Ne tür bir sevgisizlik istersin benden?
Nasıl seversem kurtulurum kendimden?
Yıkıp geçerek mi gelmeliyim sana,
yoksa içimden süzülüp
senin seçtiğin ben mi olmalıyım?
“Değiştin,” diyorsun bana.
Gecenin içerisinden bir çığlık patladı;
Sanki bir volkanın sesi gibi gür ve sıcak...
Ama ben, hiç beklemediğim o anda,
Buz kesmiş bir tenle kaldım o sıcaklığın ortasında.
Neydi beni böyle üşüten?
Sabahın yedisi.
Uykusuzluk bastı, ağır bir duman gibi.
Gözlerim sisli.
Ruhum bozuk bir plak misali sana takılıyor;
Hep başa sarıyor,
Hep sensiz.
Bu sabah yedi buçuk gibi, gözlerimi erkenden açtım.
Her yer masmavi, yeşillikler, kuşlar ve böcekler uçuşuyor etrafımda.
İçimdeki seni görsen, dünya bir başka güzelleşir.
Rüzgarın taşıyamadığı kelimeler, kulaklarımda yankı buluyor.
Bugün, en çok seni severek uyandım.
İçimdeki Sen
Bir güvercinin kanat çırpışı—
denizin dalgalarıyla dansı
ve saçlarının siyahında
sessiz bir ritim
içimdeki sen.
Saydım geriye doğru,
gözlerim kapalı,
sağım solu sobe—
ama sen yoktun.
Nasıl gizlendin böyle?
Aşkımız bir seyyar satıcının,
O sabahın ilk gevrek simitlerinde kaldı.
Susamlarımız savruldu yabancı kaldırımlara,
Bilmediğimiz kaç el dokundu, kaç yürek teğet geçti bize...
Kirlenmişiz, kimsenin umurunda değil,
Kapıyı sessiz kapattım,
Gürültüsü içimde kaldı.
Eşiği geçtim ama
Gölgem geride asılı.
Uykumun dikişlerini patlattı o dışarıdaki uğultu,
Gece; karnından yaralanmış bir hayvan gibi inliyordu.
Sağıma döndüm; yastıkta senin yerine koca bir boşluk,
Bileğimde ise zamanın paslı izi...
Saatim yoktu; sanki bir hırsız, ömrümden o dakikayı çalıp gitmişti.
Beni anlatma kimseye dedim,
Çünkü ben tamamen ikinci tekil "-in" ekiydim sende.
Anlamadığının farkındayım;
Kısaca; senin-dim.
Oysa birinci çoğul şahsa çekimlenmek varken,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!