Yalan bu yalan,
bu sevda masalını yazdığımız,
yalan,
doğru olsaydı kalırdı aşk…
Gitmezdi,
Yıkık sevdalılarındı,
volta attığımız sokaklar,
her köşe başı kaçak mahkumlar,
kaçak sevdalılar…
Bilinmez bir türküydü hayatları,
Ne kadar çok seversen o kadar çok acı çekersin sevgide…
Ne kadar çok seversen o kadar çok özlersin…
Özledikçe ölmek istersin…
Ama
ölemezsin…
Beklersin… Kuytuları, sabahı çok uzun gecelerde…
Bedenimden derilerimi, etlerimden ayırarak dökmek istiyorum…
Sana dokunan parmak uçlarımı ısırıyorum… Bakan gözlerimin kapaklarını açmak istemiyorum…
Bana yansıyan ışıklarını kesmek, karartmak istiyorum…
Sordum kendime yüzlerce kitabı neden okudum diye…
Binlerce ve binlerce sayfayı neden yazdım diye…
Neden benim için onca kitap binlerce yazı neden yazıldı diye ve neden veya, birçoğumuz hüznü yazıyoruz diye…
Cevap ayrı bir yazı ayrı bir hüzün getirdi…
Her yazdığımızdan sonra, bu sondu dediğimiz ve yazdıklarımızı kendimiz okuduğumuzda neden bu gözyaşları diye sorduğumuz kendimizden ne cevap alabildik?
Bir eylül akşamı;
Eylülün başı;
İZMİR...
Sıcak gözleri yakacak kadar;
Boğuluyorum...
Nefes almak çok zor,
Beni Onda Eksik Bırakma…
Sanki bir masal, hikâyeden çıkmış, kendi kahramanını kendi için yaratmış, aşkın koyu karanlık odalarında kayboldukça, kendi korkuları ile kendini büyütmüş, zavallı, ürkek, eski çocuk, eskimiş genç benlik…
Yüzünde bir maske, önce aynada kendi kendinden ürkmüş, bu ben miyim derken basmış geçmiş kahkahanın ardına sakladığı iç bulantılarını…
Zordu onun için yaşam, zordu sahipsizlik, zordu kör bir bakışın ardına saklanıp nefes almak, zordu kendi kendinden ürkmesi insanın, zordu tüm sevinçlerini kaybedip körü körüne bir sahipsiz sevdanın ardından dolanmak, zordu hayatın değiştirilemedikleri ile boğaz boğaza mücadele etmek ve zordu gidenin ardında kalan kesme taşlı yollara, dişlerini sıkarak, basmak ve çok, çok zordu insanın kendi kalbi ile kıran kırana amansız mücadele etmesi çok zordu, içinde beslediği hüznün kuşlarının inlemeye benzer sesleri ile mücadele etmek gibi zordu isteğe bağlı yaşam…
Sanki karanlıklar savaşını yaşardı insan…
Bir uzaktan görüntün sarmalandı içime, yılların ardında kalan pişmanlıklarımla, sen miydin,
yoksa,
sen gibi bir karartın mıydı, hep sarar bu düş beni, Haziran sonlarında...
Değişmek gerekti yaşamı da
İsmi de
Can canın kalbini bir kelimeyle bilir…
Dost dostun kalbindeki sıkıntıyı bilir ve için için sıkılır...
Ben size demiştim arada bir bağ var, bu yürek bilir bu bağı ve çağıldar o bağla...
Dost dostun acısını bilir bu acı ile ağlar dost...
Geçmiş sevdaların izleri yüzlerde çizgilerle kalır...
Belki de bir yaşamın karalıklarında kalan öyküsüydü bu yazmalar ki…
Bir başka günde, bir başka yerde, belkisiz bir karşılaşma olacaktır sanırım...
Umulmazı yaşamamızdı belki de kaderimiz…
Yaşamdı aslında belkisiz hep yükseklerden düşmemiz ve düştüğümüz de sadece arkaya bakmalarımızla geçiştirdiğimiz…
İsimlerimizin salâlarla okunmasının gerçek olduğu bir yaşamda, kendimizi çoğu zaman umarsız ve de korkmuş buluruz…




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m