Sen beni öyle bir sevgisizliğe hapsettin ki,
Ben artık bir kapı deliğinden bakıyorum gökyüzünün o sonsuz maviliğine.
İçeride nefes almayı zorlaştıran, bitmiş bir ton hava;
Dışarıda ise senin buz kesmiş, o uzak mesafen...
Sanirim bu sefer unuttum seni.
Artık deli demiyorlar bana,
Adın geçmiyor mısralarımda,
Sesin plaklarda çalan eski bir anı gibi.
Haziran’da kar mı yağarmış diyorlar,
Sahi, onlar da üşümüyor mu benim gibi?
Ellerim buz, ayaklarım donuk,
Tüm bedenim titrek bir kış gibi.
Haziran ayında toprağıma düşen
ilk yağmur tanesi—
sessiz bir veda gibi.
Saat 04:20.
Ezan semaya yükselirken,
Musa sokakta, ayakları taş döşemeye sert basıyor.
Bugün farklı bir sabah.
Bugün elleri çalışmak için değil, bir şeyleri değiştirmek için kalkacak.
Körebe mi oynuyoruz seninle?
Bitmedi hâlâ bu oyun.
Ne zaman açayım gözlerimi,
Yoksa cidden gittin mi?
Yaptın mı bunu bana?
Şimdi sensizliğe nasıl alışayım sevgilim?
Öyle kolay mı canından vazgeçmek?
Kavruran bu ateş bile senden, sevgilim...
Üşüyordum, "iyi gelir" diye mi yaktın beni?
Televizyonda karıncalı bir boşluk, cızırtısı duvarları dövüyor,
Haberlerde isimsiz bir ölü, sesi boşlukta sönüyor.
Masanın ucunda bir elma; eti kararmış, nefesi kesik,
Evin üstüne çöken o ağır yel gibi, ruhu eksik.
Kül tablasında tek bir iz; sonuna dek yanmış ve bitmiş,
MAHREM
Saçlarını öyle savurma, sevgilim.
Rüzgâr değerse, eller görür.
Ve ben kıskanırım, sessiz ve derin.
MÜHÜRLÜ ZEMHERİ
Bir bahane uyduruyorum bu harabeye;
İzini silmek mi niyetim,
Yoksa bu yangından bir kor kurtarmak mı?
Her şafakta bakışlarının kuyusuna düşmek,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!