yüreği sarmış bir gam ile keder,
yaralanmış bağrıma düşer bin alem,
susarım,
ben çıkar içimden.
konuşurum,
ben olur beden,
İstanbul en deli günlerini yaşıyor sırılsıklam yağmurlar altında, gökyüzü kıskanıyor olsa gerek boğuyor içinde yaşayan herkesi.
An geliyor deli gibi dökülüyor üzerine sırılsıklam ediyor, an geliyor sarıyor ateşi ile yakıyor herbir teni. en kaçak sevişmelerin hüzünleri sarıyor yıldızlar altında yanan ışıkları.
Herkes kendini terkediyor yalnızlaşıyor sokaklarında birer birer. düşe kalka sabahlar oluyor kaldırım taşlarına serilen aşkların örtüleri.
En çok müzikler öksüzdü
bu yüzden
beni bir tek onlar anlıyordu.
Hangi yüreğe düşeceği belli olmayan
notalar gibiydi sevmelerim.
Hasadını zamAN'dan yapıp
Ne ölümündeyim hayatın, ne de doğumunda.
Mevlana gibi Şeb-i Arûz yaşıyor alemi cihan. Benim ölümüme dünya halkları müzikleri ile eşlik etmeli. Dünyaya gelişim bir nedenden ise gidişimde o nedenin son bulmasındandır.
Ölümü kabullenmek mi zor geliyor oluş şeklini mi? İlk nefesi aldığında, son nefesini vereceğin belli değil miydi? Neden böyle öfke duyarsın ölüme.
Toprağa dönerim, çünkü kaynağımdır,
Dönüş, bir varış değil, zaten hep oradaydım.
Düşmek için yükselmek gerek derler,
Oysa insan hiç yükselmedi ki,
Hep bir çırpınış, hep bir göğe özlem,
Ama ayakları hep çamurda.
gönül
fermansız bir tebliğ gibi
sokaklarda davullarla ilan ediyor aşkını
duyduk duymadık demeyin
duyanlar duymayanlara söylesin
seviyorum diyor
faili meçhul kişiliklerin varlık nedenidir dünya, özüne dönen için ne beden vardır, ne de dünya
Sen büyüyüp geldin diye ben bütün dünyayı küçücük bir fanusa koydum. Ne fanus bildi fanusluğunu ne de sen doldurabildin o fanustaki yalnızlıkları...
Bu öyle bir ateşki
tenden gayri düşmüş yüreğe
o ateşle yanan yürek
aşkınla kaybetmiş teni
ten kafes olmuş cana




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!