Ne tuhafsınız sevgilim,
Perdelerinizi çekiyorsunuz sizi görmemem için,
Ki gece ya da gündüz demeksizin.
Ve sonra kulaklarımı yırtmak istercesine,
Hatta avazınız çıktığınca bağırıyorsunuz,
“Sizi seviyorum” diye;
Bazan bir şarkı gelir aklıma
Bazan bir türkü,
Bazan bir şiir,
Bazan bir film;
Gelir ve geçerler rüzgâr önünde bir bulut gibi.
Bazansa sen gelirsin aklıma;
- Alo!
- Efendim.
- Ne yapıyorsun?
- Oturuyoruz.
- Kiminle?
- Yalnızlığımla.
Sen benim umudum-umutsuzluğum, Mutluluğum-mutsuzluğum,
Uykum-uykusuzluğum;
Sen gönül çölünde ab-ı hayatım,
Lakin derinine dalınca boğulduğum suyum;
Sen uğruna cennetten kovulduğum,
Kederim ve kaderim;
Sen benim umudum-umutsuzluğum,
Mutluluğum-mutsuzluğum,
Uykum-uykusuzluğum;
Sen gönül çölünde ab-ı hayatım,
Lakin derinine dalınca boğulduğum suyum;
Sen uğruna cennetten kovulduğum,
Şimdi bir sevdiğim olsun isterdim.
Küsmüş, kırılmış, darılmış olsaydım ona.
Canımı yakıyor olsaydı hasreti.
Ama onun da canı yansaydı.
Bir gece ansızın ya da bir sabah telefonum çalsaydı.
Seni çok özledim, çok seviyorum deseydi.
Bana an'ı değil, zamanı anlat Elenora.
An'ı herkes biliyor.
Fakat zaman...
Zaman öyle değil;
Zaman sahipsiz akıyor;
An yaşanıyor, zaman geçiyor Elenora!
"Aşk nedir?" diye sordu adam,
Şair'e.
Şair,
"Aşk, bir cinayettir!" dedi.
"Yani katil-maktül ilişkisi."
"Bu nasıl bir ilişkidir?" dedi, adam.
Seneler nasıl da geçmiş ömrümün üzerinden. Yaşadıklarım olmuş,
Hissettiklerim olmuş,
Girdiğim, çıktığım yollar olmuş,
Düşmüşüm, kalkmışım,
Yaşamışım,
Hiçbir şey eğip bükememiş beni.
Geçip gidiyorum dünya senden,
Çocukluğumu, ilk gençlik yıllarımı
Ve sonra aşklarımı,
Yaşadıklarımı ve yazdıklarımı armağan bırakıp.
Gelmiş, görmüş, yaşamış bulundum üzerinde.
Bir daha gelsem eminim farklı olurdu herşey.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!