Bir karıncayla yürümelisin yolda,
bir çiçek ile kokmalı,
bir yaprak ile kıpırdamalısın.
Seni görmelisin bir damla suda,
ayağın bir taşa değmeli
taşıdığın CANı farketmek için.
CAN’ı CanAN ile yakıp, cAN içinde CANan olmak, AŞK imiş. Hayat kendini terk edip gitmek imiş ve cAN’da, HİÇ’lik olmak imiş canAN’da…
Can;
yol olur canana,
bazen yol bilmez
üzerinde gidenin canan olduğunu,
bazen
canan düşüvermez can ile yola,
Cehennem ateşini yakıverdim yüreğimde, dokunan yanmalı artık yüreğime, sözüme, tenime, düşlerime. Madem BİRlik deryasındayız o zaman CEHENNEM'imi görmeli ve yaşamalı, ateşimi çalmak yada söndürmek isteyenler.
ilk bulduğum çengelli iğne ile tutturdum gülüşünü aklıma.
Mavi bir okyanusun içindeki mercan kayalıkları gibiydi düşlerim.
Pupa yelken giden bir yelkenlinin güvertesine dolan dalgalara dönerdi seni özleyen ellerim.
Geceyi teninde yansıtan su damlacıklarına yakardım bildiğim tüm
parçaları
yakamoz gecelerin sessizliğinden çığlık çığlığa koparak.
Rivayet odur ki
sürgün Tunceli'de boy vermiş
kesmişler dallarından
savurmuşlar
bir hasat mevsiminde
göçmen bir kuşun kanatlarında
Büyüdüm bugün,
büyümek istemeyerek.
Belki de doğmamayı seçmeliydi düşlerim,
sokak aralarında bilye oynayan o çocuk hallerinden.
Bu gece çocukluğumu kaybettim,
Bana hayal kurmayı öğret çocuk...
Uçsuz bucaksız hayaller olsun üstelik...
En imkansız görüneni isteyebilmeliyim,
mesela kuzey ışıklarını seyretmek için
bir ada sahibi olmalıyım
ya da bir dağ yamacında,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!