Ne de güzel ayrılmışlardı;
Kırmadan, dökmeden
Ve hiçte ses etmeden.
Oysa kırmayı, dökmeyi,
Bağıra-çağıra kavga etmeyi,
Ne de çok seviyorlardı;
Hadi gülüm, düş yanıma,
Saçların beline düşsün.
Kalbim yerinden oynasın,
Düş yanıma hadi gülüm;
Umutlarım var aşka dair,
Hayallerim var yaşanmayı bekleyen,
Sonra bir gül açtı,
Bir gülüş oluştu yanaklarımda,
Bir yağmur başladı,
Saçlarım ıslandı;
Gül goncalandı;
Gülüşlerim canlandı,
Sevebileceğim kadar sevdim
Bundan sonra ne kadar seversen
O kadar severim seni
Hani kollarını uzatabileceğin kadar uzatırsın ya
Bir ağacın dalına
İşte o kadar uzattım yüreğimi yüreğine
Gül Ağacı
- Abi dedi bir soru sorsam gücenmezsin değil mi?
- Sor gücenmem.
- Biraz tuhafıma gidiyor da, sen bu ağacı neden çiçeklerle süslüyorsun?
- Sen hiç sevdin mi?
Şarkılar vardı eskiden seni söyleyen.
Dillerde nağmeydi adın,
“Aşk gibi, sevda gibi” bir şeydin içimde,
Düşündükçe içimi sızlatan.
Sildim şimdi, içimde sana ait ne varsa.
Artık ne, “şarkılar seni söylüyor,”
Her an aklımdasın.
Saklayamıyorum seni.
Bazen hüznümde,
Bazen tebessümümdesin.
Hep sendeyim ötede ve beride.
Varlığından başka yol görünmüyor.
Gölge etmeyen insanlar istiyorum etrafımda.
Sunabiliyorsa ışık sunan. Susabiliyorsa dinleyen.
Konuşabiliyorsa anlatan.
Çünkü ben güneşten yana gölge,
Gölgeden yana güneş olmaktan;
Konuşulacağını sanaraktan dinlemekten,
Biliyordum
Yaşadığımız her şeyin yaşarken
Yaşadığımız o anda
Bir daha yaşanmayacağını
Ve bu aşkın belki yarım, belki çeyrek,
Belki de küçük bir anı olarak kalacağını.
Hüzün denizinin ortası burası.
Hüzün yağıyor burada her gece.
Hüzün her şeye sinmiş,
Yüzünde hüzündür artık.
Olmayışına isyandır,
Dudaktan dökülen her sözcük.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!