Üşengeç yağmurların sonuydu bu bahar günleri…
Yaşam bazen hüzünden mutluluğa, bazen de mutluluktan hüzne savurur insanı…
Bu iki zıt duygunun yaşanması ne kadar zaman aralığıyla olur insan düşüncelerinde… Hep bunu yaşamışımdır, bezen çok geç, bazen de peşisıra yaşanır…
Bu gün peşi sıra oluyor galiba…
Masum maviler
Adımlarımı sürüyorum senin gittiğin yollarda, sedaları özlettiğin bana ayrılıkları anarak seyrediyorum seni, basma kalıp, yekdüze sevdaların dışındaydı senle olan sevmelerim...
Koyulaşmış düşünceler bunlar, senli bakışların ardına sığınan, vazgeçilmiş saatler bunlar, ardına sığındığım zamanlar...
Terk edilmişlik bu maviliklerde başı boş dolaşışım, her ana tek cümleyle muhtaç, bir an zamanı avcılığı, senle koşmak isteyişlerim sardı içimi bozkırlara doğru, varlığının bir zamanlar armağan olduğu yılların bekçiliğinden de vazgeçtim artık...
Sadece senle, geçmişimi kovuyorum, beyaz etekli kadınla...
Gömüyorum tüm geçmişimi onun omuzlarına, birçift göz mahkumiyetimi terk ediyorum pırıltılı ışıklı gözlere...
Belki de yeniden aşkın masumluğuna koşuyorum hesapsızca...
Gitmeseydin be sevgili arkanda bırakıp, dudakları kilitleyip, kelimeleri yok sayıp, şaşkın bakışları ardında koyup, düşüncelerin hepsine birer soru takıp, gitmeseydin ki,
bu gözler baharı gülerek görseydi…
Bu gözler gözyaşı görmeseydi…
Dudaklar nefret kelimesini tanımasaydı…
Ve bu beden eskiyerek geçmişe kahretmeseydi…
Unuttun mu sevgili bu yaşam bizsiz de olurdu, bu yaşam sensiz de olurdu, muhtaç olmazdık bizi tanımayan ellere…
. Hani yalnızkondu denen duygular vardır ya tek başına gelir kalabalıklar olur bir anda...
Birçok ikilemli düşünceler ve düşler sarpa sarar birbirinde, hangisine bulaşsan diğeri öbüründen baskın çıkar... Hepsinin üstüne de koyu bir pişmanlıkla vazgeçişler gelip oturur üstlerine...
Ve yine karasızlık hüküm sürer ve yine onla başlayan duygularla kendinde sönen duygular alev alev olur birbirine ki kararsızlık hüküm sürer gecenin sessizliğinden baykuş ötüşlerinde...
Hangi an nefesimi yalnız kendim için alabilmeliyim veya tüm nefesleri seni düşünerek mi almalıyım, kararsızlığı basıp geçiyor tüm düşüncelerimin üstünden...
Ben kaç benliğe hakimdim ki veya kaç benlikle yaşıyorum bu nefeslerle, sanki tüm nefeslerimi senin için alacak, sadece sana doğru ayakta kalmalıydım. En çok pişmanlığım da çoğu zaman bu oluyor, senin için nefes aldığımı zannetmem bile içimi huzur okşatıyor, kendim için nefesler alırsam ki o zaman da sana ihanet etmiş gibi oluyorum. Tam bir ikilem bu yaşam savaşımımda…
Azgın hırslardı bunlar beynimde çarpışan gitmelerin, kalmaların acılarının ardında kalan düşüncelerin birbirleriyle, iç içe girmelerinin ardında kalan…
Ruhsal bir bölünmeydi bu…
İkiz ruh dediğim, değer verdiğim bir yüreğin darbelerine karşı savunmasız kalıp, kendi kendine dağılmamak için verdiği dirençti bu…
Yalnızlık ve yalnızlardır bu lâbirentte dolaşan…
Sana öldün diyemedim,
diyemiyorum da…
Seni bir yerlere, bir çukura gömemiyorum,
içimde, yüreğimde uyuyorsun…
Sensiz bir yerlere gidemiyorum,
Dar zamanların yetiştirdiği çocuklardık biz…
Beni bana, beni birine gerekli kılan utangaç ve kısır zamanların müzikleri ile büyüyen çocuklardık biz…
Ve ben o çocukların hepsinin yaşadıklarından ne bir fazla, ne de bir eksik yaşadım o zamanları…
Çatlak tahta kapıların deliklerinden odaya sızan, gaz lambalarının aydınlattığı odaların kısır ışıklarında büyüyen çocuklardık biz ve ben o çocuklardan biriydim…
Beş numaralı gazlambasının mecalsiz ışığının altında, kelimelerin kâğıtlardaki oynayışından haz duyan çocuklardan biriydik biz…
Ölümle beni yenemezsin be canım, yenemezsin…
Ben seni tanıdığım gün ölmüşüm zaten de farkında değilmişim… Yaşayan ve mutlu yaşayan ve öyle sanan, yaşayan bir ölüymüşüm…
Sen gittikten sonra acıları tatmışım…
İşte o zaman öldüğünü anlayan bir ruh kalmışım ben…
Değerdi be aşk, senin yaşadıklarına...
Acılar, hıçkırıklar senin,
hep senin olmadı mı?
Bir kez dahi olsun, gülmedin mi?
Yarınlardan ne bekleyeceksin ki?
Ciğara alacak param yokken,
aramayanları,
düşünmüyorum artık...
Çabuk geçiyor kimsesizlik acıları…
çabuk geçiyor yalnızlık sıkıntıları,




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m