El, ele dolaşırken,
bu sokaklara yağmurlar yağardı;
hiç ıslanmazdık sanki,
burunlarımızdan akan damlaları görmezdik.
Avuçlarımız ıslanırdı,
Sabah rüzgârı bu, şarkı söylüyor, ayrılanlara dair, özleyenlere dair.
Unutulanlara, unutuşlara ve de yüreğine sevgiyi gömenlere dair.
Yokluk, yoksunluk kıraçlarında hüzün bulamacıyla boynunu bükenlere dair.
Sevgiye dahil olanların boğazlarından çıkan gıcırtılar, inlemeler getiriyor kimsesizlerin diyarından, kimsesizliğine…
Hoş kal yüreğimin siyah yaması…
Hoş kal yüreğimin siyah noktası…
Seni tanıdıktan sonra, tüm aklımdaki her şeyi, her kesleri sen varlığından öteye savurdum.
Tüm geçmişimi tek yalnızlığıma gömerken, sen kalabalıklığın her şeyiyle doldurdu ruhumu, yalnızlıkların boşluğunda yaşarken, sen kalabalıklığı, ruh doluluğuma ulaşınca, hayatımın var oluşuna seni sebep koşarken, geçmiş ömrümün tüm çalılıklarını yakarken, senli bir bahara koşmak istemiştim…
Selâmlar söylüyorum sana,
her önüme gelenle…
Selâmlar gönderiyorum, koltuk altında zarf taşıyan postacılarla…
Kahretsin yazamıyorum, mektuplar…
Her deneyişimde,
ACITIR YÜREĞİMİ,
GERÇEKLİK,
BOŞVERMİŞLİK HAYATA,
Kulaklarımda derin bir uğultu sesin,
bir hoyrat deli rüzgar nefesin,
hasretin tuğrası gibi gözlerin,
gözbebeklerimde donup kalan suretin…
Hasretin canhıraş feryadı bağrımdan akan,
Koca bir boşluk var içimde...
Yüreğimin üstünde koca bir gülle var sanki...
Titreyen dizlerimin altında sanki prangalı, gülleli, zincirli, bukağılı ağırlıklar var sanki...
Sallanan bir ruh var içimde, gülmek geliyor aklıma, güldürmek geliyor aklıma ellerim titriyor...
Aklımda neler yok ki zıpkınlanmış gibi oturduğum koltuğumda...
Yorgundu geceler, yorgunduk biz,
rüzgârın uğultusu camlarda çırpınırdı.
Kuş bakışı bakardık elleri ceplerinde,
yorgun insanların, gündoğumunda koşuşmalarına,
Sabahın ilk ışıkları camlardan düşünce odaya,
Hüzünlerin zindanındayım yine;
güneş ışığına hasret, sana hasret.
ovaları, bozkırları özlüyorum,
bir de seni ve de sesini.
Badem çiçeklerinin kokusunu,
Her şey her kes bıraktığın yerde bıraktığın gibidir…
Bütün seni bağlayan sevinçler, gülüşler, koşuşmaların, duyduğun sesler, coşkular ve sana kollarını açmış, sonrada terk etmiş ellerin gölgeleri hepsi bıraktığı gibi bıraktığın hâldedir…
Yol boyu uzanan otobüsler, taksilerin renk ve plakalarının başlangıç rakamları hep arkanda bıraktığın gibi bıraktığın sayıyı, kentini işaretler…
Kaybolmak istediğin ormanın nemli havası, sisleri, karaya vuran dalgaların bıraktığı yosunlar, senin üzerinden sekerek durur, üslerine yenilerinin eklendiği hâldedir…




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m