Bir zamanlar adını ezberleyen dilim
Artık seni anmaz oldu sessizce
Gelişinle çarpan kalbim şimdi
Gidişinle bile sarsılmıyor nedense
Gözlerin bir zamanlar denizdi bana
Bir şehir geçtim gözlerinden,
hiç varmadım…
Adım bile anılmadı sokaklarında.
Bir camdan baktım yüzüne,
sen bilmeden.
Bir gün toprak çağırırsa beni
Senin mahallene yakın bir mezarlık seç
Hiç olmazsa yıldönümünde değil
Canın sıkıldıkça gel yanıma, konuş benimle
Bir selam ver, taşımda adım yazsa da
Sana sarılmak gibi bir mucize
Bütün karanlıklarımı aydınlatıyor
Gözlerinle başlıyor sabah
Sesinle sönüyor içimdeki korkular
Yalnızlıktan örülmüş gecelerden
Birinin gözleri gibi bakıyordu sokak,
her adımda senden biraz daha uzak…
Sustuğum her kelime
sana söylenememiş bir itiraf aslında.
Ve ben,
başkasının cümleleriyle
Bazen öyle hissediyorum ki,
Sanki bu dünyada hiç yerim olmamış,
Sanki doğmuşum ama
Yaşamamışım gibi.
Yüzüme bakan çoktu,
geceyi elinde taşıyan bir adamım ben
omuzlarımda paslı bir gökyüzü,
caddelerde öksüren kaldırımlar,
kulağımda kırık bir tramvayın hırıltısı
senin adın –
hâlâ fısıldanmakla yasaklanmış bir şarkı gibi
Sen bilmeden sevdim seni…
Bir çocuğun, sevdiği oyuncağı vitrin arkasından izlemesi gibi.
Sadece baktım…
Yaklaşsam kırılırdı belki,
Sana ait ne varsa hâlâ yerli yerinde,
Kupa, kitap, düşürdüğün bir toka mesela…
Ama en çok da suskunluğun duruyor köşede,
Hiçbir eşya, o boşluğu dolduramıyor aslında.
Camdan süzülen yağmur damlaları gibi,
Karanlığın omzuna yaslanmış bir şehir düşün…
rüzgâr, ıslak avlulara unuttuğun adını taşır.
Paslı bir çan, gece yarısı çalar;
kimse uyanmaz.
İşte o şehirde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!