla sonu ortasındaki düşünce köprüsünde sallandırmadı bizi…
Belki de kalan bu ömür, bu takılan bukağı ile geçecek düşüncelerinin prangalaştığı bir düş sanki…
Vazgeçilmiş hayatlar, sonu gelmeyen düşünceler, zincirin ardında kalan yaşamın, vazgeçilmiş hayata dönüşümü bu…
Bezginlik…
Ve
umutsuzluk…
Bir rüya bu uykusuz geçen gecenin sonunda, tanşafağına doğru görülen…
Bitmez özlemleri içine alan kısacık bir zaman diliminde gözler dibinden geçen bir hayatın an an zaman dilimlerini içine alan koskoca bir yaşam toplamı O geceye dek…
Arzu edilenlerle beyinsel itilenlerin tümünü içine alıp bedeni yalnızlığıyla titreten bir rüya…
Hayatımızı peşi sıra koşturan, yol haritalarında ucu bucağı hep birbirine bağlanan yollardaki umutlarımız ve kaybolmuşluğumuzla oyun oynadığımız geciken zamanlar sevdası bu…
Belki hiç tutamadık, belki de hep avucumuzdaydı, anlayamadık hafifliğini. Ağırlığını fark ettiğimizde de, ADINI ATEŞLERE, ALEVLERE YAZDIK.
ALEVLERLE YÜREĞİMİZE YAZDIK YOK OLUNMUŞ, İÇİNDE YOK OLDUĞUMUZ SEVGİYİ…
Dön de bir bana bak,
şairim…
Yüzümde, sıkıntı,
çıbanları oluşmuş…
Gitmekse, gitmek,
Kanat sesleri duyuluyor bir yerlerden, avuçlarım dökülüyor toprağa.
Al bu başı vur sevdaya, ömür bu bir gün bitecek,
ama, bitinceye kadar sende kalacak…
Bir cümle içinde bir kelime bu.
Hey vazgeçilmiş sevdaların mimari, duvarların çatlak çatlak, acıttı canımı kireç kokun, bana boş verilmiş hayatları anlat, içindeki beni çıkararak...
Beyazlardasın bu gün bilirim, kızıllığını kaldırmışsın şafağın, ama bir şafak da benim için yaşat, sormadım sana neden beyazlardasın ben mavilerde iken...
Bize gelecek yaşamları yasaklayanlar kimlerdi?
Terk edilmiş şehirlerin sesleri vurur cumartesilerle şehrin duvarlarına, gagası düşmüş güvercinler vardır çatılarda, kulaklarda aranır sevgili sesi, saatler yok olur o sesle, sadece hayâllere yapışır sesteki tınılar, sen benim cumartesilerde şehrimsin dersin, elini uzatan sevgiliyi çekerek kendine doğru, hasretin son sesidir bu hoş geldin sevgili derken, gözlerini kapatır, o elin ardındaki bedene yapıştırırsın ruhunu, geldin mi sevgili, bile demeye mecalin kalmaz, avuçların titrerken...
ışıkların yanmıyordu! ! !
Sokak lambasının aydınlattığı,
pencerende de yoktun.
Karanlıktan korktuğunu bilmesem,
şaka yaptığını zannedecektim.
Amacın meraklandırmak mı beni,
Bir çocuğun bir damla gözyaşı, benim ömrümce ağlamama fazla gelirdi diye düşündüğümden ki çok çabuk büyüdüğümü hissettim ki artık çocuk yüreğimden yaş akmasın diye...
Ve arda kalan, utangaç bakışların ardından, bir anlık bakıştan sonra, kalan ömürce sürecek olan bir kök anı...
Sözün kısası, bu kadar uzun yazmalardan sonra, senin gidişinden sonra, pek fazla yaşayamayacağımı sanmıştım, oysa gidenler de, unutulmak istendikçe mıhlanırmış insanın beynine, nasıl boğsam bu düşünceleri diye düşündükçe avuçlarım tırmalanmaktan kan sızıntısıyla doluyordu, oysa var ya, hepsi boşmuş, bir bakıyorsun bir gazetede, ağlayan insanı görüyorsun ki, zapt edilmez hislerle, acılanıyor insan, tıpkı düşen bir yaprağın süzülüşünü tarif ederken bir türlü sonlanamayan şiir gibi ve böylece içimden bir hırs her an, her gece sabaha ulaşıyor…
Bazen insanın kaderi şiirlerden düşer, demek de o kadar da güç değilmiş…
Bazen insanın kaderi şiirlerden düşer…




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m