Bir sabah uyandım,
yastığın kenarında eski bir gülüşüm duruyordu,
rengi solmuş, sesi hatırlanmayan.
Aynaya baktım;
karşımdaki, dün geceki rüyamda
beni yarı yolda bırakmış bir yabancıydı.
Bazen aynaya bakarken
orada duran adamı tanıyamıyorum.
Gözlerinin ardında,
yıllar önce susmuş bir şehir var.
Sokakları boş,
kapıları kilitli,
Sana söyleyemediğim her cümle,
Boğazımda kaldı diken gibi.
Gitmek zorunda kaldığım o gün…
Kendi kalbimi senin ellerinde bıraktım.
Ben mi susmalıydım?
Kimse bilmez ne zaman sustuğumu,
O gün her şey normaldi dışarıdan bakınca…
Ama içimde bir yer
Çoktan kapanmıştı insanlara.
Ne gülüşler gerçekti artık,
Kimse duymadı...
En çok sustuğum anlarda haykırdım ben.
Bir duvar kadar sessiz,
Bir mezar taşı kadar unutulmuş hissettim kendimi.
Odamda yankılandı adım,
Bir gece daha sessizliğe çarpıp düştüm,
Kendi içime gömülerek…
Kapılar kapandı,
Kilit sesleri yankılandı içimde —
Sanki dünyayla arama beton duvarlar örüldü.
İlk başta yok sandım,
Sen gidince her şey bitti sandım.
Ama zaman, acının içinden
Yavaşça çekip çıkardı beni.
Yaralarım hâlâ kanıyor,
Geldim…
Bir yokuşun en sonundaki nefes gibi,
Tükenmiş, suskun, paramparça…
İçimde yankılanan bin sessiz çığlıkla geldim sana.
Bir yüz aradım yıllarca,
gölgesi bile yırtar geceyi
sesinin tınısı…
bir çan patlaması gibi beynimde yankı
duysam korkarım
duymasam yokluğuyla başım döner
adını içimden geçirdiğimde
Gecenin en sessiz yerinde
adını fısıldıyorum,
cevap yerine karanlık çoğalıyor.
Duvarlar daha da yakınlaşıyor üstüme,
sanki odanın içindeki hava
senin yokluğunla ağırlaşıyor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!