Şu koşuşturmalar olmasa
Şöyle serin, gölgelik bir ağaç dibi bulsam
Canım çıkana kadar seni düşünsem
Betonarmelere hapsolmuş, dağdan inme, kavgacı
Kırmızı kapaklı kitap kentliliğinin değmediği aşiret gözlerini
Dağdan inme gözlerin market reyonlarına çeşme başı havası katar
Beni gecenin üçünden alır mısın
Mesela öğleden sonra dörde bırak
İki namazın arasına sığayım
Ya da sabahın altısına at
Öğle namazına müteakip ortadan kaybolayım
Sanma ki yanına kâr kalır hak
Unutma
Muhakkak gelir
En büyük haksızlığın hakkından Hak...
Soğuk bir iklimin bacalarındaki yaşam belirtisi
Gece üçe doğru tablayı boşaltmayı akıl eden sigara tiryakisi
Aşağı mahalleden gelen siren sesi
Birileri sinmiş
Kimi sindirilmiş
Kimine göre meşru yoldan yürünmezmiş
Ben ölmek diyorum
Sen hangi aşk diyorsun
Yaşamaktan arta kalan kısa kısa ölmeler
Kısa kısa dediğime bakma
Aşklaya aşklaya öl olur
Pardon damlaya damlaya...
Ne beyhudedir
Şu kırgınlıklar
Şu hüzünler
İnsanı öldürmeye yetmedikten sonra.
Hercai bir bıçak darbesi
Zevahiri yarin hiç de önemi olmayan
Eyy inancımın ilk şartı
Eyyy gönül soframın baş köşesine kurulan kadın
Umarsızca çekerken kapıyı
Hangi tarafını yokladın vicdanının
Şimdi her gün geleceğin günün arefesi
Her Şey Hala Bok Gibi diye bir kitabım vardı
Gönderdiğim yayınevi
"Bu beş para etmez
Daha boktan bir şey yok mu?" dedi
Öyle demedi de
Bilirsiniz işte yayın politikamız falan... Bir sürü safsata
Politik bir sevda yaşamadım
Hep ön planda oldu
Hiç hesapta olmayan duygular bile
Gözü kapalı bir yaşamaktı işte
Hesapsız kitapsız
Ne bileyim darmadağınık
Belki de
Hayata dair en yalancı tanıklarımızdı
Fotoğraflar
Gülmeye mecbur hissederdik
Üç-iki-bir
İşimiz bitene kadar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!