Omuzlarım titrercesine gözyaşlarımı akıta akıta gülüyorum…
Zordu, zorluydu aşklar…
Zorlanıyordu adam…
Zorlanıyordu kadın…
Sana bakınca alevler sıçrıyor gözlerime,
gözlerinden aynada,
bir har bu, kovrulduğum,
sana bakınca dilimi ısıyorum, bir acısın bende,
bitmeyesiye,
tükenmeyesiye,
Neden hep kahredici düşünceler beynime her an zıpkın gibi girer…
Pazar sabahının ilk ışıklarında çöktün içime yine…
Her şehirde sabahları güneş ışıklarını salar…
Hoş senin şehrinde de sabah oluyor… Senin şehrinde de güneş ışıklarını pencerenden bedenine salıyordur… Perdeni kapatmamışsındır bu kesin, her zaman ki gibi... Seversin ilk ışıkları bedeninde hissetmeyi…
Gittiğin yer uzak bana, kaldığım yerse karanlık ve ıssızlık…
Tükettiğimiz şehirde, tükendiğimiz zamanları yaşıyorum…
Başıboş kalmış bir sevdanın sonsuza uzayamayan zamanlarında, tekrar tekrar her gün tükeniyorum…
Kendimi haklı zannettiğim her düşüncenin peşinden koşarken, bir daha ve yine bir kez tükeniyorum…
Ama bu sefer beynime kilitlediğim binlerce cümle kendi halinde çoğalırken, bense bu cümlelerle tükenip yığılıp kalıyorum diz üstlerime…
Son kış günleri…
Hüzün kuşlarının ağlayarak son ötüşleri…
Koskoca kasvetli günler, soba bacalarından çıkan siyah dumanlara karışıyor, duvar duvar çıkan hırıltılı inlemeye benzer acı hüznün buruk sesleri…
Son kış günleri nelerin başlangıcı?
Çamurumsu olmuş karlı yollar, artık buharlaşma zamanlarına akıp gidiyor…
Hep yalnızımsı yolculuklardır hayatımıza çoğu zaman yön veren, çoğu zaman da kaçışlarla adlandırılır, oysa kırık bir yaşamın başlangıcıdır bu ilk adımı atış, yolların tozları, yaşamın sillesidir aslında ensemizden ter akıtan, çaresizce ayak uydururken bu an zamanlarındaki içgüdülere, çaresiz boyun eğmektir yaşama, oysa asi idik hayata ve de benliğimize, şimdilerde boynumuzu uzatıp rıza gösteriyorduk çaresiz başına buyruklukla...
Bazen sorulara cevabı insan kendine veremiyor, bazen de sorulması kalın bir duvar örüyor çevresine insanın, bazen de sadece yaşamın son karesini görüyor insan, unutmaya dair ne varsa kullanarak ama cevapsız kalmak aslında insanın kaya dibinde saklanmasını gerektiriyor...
Sorduğunuza tek kelime ile cevap vermek aslında çok kolay ama koparacağı yaranın kabuğu çok derin olacak...
Yaptığım sorunun etrafında dönmekten başka bir şey değil aslında ama bir gün cesaret edip anlatabilirsem eminim buz kesecektir beyniniz daha sonraları belkiler ile...
Belki de yıllar ve yıllar sonra ilk defa kalabalıklarının arasında yalnız hissedemedi kendini...
Yollarda kalmıştı bütün özlemleri...
Hayatının bir başka yönünün de olduğunu bir başka açıdan bakarsa belki mutluluğun bir bölümünün içine atabileceğini söylüyordu bir can dostu...
Yaşadıkları ile yaşayamayacaklarının anıları kare kare geri getirmeleri ruhunu dağıtıyordu...
Aslında biliyordu bunu ama sevgiyi yakaladığı ilk günkü heyecanını belki de unutmak istemiyordu...
Akşamın ilk saatlerinde,
Güneşin batışını seyrederken,
Günün son uçuşlarını yapan,
Martıların sesleri ile irkilirsin.
Bazen el ele insanlar çıkar karşına,
Eskimiş bir yüz hediye ediyorum sana beni anlatacağın…
Çocukların için, kimsesizliğimden bahsetme onlara, anılarımdan, yüzümün parçalanmasından,
çatlayan yüz derilerimden, lâl olmuş dilimden, düşlerini kelimelere döken adamdan, bahsetme onlara…
Yalnızlığın uzun bir yol olduğunu, yalnızlığın şekersiz bir çay gibi acılaştığını, güneşin de karardığını,
koşuşmaların acemice beyhude olduğunu, adam gibi sevmeyi, kaypaklığın acı getirdiğini, sevmenin
Biz hasreti yazdık…
Hasretin bileşenlerinden beklemeyi yazdık…
Hasretin içindeki bekleme acılarını yazdık…
Acıların içindeki kavruluşları, hasrete tuz karıştırıp, basa basa içimizin kavruluşlarını yazdık…
Unutulmaz sevdalara karışan sevgideki durulaşmayı yazdık ve beklemenin ardındaki titreyişlerimizi yazdık…




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m