evrende karşılaşmak ve ortak amaç için mücadele etmek insanoğlunun doğasında var tabi arayış içinde olanları için geçerli bu durum. tüm savaşlar, isyanlar, dinler, tarikatlar ve devrimler aynı amaç ve düşünce peşinde koşan insanların bir araya gelmesi ile doğmuş, büyümüş ve gelişimiştir.
ortak amaçları gerçekleştirmek için çıktığımız yollarda aynı hedefe gittiğimizi farkettiğimiz insanlarla bir gün mutlaka karşılaşıp o yolda ilerlemeye başlarız. Tüm bu eylemsel durumların oluşabilmesi için DOĞUM olayının gerçekleşmesi gerekiyor, fikirlerin doğması, eylemlerin doğması ve asıl önemli olan bu eylemleri gerçekleştirecek İNSANların doğması gerekiyor. Bir gün diye başlayıp düştüğümüz yollarda tabelaların yönlendirmesiyle karşılaşmakla başlayan bir yolculuğumuz var henüz YOLDAŞlık seviyesinde değilsede bir kaç adımda sözlerin, kelimelerin, gülümseyişlerin ve fikirlerin eylemselliği olmuştur.
yaşamak herkes için bir ödüldür, bazıları için ödülle beraber kutlamadır, bazıları için araçtır, bazıları içinse amaç oysa hayat bir bütündür ve bu bütünlüğün içinde var olan tüm güzellikleri paylaşarak büyümek gerekiyor. Her payda birleştiğinde bütünü oluşturur ve bütünde BİRliği temsil eder.
Ne düşünüyordu hayat hakkımda bilemedim, bir yola çıktım yolcusu farklı idi, yola çıkaranı farklı. Yolun bittiği yere getireni farklıydı, götüreni de. Durdum, bekleyenimde farklı, bekletenimde. Şimdi nereye dönsem geldiğim kadar sessizlik, kaldığım kadar yalnızlık, düşlediğim kadar BENsizlik hakim zamANa...
zihnime zincir dolamışım,
yüreğim ayyaş,
bedenim berduşa devşirilmiş.
yollara düşmek vaktidir,
huzuru
tüm zaman dilimlerine pay edip...
Bilinmek İstedim
Bilinmek istedim; yoklukta yankı bulmak,
İlk nefeste toprakla ruhu harmanlamak adına…
Fakat her şeyin şahit olduğu o ânı hatırlıyorum;
Meleklerin titreyen kanatlarını ve
Kafam duman duman oldu aşkı aklıma çektiğimden beri
Ben mi sarhoş halleri çarpıp koydum yanıma
yoksa sarhoşluk mu gelip çalıp çırptı beni
yersiz yurtsuz bıraktı kadehlerin orta yerinde bilemedim
Aklıma mukayet sevdaları sarıp çekiyordum ciğerlerime
göğüs kafesimde tutsak edilmiş yare dair sözcükleri
Aşk, Tanrıların, insan ruhlarına zulüm yapmak için elma içine zerk ettiği zehirden başka bir şey değil diyordu bütün mecmualar.
Manşetten kırk üç punto haber çıkıyordu, gazeteci çocuk sokaklarda çığlık çığlığa bağırıyordu; ''duyduk duymadık demeyin, kral fetva verdi aşk ölmüştür, kimse ona inanıp düşmesin peşine, olur da inanıp düşen en kötü cezaya çarptırılacaktır.''
Köşe başlarına işeyen köpeklerin havlamalarına eşlik ediyordu homurdanmalar, aşk ölmüş, üç kuruşluk canı varmış, zaten zehir gibiymiş insanı öldürüyormuş yavaş yavaş, aşk ayrılıkmış demiş biri, ötekisi zaten kavuşursa aşk olmuyormuş, sesler bütün şehre yayılmış, aşk ölmüş...
İki insan...
El ele, sessizce yürüyordu.
Yol, upuzundu.
Ağaçların gölgesiyle, güneşin ışığı birbirine karışmıştı.
Toprağın rengi, gökyüzünün mavisine ayna tutuyordu.
Sözcüklere gerek yoktu.
şair sahneden inse de dostlar
şiir olanca hızıyla devam ediyor.
Aşk hak edilmez
çünkü boka konan arıya benzer
bazen aşk,
şiir.... zaman.... mekan... kayıp...
içimde deli bir yangın var... ağıt yakar gibi...
tüm zaman ve mekanların ruhu bir buğday tanesine mahkum edilmiş...
ata tohumu diye bir kavanozda binlerce yıldır saklanır durur gibi...
yangınlar olur... fırtınalar kopar... gökler yarılır... denizler taşar... okyanuslar taşar...
Hangi çağda başladık bu masala,
Gözlerin beni hangi yıldızda buldu,
Ruhumun yankısı mıydı sana koşan,
Yoksa bir destanın küllerinden yükseldik de
Bu dünyada yeniden yazıldı adımız?
Zaman döngüsünde seninle ilk karşılaşmamız değildi,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!