Günümüz dijital çağında, Yeni Medya ve Gazetecilik bölümü, medya alanında çalışan veya çalışmak isteyenlere çağdaş iletişim becerileri kazandırmayı hedefleyen bir program olarak öne çıkmaktadır. Program, geleneksel gazetecilik yöntemlerini dijital medya araçları ve yeni iletişim teknolojileriyle harmanlayarak, güncel ve çok yönlü gazetecilik anlayışını öğretmeyi amaçlar. İnternet gazeteciliği, mobil gazetecilik, sosyal medya yönetimi, dijital habercilik, multimedya içerik üretimi ve yeni medya teorileri gibi konuları içerir. Ancak tüm bu hedef ve içeriklerin, mezuniyet sonrası kariyer imkanlarına ne kadar yansıdığı büyük bir tartışma konusudur. Bölümün tanıtımlarında, mezunların gazete, dergi ve internet haber sitelerinde muhabir, editör, köşe yazarı, sosyal medya yöneticisi, içerik üreticisi, dijital medya uzmanı, reklam ajanslarında içerik editörü, sosyal medya stratejisti, freelance yazar, medya danışmanı, basın danışmanı, kurumsal iletişim uzmanı gibi pozisyonlarda çalışabileceği ifade edilir. Ancak gerçek iş dünyasına bakıldığında, durumun pek de iç açıcı olmadığı açıkça görülmektedir. Bölüm mezunlarının en büyük sıkıntısı, doğrudan devlet ataması (KPSS vb.) gibi garantili bir istihdam imkanının bulunmamasıdır. Kamuya yönelik bir atama yolu olmadığından, mezunların tümü özel sektörde yer kapmak zorundadır. Ancak medya sektörü zaten oldukça rekabetçi ve sınırlı bir istihdam alanıdır. Ayrıca, medya sektöründe kariyer yapmak isteyenlerin önünde çok daha güçlü rakipler bulunmaktadır: yazılımcılar, grafik tasarımcılar ve yapay zeka teknolojilerini kullanan bireyler. Bugünün medya dünyasında, yazılımla ilgilenen bir kişi, Yeni Medya ve Gazetecilik mezunlarının önüne kolaylıkla geçebilir. Örneğin yazılımcılar; hem Android uygulamaları geliştirir, hem web siteleri kurar, hem internet haber sayfalarından metinler alıp hem de YouTube gibi platformlardan ekran görüntüleri alarak, yapay zeka destekli metin yazma araçlarıyla içerik üretimini daha hızlı ve düşük maliyetle gerçekleştirebilir. Bu becerilerle donatılmış kişiler, medya sektöründe uzmanlık diplomasına sahip olmasalar da pratikte işin önemli bir kısmını çok daha hızlı ve yenilikçi şekilde yapabilmektedir. Dahası, iki yıllık bir medya çalışması sonrasında basın kartı edinerek, gazetecilik alanında da yasal bir zemine sahip olabilirler. Bölüm mezunlarının ya da medya alanında çalışmak isteyenlerin, bu rekabetçi ortamda daha kârlı bir yol izlemeleri mümkündür. Örneğin, YouTube kanalı açarak, Aydın, Balıkesir, Çanakkale gibi şehirleri tanıtan gezi videoları çekmek, bu bölgedeki doğal güzellikleri ve tarihi mekanları tanıtmak hem kişisel markalaşmayı hem de gelir elde etmeyi sağlayabilir. YouTube, sosyal medya ve diğer dijital platformlar, doğrudan izleyiciye ulaşma ve reklam gelirleri gibi avantajlar sunduğundan, gazeteciliğin sınırlı maaş ve olanaklarının ötesine geçebilir. Yeni Medya ve Gazetecilik bölümü, teorik olarak çağın ihtiyaçlarına yönelik gibi görünse de, iş dünyasında rekabet koşulları ve yeni teknolojilerin sunduğu olanaklar dikkate alındığında, mezunların karşılaştığı zorlukları göz ardı etmemek gerekir. Yazılım, grafik tasarım ve yapay zeka destekli içerik üretimi gibi alanlarda kendini geliştiren bireyler, medya sektöründe diploma sahibi meslektaşlarının önüne rahatlıkla geçebilir. Bu nedenle, bu bölümün okunmasına kesinlikle karşıyım. Bölümle ilgili meslek yapmak isteyenlerin yazılım, tasarım ve yapay zekayla içerik üretimi gibi alanlarda kendilerini geliştirmeyi hedeflemeleri kendileri için çok daha iyi olur. Alternatif olarak, kendi projelerini hayata geçirerek (örneğin YouTube kanalı gibi) dijital dünyada bağımsız bir gelir kapısı oluşturmaları, çok daha mantıklı ve kârlı bir yol olarak öne çıkmaktadır.
Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sürecinde öğrencilerin en büyük merak konularından biri, sınav sonuçlarına göre hangi sıralamayı elde edebilecekleridir. Günümüzde büyük veri analizi yöntemleri kullanılarak, geçmiş yıllara ait veriler ışığında tahmini sıralama hesaplamaları yapılabilmektedir.
Veri Analizi Metodolojisi
1. Veri Toplama ve Standardizasyon
YKS sıralama tahmininde kullanılan temel veri setleri şunlardır:
- TYT ve AYT net sayıları: Her dersten elde edilen doğru ve yanlış cevap sayıları
- Okul Başarı Puanı (OBP): Lise dönemindeki akademik performansı yansıtan puan
Yükseköğretime geçiş sürecinde en kritik adımlardan biri olan tercih yapma işlemi, öğrencilerin geleceklerini şekillendiren önemli bir karardır. Bu süreçte yapılacak hatalar, istenmeyen sonuçlara yol açabileceği için tercih öncesi son kontrol ve sistem hakkında detaylı bilgi sahibi olmak hayati önem taşır. Tercih listenizi kesinleştirmeden önce, seçtiğiniz her programın kılavuzda belirtilen tüm koşullarını karşılayıp karşılamadığınızı mutlaka kontrol edin. Bu koşullar arasında program kontenjanı, başarı sıralaması, sağlık raporu gibi unsurlar yer alabilir. Bu koşulların herhangi birini karşılamadığınız takdirde, o programa yerleşmeniz mümkün olmayacaktır. Program kodlarını doğru yazmak kritik önem taşır. Yanlış kod girişi, hiç istemediğiniz bir programa yerleşmenize neden olabilir. Bu nedenle program kodlarını kılavuzdan veya resmi internet sitesinden kontrol ederek, sisteme girerken hata yapmadığınızdan emin olun. Ayrıca, program kodu ile program adı arasında uyumsuzluk olup olmadığını da kontrol edin. Bazen aynı veya benzer isimde farklı programlar bulunabilir. Tercih listenizin sırası, gerçek istek sıranızı yansıtmalıdır. Beşinci tercihinize yerleşecek olsanız, "Keşke altıncı tercihimi kazanmış olsaydım" demeyeceğinizden emin olun. En çok istediğiniz programı ilk sıraya, en az istediğiniz programı son sıraya yerleştirin. Sıralamanız, programların geçen yıllardaki yerleştirme sonuçlarından farklı olabilir, ancak sadece başarı sıralamasına değil, ilgi ve yeteneklerinize göre de tercih yapın. Tercih yapmak için adresine girerek programları ve üniversiteleri seçin. Bu süreçte ekranda verilen uyarıları dikkatle okuyun. Tercihlerinizi tamamladığınızda "2025 YKS Tercihleriniz ÖSYM'ye bildirilmiştir" mesajını göreceksiniz. Bu mesaj, tercihlerinizin başarıyla ÖSYM'ye ulaştığını gösterir. Tercih süresi içerisinde, son güne kadar tercihlerinizde değişiklik yapabilirsiniz. Ancak tercihlerinizi göndermeden önce, sizin için uygun olduğundan emin olun. Tercih süresi bittikten sonra herhangi bir değişiklik yapmanız mümkün olmayacaktır. Değişiklikler sadece internet üzerinden yapılabilir ve ilk tercihlerde tercihlerinizi tamamen iptal etme seçeneğiniz bulunmamaktadır. Tercih süresi bittiğinde, tercih bilgilerinizi görüntülemek ve yazdırmak için yine aynı internet adresini kullanabilirsiniz. Tercih listenizi mutlaka saklayın. ÖSYM, tercih süresi bittikten sonra değişiklik veya iptal taleplerini içeren hiçbir dilekçeyi kabul etmeyecek ve cevaplayamayacaktır. Merkezi yerleştirme, adayların yerleştirme puanlarına, tercihlerine ve yükseköğretim programlarının kontenjan ve koşullarına göre bilgisayar ortamında gerçekleştirilir. Adaylar kılavuzda belirtilen koşulları sağladıkları programlara başvurabilirler. Her programın belirli bir kontenjanı vardır ve bu kontenjan dolana kadar adaylar kabul edilir. Adaylar yerleştirme puanlarına göre sıralanır ve en yüksek puanlı adaylar öncelikli olarak yerleştirilir. Bir adayın birden fazla programa yerleşme şansı yoktur sadece yerleştiği programda kayıt hakkı kazanır. Adaylar yerleştikleri programı değiştiremezler ve daha düşük puanla öğrenci alan başka bir programa geçiş yapamazlar. Geçiş için üniversiteye devam edip yatay geçiş hakkından yararlanmaları gerekir.
Meslek lisesi mezunları için uygulanan ek puan sistemi, kendi alanlarıyla ilgili lisans veya önlisans programlarına yerleşirken sınav puanlarına ekstra puan eklenmesini sağlar. Bu avantajdan yararlanabilmek için ortaöğretim kurumunun 30.03.2012 tarihinden önce mesleğe yönelik program uygulaması gerekir. Adayın da bu tarihten önce kuruma kayıt olması veya öğrenim görmesi şarttır. Ayrıca tercih edilen programın, mezun olunan ortaöğretim alanı ve dalıyla uyumlu olması gerekir.
Ek puan hesaplama süreci şu şekilde işler:
1. Ortaöğretim Başarı Puanı (OBP): Ortaöğretimde alınan notların ortalaması (0-100 arası)
2. YKS Puanı: Sınavda elde edilen puan (0-500 arası)
3. Yerleştirme Puanı (YP): OBP × 0.12 + YKS puanı (0-560 arası)
Üniversite tercihi, bir öğrencinin hayatının en kritik kararlarından biridir. YKS (Yükseköğretim Kurumları Sınavı) sonuçları açıklandığında, tercih sürecinde doğru rehberlik almak başarıyla yerleşmenin anahtarıdır. Ancak hangi uzmanın hangi durumda en uygun olduğunu bilmek, tercih sürecini optimize etmek açısından hayati önem taşır. YKS tercih sürecinde ihtiyacınız olan rehberlik türü, kişisel durumunuza, önceliklerinize ve hedeflerinize göre değişir. Bu nedenle öncelikle kendinize şu soruları sormalısınız:
- Ne istediğimi net olarak biliyor muyum?
- Psikolojik destek veya motivasyon desteğine ihtiyacım var mı?
- Teknik veri analizine önem veriyor muyum?
- Sadece bu yıl yerleşmek mi istiyorum, yoksa uzun vadeli kariyer planım var mı?
- İş piyasasında hangi bölümlerin geleceği olduğunu bilmek istiyor muyum?
Günümüzde YKS tercihlerinde başarı elde etmek, geleneksel rehberlik yöntemlerinin ötesine geçmeyi gerektirir. Teknolojinin ve dijital verilerin yoğunlaştığı bu çağda, tercih yapan bireylerin veri analizi becerilerini stratejik düşünceyle birleştirmeleri, daha bilinçli ve avantajlı tercihler yapmalarını sağlar. Başarılı bir tercih süreci, sadece puana ve sıralamaya bakmakla sınırlı değildir çok boyutlu veri analizi yetkinliği artık kritik öneme sahiptir. Python ve R gibi programlama dilleri, veri bilimiyle tercih analizinin buluştuğu noktada vazgeçilmez araçlar haline gelmiştir. Bu diller sayesinde geçmiş yıllardaki taban sıralamalar, kontenjan değişimleri, coğrafi dağılım, bölüm tercih sıklıkları ve kapatma eğilimleri detaylı biçimde analiz edilebilir. Özellikle regresyon analizi, hareketli ortalamalar, ARIMA gibi zaman serisi modelleri kullanılarak bölümlerin kapanma eğilimleri ve riskli sıralama aralıkları tahmin edilebilir. Böylece tercih listenizi sadece "sıralama yetiyor mu?" sorusuna göre değil, "kapanma ihtimali nedir, kontenjan etkisi var mı, tercih davranışı değişmiş mi?" gibi çok daha derinlikli kriterlere göre optimize edebilirsiniz. SPSS gibi basit araçlar sosyal bilimlerde temel analizler için faydalı olsa da, YKS gibi dinamik ve milyonlarca öğrencinin tercih davranışının yer aldığı bir yapıda daha gelişmiş analiz tekniklerine ihtiyaç vardır. Python’un pandas, numpy, statsmodels, scikit-learn gibi kütüphaneleri üniversite tercih verilerinin temizlenmesi, modellenmesi ve senaryo analizleri yapılması açısından büyük kolaylık sağlar. Veri analizi sayesinde, geçmiş yıllarda aynı bölümü kaç kişi tercih etti, kontenjan artışı ya da azalışı hangi sonucu doğurdu, benzer bölümlerdeki volatilite (dalgalanma) ne düzeydeydi, bu gibi sorulara istatistiksel cevaplar üretilebilir. Örneğin GARCH modeli ile kapanış sıralamalarında dalgalanma eğilimi (volatilite kümelenmesi) analiz edilerek daha güvenli sıralama aralıkları belirlenebilir. Tercih süreci sadece sayısal verilerle değil, sosyal ve psikolojik faktörlerle de şekillenir. Bu nedenle doğal dil işleme (NLP) teknikleri kullanılarak sosyal medya ve haber kaynaklarından adayların eğilimleri, popüler bölümler, trend fakülteler gibi veriler analiz edilebilir. Twitter, Facebook, YouTube, forumlar (ör. ekşi sözlük) üzerinden yapılan duygu analizleri, hangi bölümlerin talep gördüğü ve hangi illerde rağbetin arttığı gibi eğilimleri ortaya çıkarabilir. Bu analizler, özellikle geleceğe dönük stratejik tercihler için önemlidir. Örneğin bazı bölümlerde aşırı yığılma oluşmuş olabilir ve bu, bir yıl sonra o bölümün taban sırasının ani yükselmesine yol açabilir. Bu gibi durumlar, teknik veri analizleriyle öngörülebilir ve riskli tercihlerden kaçınılabilir. Ayrıca algoritmik modelleme ve simülasyon teknikleri kullanılarak, tercih listenizin farklı senaryolarda nasıl sonuç vereceği test edilebilir (backtesting). Bir listenin geçmişte hangi sıralamada kaçıncı tercih olarak yerleşme ihtimali doğurduğu, bu yılki kontenjan farklarıyla birlikte yeniden hesaplanabilir. Monte Carlo simülasyonları, listenin her bir sırasındaki risk dağılımını görmek açısından faydalıdır. Z-score ile bölümlerin kapanma normalinden ne kadar saptığı ölçülerek istatistiksel güvenilirlik seviyesi artırılabilir. Türkiye’de tercih danışmanlığı yapan ama veri analizinden anlamayan kişilerin yönlendirmeleri, çoğu zaman sezgisel ya da temenniye dayalı olur. Halbuki Ekonometri, Psikometri gibi alanların isimlerinden bile anlaşıldığı gibi, başarı için sadece alan bilgisi değil, veriye dayalı ölçümleme şarttır. Tercih yapacak birey, kendi hedefleri kadar veri analizinin yön göstericiliğine de güvenmek zorundadır. YKS tercihlerinde başarı, yalnızca sıralama eşleşmesine değil, veriyle beslenen stratejik farkındalığa, volatilite analizine, risk yönetimine ve sosyal eğilimlerin doğru okunmasına bağlıdır. Yapay zeka ve veri bilimi destekli tercih stratejileri artık lüks değil, zorunluluktur. Bu araçları kullanan adaylar, sadece bu yıl değil, gelecek yıllar için de daha sağlam bir kariyer planlaması yapma fırsatına sahip olur. Modern tercih stratejisi teknoloji, istatistik ve sosyal duyarlılığın birleşimidir. Bu entegrasyonu sağlayabilen adaylar, sadece yerleşmekle kalmaz, doğru bölüme ve doğru geleceğe yerleşir.
Bu süreci uygulamaya dönüştürecek adımlar:
1. Veri Toplama & Ön İşleme (Python Pandas Örneği)
python
import pandas as pd
import numpy as np
Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) tercih sürecinde yapılan hatalar, öğrencilerin geleceklerini doğrudan etkileyebilir. Tek yıllık verilere dayalı tercihler, yapay zeka ile hazırlanan yanıltıcı tercih listeleri ve yüzeysel nitel analizler, her yıl binlerce öğrencinin yanlış tercihler yapmasına neden olmaktadır. Ancak doğru bir tercih listesi stratejisi bilim temelli, veri analitik yaklaşımlarla doğru tercih stratejileri sunmalıdır.
Temel Tercih Prensipleri
1. Çok Yıllı Veri Analizi Şartı
En kritik kural: Sadece bir önceki yılın verilerine bakmak, en büyük tercih hatasıdır. Sağlıklı bir analiz için:
- En az 5-6 yıllık sıralama verileri incelenmeli
- 2018'den itibaren trend analizi yapılmalı
Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS), Türkiye'de her yıl milyonlarca öğrencinin hayatını şekillendiren kritik bir değerlendirme sistemidir. 2018-2024 yılları arasındaki YKS verilerinin analizi, sadece sayısal değişiklikleri değil, aynı zamanda eğitim sistemimizin yapısal sorunlarını da gözler önüne sermektedir. Bu analiz, mükemmel başarı (full) gösteren öğrenci sayılarındaki istikrar ve katılım oranlarındaki dalgalanmalar üzerinden eğitim sistemimizin mevcut durumunu değerlendirmektedir. 2018-2024 yılları arasındaki veriler incelendiğinde, dikkat çeken en önemli bulgu mükemmel başarı gösteren öğrenci sayılarındaki şaşırtıcı istikrardır:
TYT (Temel Yeterlilik Testi) alanında her yıl yalnızca 1 öğrenci (2020 ve 2021 yılları hariç) mükemmel puan almıştır. Sayısal ve Sözel alanlarda da benzer bir istikrar görülmekte, genellikle 1-2 öğrenci arasında değişen sayılar kaydedilmektedir. Eşit Ağırlık alanında ise her yıl tutarlı bir şekilde 1 öğrenci mükemmel başarı göstermiştir. Dil kategorisinde ise durum farklıdır. Her yıl 5 öğrenci mükemmel puan almakta, bu da dil sınavlarının yapısal farklılığını ya da bu alanda başarı gösteren öğrencilerin özel durumunu yansıtmaktadır. Aynı durumun 2025 YKS sınavında oluşması yani TYT'den 1 kişi, sayısaldan 1 kişi sözelden 1 kişi, eşit ağırlıktan 1 kişi ve yabancı dilden 1 kişinin full çekmesi beklenmektedir. YKS'ye başvuru ve katılım oranları yıllar içinde önemli dalgalanmalar göstermiştir:
2018-2019: TYT başvuruları 2.381.412'den 2.515.012'ye yükselmiş, sistem henüz büyüme evresindeydi.
2020-2021: COVID-19 pandemisinin etkisiyle başvurular düşüş gösterdi, ancak 2021'de tekrar yükselişe geçti.
2022-2023: Başvuru sayıları zirve yaptı. 2023'te TYT başvuruları 3.527.443'e, AYT başvuruları 2.573.169'a ulaştı.
2024: Belirgin bir düşüş yaşandı, TYT başvuruları 3.120.870'e geriledi.
Tarih boyunca insanoğlu, bir düzen içerisinde yaşama ihtiyacı hissetmiş ve bu düzeni sağlamak adına yöneticiler tayin etmiştir. Ancak zamanla bu düzenin sağlanmasında adaletten sapmalar, güç ve otorite hırsı gibi zaaflar ortaya çıkmıştır. Yönetici ile yönetilen arasındaki ilişkinin temeli, Kur’an ışığında adalet, eşitlik ve hizmet anlayışına dayanır. Ancak bu değerler çoğu zaman unutulmuş, yönetilenler köle, yönetenler ise efendi gibi davranmıştır. Bu durum, İslam’ın ortaya koyduğu ilkelerle bağdaşmamaktadır. Kur’an, yöneticiliği bir ayrıcalık değil, bir sorumluluk olarak görür. Allah şöyle buyurur: > “Şüphesiz Allah emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisa, 4:58) Yönetici, halkın emanetçisidir. Bu emanet, halka hizmet etmek ve adaletle hükmetmektir. Yönetici olmak, bir gücün sahibi olmak değil, halkın hizmetkârı olmaktır. Halife Ömer’in sade yaşantısı ve halkıyla bir arada olma anlayışı, bu sorumluluk bilincine en güzel örnektir. Sasani elçisinin Halife Ömer’i bir ağacın altında uyurken bulması, adaletin ve tevazunun sembolüdür. Yönetici, halktan üstün değildir; halkın bir parçasıdır. Kur’an’da, bireylerin düşünme ve sorgulama yeteneğini kullanması sıkça vurgulanır: > “Bilenlerle bilmeyenler eşit midir?” (Zümer, 39:9) Bu ayet, bireyin eğitim ve bilgiye önem vermesi gerektiğini vurgular. Halk, sadece bir topluluğun üyesi değil, aynı zamanda hak ve sorumluluklarının farkında olan bir vatandaş olmalıdır. Geleneksel yapılar, bireyi sorgulamaktan uzak tutar ve itaat kültürünü aşılar. Ancak İslam, körü körüne itaati değil, akıl ve vahiy ekseninde hareket etmeyi öğütler. Oy kullanmak, yalnızca bir hak değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Yönetimi emanet edeceğimiz kişileri seçerken bilgiye, liyakate ve adalete bakmamız gerekir. Kur’an’da, emaneti ehline vermenin önemine dikkat çekilirken, bireyin bu konuda duyarlı olması gerektiği belirtilir. Ancak bugün, siyasetten bihaber, herhangi bir analiz yapmayan bireyler oy kullanmakta ve bu da adaletsiz yönetimlere yol açmaktadır. Kur’an, insanın yalnızca Allah’a kulluk etmesi gerektiğini belirtir: > “Ve cinleri ve insanları bana kulluk etmeleri dışında yaratmadım.” (Zariyat, 51:56) Bu ayet, insanın yalnızca Allah’ın kulu olduğunu ve hiçbir insana boyun eğmek zorunda olmadığını açıkça ortaya koyar. Ancak tarih boyunca, güç sahibi yöneticiler halkı boyun eğmeye zorlamış, bu da İslam’ın insan onurunu yücelten ilkeleriyle çelişmiştir. Bir yönetici, bir bireyi davranışından dolayı azarlama hakkına sahip değildir. Çünkü onun görevi halka efendilik değil, hizmet etmektir. Bir toplumun adalet ve refah içinde yaşaması, hem yönetici hem de yönetilenin bilinçli ve sorumlu davranmasına bağlıdır. Yönetici, gücünü halktan aldığını ve halkın hizmetinde olduğunu unutmamalıdır. Yönetilen ise haklarını bilmeli, sorgulamalı ve adalet talep etmelidir. Nebimiz Muhammed’in hayatı, yöneten ile yönetilen arasındaki ideal ilişkiye dair en güzel örnektir. Nebimiz Muhammed, hiçbir zaman halktan üstün bir konuma geçmemiş, onlarla aynı sofrada oturmuş ve aynı hayatı paylaşmıştır. Sonuç olarak, İslam’ın ortaya koyduğu adalet ve eşitlik anlayışını yeniden hatırlamalı ve bu ilkeleri hayata geçirmeliyiz. İnsan, yalnızca Allah’ın kuludur ve kimsenin karşısında el pençe divan durmak zorunda değildir. Yönetici, halkın hizmetkarıdır; halk ise bilinçli bir vatandaş olarak haklarını savunmalı, sorgulamalı ve adalet talep etmelidir.
Zaman, evrende insanlık için bir anlam taşır. Zaman, hem evrende bir olgu olarak hem de insan bilincinde deneyimlenen bir kavram olarak, çok katmanlı ve derin bir anlam taşır. Fiziksel gerçeklikte zamanın mutlak bir doğası olmadığı, Einstein’ın Görelilik Teorileri ile kanıtlanmıştır. Einstein’ın Görelilik Teorileri ile gösterilen izafiyet ilkesi, zamanın sabit ve mutlak bir olgu olmadığını, gözlemcinin durumuna göre değişebileceğini ortaya koyar. Zamanın bu doğası, insan bilincinin zaman algısı ile kıyaslandığında, çarpıcı bir fark gösterir. İnsanlar, zamanın fiziksel evrende nasıl işlediğini doğrudan algılayamasalar da, genellikle geçmişten geleceğe doğru doğrusal bir yapıda deneyimlerler. Einstein’ın Görelilik Teorileri, zamanın sabit ve mutlak olmadığını ve gözlemcinin hareketine, hızına veya yerçekimi kuvvetine bağlı olarak farklılaşabileceğini açıkça ortaya koymuştur. Bu teorilerden iki temel düşünce öne çıkar:
1. Özel Görelilik Teorisi: Bu teori, ışık hızına yakın hızlarda hareket eden gözlemciler için zamanın yavaşladığını, yani "zaman genişlemesi"ni ifade eder. Uzay yolculuğu yapan bir astronot, Dünya'daki bir gözlemciye göre daha yavaş bir zaman deneyimi yaşar. Bu, zamanın gözlemcinin hareketine bağlı olarak farklı akabileceğini gösterir.
2. Genel Görelilik Teorisi: Bu teori, güçlü yerçekimi alanlarında zamanın daha yavaş geçtiğini belirtir. Yerçekimi, uzay-zamanın bükülmesine neden olarak zamanın akışını etkiler. Zaman, uzayla birlikte "uzay-zaman" adını verdiğimiz dört boyutlu bir yapının parçasıdır. Einstein’ın genel görelilik kuramında zaman mutlak değildir, gözlemcinin hızına ve kütleçekime bağlı olarak değişebilir. Bu modelde geçmiş, şimdi ve gelecek aynı anda vardır, ancak farklı gözlemcilere göre farklı "şimdi" tanımları olabilir. Bu bakış açısına "blok evren" (block universe) denir.
Kuantum mekaniği de zamanın fiziksel gerçeklikte nasıl işlediğine dair farklı bir bakış açısı sunar. Kuantum sistemlerinde, parçacıklar gözlemlenmeden önce birden fazla zamansal olasılıkta bulunabilirler. Bir gözlem yapılması durumunda, bu olasılıkların dalga fonksiyonu çökerek tek bir gerçeklik halini alır. Bu, zamanın gözlemciye ve olasılık temelli bir yapıya bağlı olarak şekillendiğini ifade eder. Yani kuantum mekaniği, zamanın sadece fiziksel değil, olasılık temelli bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyar. Fiziksel gerçeklikte zaman, izafi ve kaotik bir yapıya sahipken, insan zihninde doğrusal bir biçimde algılanır. Zaman, insan bilincinde, geçmiş-şimdi-gelecek sırasıyla, kronolojik bir düzen içinde deneyimlenir. Bu doğrusal yapı, insanın dünyadaki varlık anlamını oluşturmasında kritik bir rol oynar. Gerçekte dışarıda bir zaman yoktur, fakat ruh, geçmişin izlerini izlerken bu izler, geleceğe de uzanır. Zihinde, zamanı algılama süreci biyolojik, psikolojik ve nörolojik süreçlerin bir sonucudur:
1. Bilinç Akışı: İnsan zihni, olayları belirli bir sıraya koyarak anlamlandırır. İnsan zihni, olayları geçmiş, şimdi ve gelecek sırasına koyarak anlamlandırır. Bu sıralı algı, çevresel değişimlere uyum sağlamak ve hayatta kalmak için gereklidir. Geçmiş, şuan ve gelecek, birbirini sürekli etkileyen bir döngüde varlıklarını sürdürür.
2. Bellek ve Kimlik: Hafıza, bireyin kimlik oluşumunda temel bir rol oynar. Geçmiş deneyimler, bireyin kimliğini şekillendirirken, geleceğe dair planlamalar ise bireyin amaçlarını belirler. Geçmişin izleri, geleceğe doğru bir yönelime dönüşür.
Türkiye'nin tarımsal potansiyelinin önemli bir parçasını oluşturan hayvancılık sektörü, teknolojik dönüşümün hızla yaşandığı bir alan haline gelmiştir. Bu dönüşümün merkezinde yer alan Zootekni bölümü, geleneksel hayvan yetiştiriciliğinden modern dijital çiftliklere uzanan geniş bir yelpazede uzmanlar yetiştirmektedir. Zootekni, hayvan yetiştiriciliği ve hayvansal üretimle ilgili bilimsel ve teknik bilgileri kapsayan, tarım ve hayvancılıkla doğrudan ilişkili dört yıllık bir lisans programıdır. Bu disiplin, hayvanların ıslahı, beslenmesi, barındırılması, bakımı, davranışları ve verimliliği gibi konularla ilgilenen uygulamalı bir bilim dalı olarak tanımlanabilir. Eğitim programının temel hedefi, hayvanlardan verimli, sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde et, süt, yumurta, yün gibi ürünlerin elde edilmesini sağlayacak uzmanlar yetiştirmektir. Bu amaçla müfredat, hem temel bilimler hem de hayvancılıkla ilgili uygulamalı derslerden oluşmaktadır. Zootekni eğitiminin temel bileşenleri şunlardır:
Temel Bilim Dersleri:
- Genetik ve Hayvan Islahı
- Hayvan Besleme ve Beslenme Fizyolojisi
- Biyometri ve İstatistik
- Tarımsal Ekonomi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!