Ey İstanbul
sen nasıl bir şehirsin ki,
2 saattir kaybettin beni içinde.
Ben kendi içimde bile
bu kadar sürede
yangın yerine düşmüş sultanlar,
kavukları tutuşmuş lalalar,
boyunduruğuna
sevda yüklenmiş at koşucuları,
hangi asırda sevmiştim
sana dair sözcükleri
ve dile geldi gece,
içinde derin bir sessizliği
barındırarak,
dünyanın dönüş sesidir
şah damarımdan yankılanan,
evrene dair düşler içindeyim,
Bir yerin enkazını kaldırmadan, başka bir yerde temel atmak zor iş.
Çünkü bazen insan, kendi yıkıntılarının içinde o kadar uzun süre kalır ki...
Yeni bir pencere açmayı unutacak kadar alışır karanlığa.
Dış kapıyı tamir etmekle geçer yıllar, oysa içinde bir masa kurmak ister.
Ama her seferinde bir gıcırtı duyar eski tahtalarda ve geri döner.
Üstelik ne zaman uzaklaşsa, geride bıraktığı eksiklikler suçluluk gibi yapışır yakasına.
Adımın yazıldığı kimlik ile kilitledim yüreğimi bu coğrafyaya oysa ben dünyaya gelmiştim her toprak vatanımdı yaşamı parsellemişler isimler koymuşlar ülke demişler, vatan demişler, sınırlar çizmişler, hem gitmemi yasaklamışlar hemde yaşamayı, Oysa dünya bütün çocuklar içindi ve çocuklar dünyaya geliyorlar ülkelere değil. Özgür bırakmak gerek çocukları, Adı dünya olan gezegende,
bazen öyle derinliklerden bir çığlık kopuveriyor içimden,
sadece gözlerimde dile geliyor,
söylenememiş tüm sözler,
varılamamış tüm anlar,
hissedilememiş tenler,
çekilememiş tüm nefesler,
Ne düşünüyordu hayat hakkımda bilemedim, bir yola çıktım yolcusu farklı idi, yola çıkaranı farklı. Yolun bittiği yere getireni farklıydı, götüreni de. Durdum, bekleyenimde farklı, bekletenimde. Şimdi nereye dönsem geldiğim kadar sessizlik, kaldığım kadar yalnızlık, düşlediğim kadar BEN’sizlik hakim zamANa…
Bulutlardan
hayvanlar çizerdim bahçeme,
yüreğimi
pazar yerlerinde satışa çıkartırdım
okkası kırk kuruştan
kırk yıl hatırı sayılır dostlar aşkına.
en kalabalık anımda doğuverdim
kulağıma fısıldanan merhaba ile başladı her şey
en varılmaz sevdalar tamda o an zuhur etti
en kaçak bakışları sinemde devirdim
tutuşan zamanı nefesimle gömüverdim yapraklarına takvimin
en uzağına koştum bu hayatın
Dokunuştur,
cANı Can yapan.
Nefestir, AŞK’ı değerli kılan.
GÖRmektir hayata yön veren.
GÜLmektir Sevgili’ye varan
ve




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!