bu akşam içimde paslı bir liman var
martılar susmuş, deniz çekilmiş sanki
bir nişan haberi düştü karanlığıma
adını söylemeye dilim varmıyor
yıllardır cebimde taşıdığım fotoğraf
bu akşam içimde paslı bir liman var
martılar susmuş, deniz çekilmiş sanki
bir nişan haberi düştü karanlığıma
adını söylemeye dilim varmıyor
yıllardır cebimde taşıdığım fotoğraf
bu sen misin
göz göze gelince sustuğum
adını her duyduğumda
göğsümde bir sızıyla durduğum
bu sen misin
Her sabah aynı masanın başında
aynı kahveyi içiyorum,
ama fincanda duran bu eller
benim ellerim değil.
Aynaya yaklaşıyorum;
Sana en çok sustuğum zamanlarda bağlandım ben
Adını içimden geçirirken bile ürken biriydim
Bir insanın kalbi
kendi attığı yerden neden korkar
bunu seninle öğrendim
Geceleri uyku değil
çocukluğumsun senyorita
ilk kalbim, ilk sükûtum
adını telaffuz edemezdim o zamanlar
şimdi susarak yaşıyorum içimde
elimi ilk sana uzatmıştım hatırlıyor musun
dilara
bu bir şiir değil
bu gecikmiş bir iç dökümü
bir adamın kendine verdiği
en ağır ifade
Bazı hikayeler, insanın elinde olmadan başlar. Kimse bir gün kendi kalbini sırtında bir yük gibi taşıyacağını düşünmez. Ama hayat, kimseye danışmadan yönünü değiştirir. En parlak zamanlarımız bile, bir anlık karanlıkla yerini sessizliğe bırakabilir.
İnsanı en çok yoran şey acının kendisi değildir; acının içe çöken, sessiz kalmaya zorlayan gölgesidir. İnsan konuşamadığı yerde büyür, anlatamadığı yerde olgunlaşır. Belki de bu yüzden, en derin yaralarımızı kimseye gösteremeyiz. Çünkü bazı acılar başkasına anlatıldığında hafifler, fakat bazıları söze döküldüğü anda bile ağırlaşır.
Hayat, bize iki şey öğretir:
Birincisi, kaybetmenin kaçınılmaz olduğu.
Gözlerimin önünde,
gökyüzünden kopan bir bulut gibi
yavaş yavaş eksiliyorsun.
Sesin,
rüzgârın taşıdığı eski bir şarkı kadar uzak artık.
her yolculuk,
görmediğim bir şehre varmak gibi başlıyor
otobüsün camında,
bulanık yüzümle birlikte değişen sokak tabelaları
hiçbiri bana senin adresini göstermiyor




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!