Güçlülük duyguları beynimde dolaştıkça, sarhoş düşüncelerle kayboluyordu acizlik bakışlarında...
Her şeyin bir öncesi olduğu gibi, sonraları da oluyordu...
Çoğu zaman, beklenmeyenler, sonraları olanlardı ki şaşkınlık ve acizlik yaratan...
Özenle ve özlemle başlayan sevgi, sonraları kusmalara ulaştıkça, kırk duvar üstüne yıkılırcasına hayıflanmalar çıkıyordu ortaya...
Kurban olunacak sevgi var mıydı veya hayatını ve tüm geleceğini bağlayarak adanmış sevgi var mıydı?
Artık yarınlar yoktu yaşamımda…
Kirli paslı bir geçmiş örtmüştü peşi sıra gelen yaşamımı…
Hep gölgeler, hep karanlıklar sarmıştı yarınlar dediğim günleri…
Geçmişimin hangi karesinden vazgeçip geleceğime bir sütunluk ışık açabileyim…
Kör bir dövüş bu yarınlara dünden kalan… Bir tekinden vazgeçememe hakkım olmayan bolluk çileleri bunlar… Bir hak araması değil bu yarınlar için…
Ruhlar birleşecekti gecelerde...
Uzun gecelerin dar sabahlara uzanan bir buluşmasıydı bu...
Ardından
dar günler gelecekti
Hoyrat bir düşünce, aymaz bir duruş, boşverilmiş umutlar, durgun bir yaşam, sürgün istekler, belki de son duruşuydu aşkın...
Kanamalı bir sancı yaratıyor bu bakışlar ruhumda... Boş verilmiş hayatın sancıları düşüyor omuzlarıma, bir ruh bozukluğu bu başıboş dolaşmalar, kimi kime tercih etmeliydim, en önemlisi kimdi, değer üstü değerli olan kimdi, nedenleri vardı bu aşkın, boşverilmişlikle haytalığa yakışmıyordu bu aşk, sadece zamana yayılıyordu tüm istekler, kaçışlar ve karanlıklar birbirini bir korkuda tamamlıyordu, korkuyordum aslında kaybetmekten aşkı, korkuyordum aşkın ardındaki gölgeliklerde kaybolmaktan...
Zorlamasına geçen günlerdi bunlar ve ben zamanı zorluyordum veya zamanda kayboluyordum acıların pervazlarından çıkarak...
Oysa düşlerimi zorlayan O ne diğerleriydi, ne diğeriydi ki onun ayrıcalıklığıydı aşkla duruşu...
Artık her şey bir sona yaklaştıkça içimdeki sıkıntılar bunun ispatıydı…
Bir yudumda içeceğimi sandığım nefeslerini artık kesik kesik soluklarla içimde hissediyordum…
Önümüzde gittikçe yükselen bir duvar vardı sanki…
Her şey yeryüzüne göre terskepçe dikilmişti karşıma…
Sanki bütün çıkmaz sokaklar benim adımlamam için sırasını bekliyordu…
Talan olmuş bir beden…
Harap olmuş bir ruh…
Darmadağın bir anılar zinciriyle,
sen bana sevgiyi anlatamazsın…
Sen bende güneşi ısıtamazsın…
Kimsin nesin bilmiyorum ama...
Belki bir şarkı...
Belki bir özlenen...
Belki de unutulmaya çalışılan anılarda sen sensin...
Belki bütün rüzgarlarda savrulan bir sen...
Hınç almalıydı hayatından, biraz durgun, biraz dingin, biraz canlı, biraz ölü olamazdı…
Ya hırçın bir akarsu hızında kararlar verip, uygulamalı, ya da, durgun bir su akışı gibi olarak dönmeliydi kararsız haline… Ama bu asla olamazdı, taşmalıydı kendinden daha üstlere, hızlara ve acılarının üstesinden gelmek için kendinden kopmalıydı…
Arada kalıp kararsız olamaz ve pısırık bir kimlikle kalamazdı…
Her şey eskisinin üstüne üstüne binecekti ve artık saygıyı aşmadan savaşını sürdürecekti, kendi kendiyle, daha hızlı daha sürükleyici…
Başım sallanıyor…
Hayatım,
ruhum,
bedenim
ve
ömrümüz sallanıyor…
Ben bir yokluktayım,
ben bir yokluğum...
içimde fırtınalarla, kuşlar, yağmurlar,
bir bereket bir tufan...
Tezat...




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m