Şimdi yokluğun sağır, dilsiz, kör bir adamın bir uçurumun kenarında yönsüz ve yansız bekleyişine eştir. Burada suratsızdır bütün suratlar. Yol değildir hiçbir kayanın sırtı varlığına ulaştıran patikalara. Güneş çok olmuştur ufku terk eyleyeli. Yıldızlar kâfi değildir karanlığını aydınlatmaya. Ay tutulmuştur varlığınla arasına giren yokluğundan. Yarasalar dahi kanat çırpamamak halindedir, zira bütün sesleri alıp yutmuştur gidişinin yarattığı yankı.
Yüreksizdir yürek, dillenmeye, hissedip algıladıklarını kelimelerden cümle olsunlar diye beyne yollamaya takati yoktur, yitirmiştir tüm cesaretini. Onura alışmıştır, yalamamaya tükürdüğünü. Bitti dediğinde bitmemeye atmayı bilmemiştir hiç. Kanasa da kızılcık şerbeti içtim demeyi bilmiştir en iyi. Bir de seni yalın, yalansız, sevmeyi; gerektiğinde sen yoksan sökülüp atılmayı.
Ve şimdi ağırdır o yürek bedenime. Yüzüme yerleşen derin çizgiler, alnımdaki kırışıklıklar, saçıma düşen aklar ağırlığının bedelidir. Ödüyorum, bu yüreğin sahibi, bu yüreğe misafir ettiğim seninse insafsızlığının tahribatına denk düşen karşılıksız karşılığını.
Günlerdir fırtınalıydı deniz,
Nehirler bulanık ve kızıl çamur akıyordu.
Tüm köprüler yıkılmıştı;
Ne gelip geçebiliyor,
Ne sana ulaşabiliyordum.
Ben her gün ölüyor
Biliyorum sevdin beni, seviyorsun
Ve seveceksin dünya durdukça.
Bilirim;
Gözlerin beni arar girdiğin tüm yollarda.
Kulakların sesimi, çalan her telefonda.
Çekildiğin bütün resimlerde bana bakarsın.
Yüzün eski bir İstanbul fotoğrafı gibi şimdi,
Siyah ve beyaz.
Sahillerinde sandalcılar kürek çekiyor,
Yorgun ve takatsiz,
Fersiz gözlerinde bir telaş,
Sanki o bitkin surat kendinin değil,
İyi gününüzde beklemeyin beni,
Boş gezenin boş kalfası olsam da aylak aylak gezen,
Gelmemi beklemeyin!
Gülün, eğlenin, çalın, oynayın.
Benim hiç mutluluğum olmadı ki kendi hesabıma,
Bilmem ki gelip sizinle mutlu olayım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!