Düşlüyorum seni…
Eski bir Anka Mabedi’nin loş karanlık koridorlarının içinde…
Işık sızan dar oyuklardan, rutubet kokuları, yarım gören gözler, kocaman bir kafa ve yorgun bir yüz, çirkin bir yüzle ben…
Işık huzmeleriyle yüzüne gülen bir mutluluk, hüzünden dönen bir ışık, dağılan sislerin üstünde bir ses olmalı sana gelen…
Dalga dalga olmalı bakışların…
Bu kaçıncısıdır korkular ırmağında
su içişim…
Kaçıncı güneşin doğuşudur,
Istırapların ardında?
Kaçıncı güz yağmurlarında ıslanışım?
Çağır beni, çağır ki,
bir ördek uçsun suyu kurumuş gölünden,
çağır,
bir sürü, süt kuzu boşalsın ağılından…
bir ses ver bir yerlerden,
inlesin bozkırlarda koşan taylar acıdan.
Biz gündüzlerimizi yaşayarak geceye sakladık,
gözümüzle gördüğümüzün rüyası olsun diye...
Hadi çıksın birkaç kişi daha sildirsin bu kenti benden, nelerim yok ki bu şehirde, öncelikle senin ayak izlerin sonra benim gözyaşlarım ki asfaltta hâlâ üzüm karası gibi parlamakta...
Biz tutkularımızı birleştirirken, elde etmek istediğimiz tek şey vardı, sadece el ele olduğumuz zamanlarda mutluluğumuzun heyecanı sonsuz olmalıydı...
Yarıldı karıncanın ayakları akşamın voltasında, yarıldı ayaklarım akşamın voltasında, acısı benliğime düştü, sevdanın demekten vaz geçerek, bedenimin derken, hayat bu hep ıskaladıklarımızla yarıldı tabanlarımız, hep ıskalandıklarımızca yüreğimiz yarıldıkça gömüldük akşamın voltasına ve hep bir döngü oldu ki hâlâ vaz geçemedik yaşamaktan...
Ölüm başucunda olsa;
Gözyaşı dökmem üzülmemen için.
İnce bir hüzün gözyaşımı örter hafiften başlayarak,
Yavaş, yavaş bedeni sarar, bir bakarsın için dağlanır.
Hiç anlamadan bedeni sarar ruhun sarsılır
Bir parfüm kokusu dağılıyor pembe renkli cam şişeden, odanın dört duvarlarına doğru savrularak….
Baş ucumda yanan lambanın gülkurusu camından, kalem uçlarına doğru kızıl beyaz ışıklar yayılmaya çalışıyor.
Ve ben;
İnadına inadına ak sayfaları seninle doldurmaya çalışıyorum…
Bu gece sen kokuyorsun bu kentte;
bütün rüzgarlar seni taşıyor bana.
Öyle bir his var ki içimde,
Sen, benim seni düşündüğüm gibi, beni düşünüyorsun.
Bir şeyler söylüyorsun kulaklarım duymuyor,
Hani derler veya yazarlar ya bir yerlerde “dönüp arkana bakmayacaksın” diye… Nasıl dönüp bakmayacaksın ki geçmişe, hiç önünden çekildi mi ki?
Hangi ok dönüp sahibini, atanını vurmuş? Bumerang mı bu hayat, dönüp dursun?
Hiç mi izi kalmaz?
Hiç mi sızlamayacak yaralar, her köşe başında dikilip karşımıza çıkan kırıntılaşmış bir bütün olan yaşam?
Ölümün sessizliğini bilseydim,
bu kadar güzel olacağını,
daha önce çalardım,
çanlarını…
Bileydim sevgi çıkmazının yakın olduğunu,
Onlarda hayatlarını birleştirmişlerdi… Ama…
Durgun akan bir nehir gibi,
gideceği rotayı bilen.
Giderken de, ne kadar çürümüş ağaç dalları varsa,
bedeninden kırılmış yaşlı ağaçları taşıdığı, durgun akışında, bir nehir sanki.
çok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m