Kimse duymadı...
En çok sustuğum anlarda haykırdım ben.
Bir duvar kadar sessiz,
Bir mezar taşı kadar unutulmuş hissettim kendimi.
Odamda yankılandı adım,
Bir gece daha sessizliğe çarpıp düştüm,
Kendi içime gömülerek…
Kapılar kapandı,
Kilit sesleri yankılandı içimde —
Sanki dünyayla arama beton duvarlar örüldü.
İlk başta yok sandım,
Sen gidince her şey bitti sandım.
Ama zaman, acının içinden
Yavaşça çekip çıkardı beni.
Yaralarım hâlâ kanıyor,
Geldim…
Bir yokuşun en sonundaki nefes gibi,
Tükenmiş, suskun, paramparça…
İçimde yankılanan bin sessiz çığlıkla geldim sana.
Bir yüz aradım yıllarca,
gölgesi bile yırtar geceyi
sesinin tınısı…
bir çan patlaması gibi beynimde yankı
duysam korkarım
duymasam yokluğuyla başım döner
adını içimden geçirdiğimde
Kalabalığın ortasında
kimseye çarpmadan dağıldım ben.
Bir masa, iki sandalye,
ve aramızda söylenemeyen bin cümle vardı.
Sen yürüdün.
Gecenin en sessiz yerinde
adını fısıldıyorum,
cevap yerine karanlık çoğalıyor.
Duvarlar daha da yakınlaşıyor üstüme,
sanki odanın içindeki hava
senin yokluğunla ağırlaşıyor.
Sana gülen yüzlere bakma öyle,
o ben değilim.
Gözleri ışıkla dolu,
adımları dünyaya ait olanlara kanma;
benim yolum,
gölgelerin arasından geçer.
kapıyı kapattım,
ve dışarıda kalan her şey
birden yabancılaştı.
sanki bu oda
tek tanıdığım yer artık.
Ölümle yan yana oturuyorum bu akşam,
masada iki kadeh var;
biri bana,
biri ondan önce gidenlere.
Sessizlik, ekmeğin tuzu gibi,
her lokmamın arasına sinmiş.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!