Bir yaz akşamı,
Deniz usulca fısıldar sıcağa,
Gecenin rüzgârı, bir çöl fırtınası gibi günaha davet misali.
Elimde babadan kalma bir şarap,
Babamın babası olmak isterdim,
Belki o zaman severdi beni.
Silerdim alnındaki o çocuk çizgileri,
Ona korkmadan sevmeyi öğretirdim.
Nefesini boynumda bir sükut gibi hissediyordum,
Ama gözlerin... Beni çığlık çığlığa boğacak gibi bakıyordu.
Elinde Anna Karenina - Lev Tolstoy,
Gözlerim ona kaydı; her şey bu ağır son mu demekti?
Dudakların o eşsiz dokunuşuyla başladı veda...
Duymuyorsun diye sevgim soldu mu sanırsın?
Her sabah rüzgârı "Vay anasını!" diye haykırırken,
Süslü cümleler döşeyeyim mi yollarına?
Sen şehirli lafların ipeksi dokusuna tutkun;
Köyünün çamur kokan türkülerini,
Tüm ihtimalleri ezberledim de,
Bir sevilmeme olasılığını açıkta bırakmışım.
Hangi katilin kendi bıçağını unuttuğu
Görülmüş;
Günahın yok, bu cinayetin faili benim.
Ey Türk genci! Eğil de bak, hangi rüzgâr bu hâl?
Hangi tozlu rafta soldu, o mukaddes istiklal?
Asil kanın hükmüydü bir zamanlar hürriyet,
Şimdi hangi gafletle, ruhunda koptu kıyamet?
Feryadı göğe çıkan kadınlar dilsiz rehine,
Yalnızlık bir lütuf
Koruyan bir zırh,
Eldeki tek koz.
Ne vedalar kaldı, ne kırgınlık,
Yalnızlık var, kelimelere hapsolmuşçasına.
YAŞAMA YERİM
Dünyada kaç ihtimal vardı da beni sevdin?
Milyonda bir miydi bu mucize,
Yoksa kaderin gözü mü kaydı bana?
Her şeye rağmen,
yaşamayı sevmelisin.
Serçenin kanadında kırılan ışığı,
rüzgârın saçında unuttuğu şarkıyı.
Günün yorgunluğu bir kefen gibi sarmışken bedenimi,
Açtım kapıyı, sığındım evime; o ıssız, o sahipsiz limana.
Tek dileğim biraz uyku, biraz unutmaktı dünyayı...
Odaya girdim, uzandım karanlığa ama bir eksik var;
Bir boşluk var ki, uçurumdan derin, geceden kara...
Yastığım yok!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!