Bak yine yağmur yağmak üzere...
Son yağmurlarda,
senin üstünde siyah bir elbise vardı,
ıslanmıştı,
ıslanmıştın.
Bir panterin altında, keskin dişlerinin arasında,
can havliyle titreyen ceylanın şaşkınlığı sarmış bütün benliğimi,
can telâşı bu, ATEŞLE DANS, yangın yeri gibi…
Bitti, bitti diye düşünmeye başlıyorum,
daha ne yükleyeceksin, bakalım diyorum kendi, kendime, ne yükleyeceksin,
yıllar yılı bitiremedin, yükleye, yükleye kanamadın…
Hayat bazen aldıklarını geri vermez insana…
Geçmişin bu…
İsteğin cevabıdır ve düşün… Haksız yere üzdüğün sevgiyi…
Sevgi haksızlarla top oynamaz gülemez… Güldüremez…
Sen hangi gülensin bir bak bakalım… Sevgi ağlatanları hiç sevmez…
Seninle konuşuyorum hep için için…
Gülmelerim hep sana…
Ağlamak isteyip de ağlayamayışlarım hep sana doğru gidiyor…
Seni sevdim demeye zorlanmıyorum…
Sevdim derken de burukluklar dolduruyor içimi…
Yalnızlığımın örtüsü hep sensin… Sende kalan yılarım, günlerim saatlerim bir bir, tane tane dökülüyor kum saatinin alt kavanozuna…
İçim içime sığmıyordu aslında,
kör bir bakışın ardına sığınmıştım,
titrek omuzlarım gün be gün,
çöküyordu...
Aslında bitiyordum içimde...
Ateş yuttum soğuk hava üfledim;
alevi içimde sakladım...
Sen ateş yutabilir miydin benim için?
Ha?
Dalabilir miydin lâv çukuruna,
içebilir miydin zifir gibi acıyı,
Parmak uçlarımın belki de son dokunuşları bu hayata, yaşama dair gerçeklere…
Tek kişilik bir yalnızlık bu, tüm kalabalıklığıma ve Sarı Kız’a rağmen…
Uzaklar diz boyu yalnızlık ve hasret, kahredici bir sessizlik bu yelkeni şişmiş teknenin rotasında...
Nerede duracağım ve nereye bakacağım umurumda değil.
Denizin son dalga kıyılığından sonra gökyüzüne el uzatmış yeşillikleriyle ağaçlar boyun eğiyor rüzgâra…
Sabahları zor eyledim bir başa tek başa
baktım ki
gün ışımış
kelebekler ak çiçeklere konmuş
kendimi bir hoş hissedip
merhaba yeni gün sabahı
Binlerce ıslak kelimelik,
yaşam öyküsü bu…
Islak kelimelerin dolaştığı,
bir anı torbası bu…
Ne başı var ne sonu...
Sadece merkezinde olunan yaşam... Bir devinim ki duramayasıya... Ve dönüşler yine de aynı ters yöne...
Bir bakış bu saltanatsız... Küskün... Üzgün... Ve acınası kendi hâline bir düşüş... Belki yoksunluğa bir perde örtüsüyle kapanış... Belki de bir sarhoş adımlaşması bu yürüyüş... Sallantılı bir yaşam sonu...
İbrik kıskanıyor kadehi boştur diye üzülürken kendinden...
Kadeh sessiz bakıyor dolu ibriğe doludur diye...




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m