BİR SEVGİYDİ,
ASMA ALTLARIYDI BULUŞMA YERLERİ,
HEP AĞLAMAKLIYDI EL TUTUŞMALARI,
Hasrettir yüreğimi dağlayan,
özlemdir talan eden...
Göller ırmaklar kurudu...
Gidiyor göç kuşları, yürekleri yaralı.
köklerini özlediler...
Gidiyorlar, ölüyorlar hasrete...
Yine geceler oluyor…
Yine şafaklar söküyor…
Ve yine İzmir akşamlarında sen yine yoksun, bomboş bu kulvarlar sensiz…
Bir şarkı düşle benim için, yalnızlığımdan hiç söz etmesin sadece bir tek kelime olsun içinde... Özledim seni... Desin O saklı sesin...
Yemin olsun ki bir kez daha geçebilirsem o köprüden, asla teslim etmeyeceğim yüreğimdeki sevgiyi, ne köprünün kenarlarına, ne de altından geçen sulara ne de arsız düşüncesi olan sevgi bireyine, yemin olsun...
Bir kez daha inanırsam o aşka ki asla dön gel, asla gitme, asla neden gittin ha demeyeceğim, tutmasını bilebilirsem ki, o har kızgınlığındaki sevgimi, avuçlarım yanmalarla doluşsa da bırakmayacağım elimden...
Kendimden utanamayacağım kadar seni çok sevdim, gidişinden sonra da çok sevdim dememden korkma, eskiden herkesleri sana benzetirdim, oysa şimdi sen de herkeslere benzedin, herkeslerin gittiği gibi gittin, ben mi, beni boş ver, ben kendime döndüm, hani derdim ya ben artık sen gibi oldum diye, unut o sen gibi senleştim demelerimi, çünkü sen herkes oldun...
Bir gün seni seçmiştim ben, musalla taşına yürürken durakladığım anlarda, zamanımın tam da koyusunda, senin aklığınla karşılaşırken yüreğinin beyazlığı çarptı yüzüme, durdum, vakit akşam mıydı neydi, yoksa tan ertesi bir zaman mıydı şimdi hatırımda ama söylemek istemem, saklısı kalsın saklımda ki unutulması musalla yolculuğu olsun diye… Yüzün boyalı kalbin bembeyazdı, kalbin yırtıklarla doluydu, gözlerindeki parıltı sönmüş, bakışların hüznün içinden çalınmaydı ve ben seni o anlarda çok sevdim, tan ertesinden de çok, gecenin koyusundan da çoktu seni sevmem ve ben çokluk içindeki bolluğu yaşıyordum sevmeye dahil sevgiye dahil olmuşken…
Sen yıllarımı insafsızca katlederken, ben, ardından bereketsiz harmanlar kaldırıyordum, sence adalet miydi bu...
Ben kendimi sen satırları ile yoğururken, zorlarken, hayata bu kadar keşkelerle ve de yorgun devam edebileceğimi, nerden bilirdim, bilseydim eğer basar geçerdim keşke olacak her şeyin üstüne...
Hayaller, yaşananlar ve kalanlar, boş ver gitsin hepsi hızlı akarsularda...
Yaz yârim yaz beni yaz ki ben seni okuyayım...
Donuklaşırdı ruhlarımız her veda ertesi çıkan yangınlara basmalarımızla, bir örümcek ağ örerdi hayatımıza kahır zamanlarını sığdırarak, unutulamayacak bir ses yankılanırdı çavlanda veda,ya dair, hasreti omuzlarımıza yığarlardı, ayrılık ertesi ve biz ağlardık, ağıta dönüşürdü sesimizin tınısı, kimse bilmezdi bizi, kimseler tanımadı acılarımızla bizi ve ben yalnızlık şarkıları söylerdim kısık seslerimle, kimseler duymadı, çünkü biz acıları sırtlamıştık her veda ertesi…
Savruk düşünceler bunlar…
Savruldukça hep bir çıkmaza çıktılar.
Her savruk düşüncenin başında sen vardın…
Belki de yaşanmamış aşklardan biri olarak saydığımız bir yolculuktu bunlar, dikenli çitlerle çevrili imkânsızı tutma çabalarıyla…
Bir sen varlığı savurdu hayatımı, tüm düşleri içinde tutarak, bir hâyâl koşuşturmasıydı belki de…
Uzaklar…
Sadece tek kelimelik bir anlatım…
Oysa sorulacak sorular vardı ardından…
Neye göre, nereye göre ve kime göre ki ardından kimler gelebilirdi açmaya çalışsak Aardına binlerce iç dökülüşü, aşk acısı ve hasret bağlanırdı peşine…
Yıllarca hep bilinmezleri kurguladın durdun bana…
Hangi kurguya başlarken sonucunun ne olduğunu sadece sen bilerek hikâyenin başında hep gözyaşlarını dökerek, acınası insanı yaşatırken bana, niçin gittiğini, neden geldiğini, bilmeden ben, sadece dayanma gücümün limitini zorlayarak hep anlattıklarına inanmış gibi yapıyordum…
Kurguların o kadar güçlüydü ve inandırıcıydı ki, bazen anlatırken sen bile inanıyordun kendine veya ben gibi sen de inanmış gibi davranıyordun…
Aslında sevmenin çaresizlikleri bu ikiyüzlülüklerle yürütülüyordu…
SANA DÖN GEL DİYECEK DİLİMİ, ÇAKSINLAR DUVARA KOCA BİR ÇİVİYLE,
diyen ben...
Bir zapt edilme zorluğu bu,
bir zapt edilme imkânsızlığı...
Tarifini yapamadığımız hasret çıkmazı bu,
yalvar yakar durmayasıya, duramayasıya, göz yaşları ile...
Bazen içimizden bir şeyler kopar gider,
bir sebep buluruz kendimizi oyalamak, acılarımızı biraz olsun gidermek için.
bazen ıssız bir vadide, belki de, bir dağ başında kendimizi oyalama gayretleri.




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m