Küçük yaştan itibaren şiire olan ilgim hiç azalmadı. Nazım Hikmet, Atilla İlhan gibi büyük şairlerin eserlerinden ilham alarak, kendi şiirlerimi yazmaya başladım. Şu ana kadar 80’e yakın şiir yazdım ve bunlar benim için çok değerli. Şiirlerimi çoğunlukla kendi iç dünyamdan, yaşadığım duygulardan beslenerek yazdım. Bu yazıyı, yazdığım şiirleri paylaşmak, önerilerinizi ve eleştirilerinizi duymak için paylaşıyorum. Fikirlerinizi duymak, benim için çok kıymetli olacak.
Dengen belliyken avuçlarımın içinde,
Bir sınırı aşıp hiçliğe karışmaktı senin gidişin.
Bazı sırlar hiç açılmadan kalmalıydı öylece,
Varlığın, olduğu yerde sarsılmadan durmalıydı.
1/137
Sessizlik bir yalanla başladı, o ilk fısıltıyla,
Zamanın çarkı bozuldu, o sahte gülüşle, o sızıyla.
Herkes "neden?" diye soracak, bu sahne neden bu kadar net?
Her ilmekte bir ihanet var, her dizede bir nefret.
Bakma öyle boşluğa, bu sadece bir sayı değil,
Sınırlarımı cetvelle çizilmiş bir harita gibi ihlal ettin;
İşgalci bir güç gibi çöktün ana yurduma.
Dört tarafım kuşatılmış, mülteciyim kendi içimde;
Söylesene; hangi masada paylaştın ruhumu?
Hangi fermanla sömürdün bu toprağı?
Günlerim, seni görebildiğim kadardı;
Takvimi de saati de sen kurmuştun.
Dudaklarından veda sözcükleri akarken,
ben gözbebeklerinde kaybolan bizi aradım.
Otuzuna dayadı sırtını Akif,
Artık gülmüyor, konuşmuyor.
Kahve köşeleri dilsiz, selamı sabahı kesti.
Aklı bir gidende kaldı;
O giden, Akif’i de alıp götürdü.
Sızılarım dindi sanmıştım oysa,
Meğer geçici bir inzivaymış bu;
Kendi içine kıvrılan bir fırtına öncesi...
Şimdi kaburgalarımın fısıltısı kesik,
Fabrikanın paslanmış çarkları gibi
Gıcırtıyla bıraktılar işi.
Bıçağın soğuğu dayandı boğazıma,
Ölümün ilk öpücüğü: dudaklarımda buz.
Zaman daralıyor bir mermi yolu gibi,
Dışarıda yağmur, camı döven o huysuz...
Parmağım tetiğe değiyor titreyerek,
Sevmek, kendinden eksilmek değil,
aynı ufka susarak yürümektir bazen.
Bir ömrün bütün “keşke”lerini
tek bir nefeste arındırıp,
dünyayı onun gözlerinden yeniden öğrenmektir.
Sokağı dikiş yerlerinden söküyorum,
iplik iplik çekiyorum zamanı.
Adamın cebindeki eller
birbirini boğmaya çalışan iki sağır balık,
pulları karanlıkta parıldıyor.
Sabahları erken uyanırım,
Rüzgâr yüzüme vurur, kahve kokusu gelir kıyıdan.
Elimde tozlu bir kitap, Galata’nın heybetini seyrederim;
Kendi hikâyemi okur gibi bakarım denize,
Biraz gürültü, biraz telaş arasında kaybolurum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!