Muhammed Rıdvan Kaya Şiirleri - Şair Muh ...

0

TAKİPÇİ

Muhammed Rıdvan Kaya

Cumhuriyet döneminde tarikatların kanunla kapatılması, devlet açısından beklenen çözümleri üretmedi. Bu durum, bin yıllık bir kurum ve inanç olan tarikatların ve tasavvuf öğretisinin sadece kanun zoruyla ortadan kaldırılamayacağını bir kez daha göstermiştir. Pratikte tarikatlar varlıklarını sürdürmekte ve toplumun bir kesimini etkilemeye onları şirke bulaştırmaya devam etmektedir. Bu noktada sorunun sadece hukuki değil, aynı zamanda sosyolojik ve dini bir mesele olduğu açıktır. Devlet eliyle yapılan baskıcı yaklaşımlar, tarikatları ortadan kaldırmayı hedeflemiş olsa da bu çaba, Amerika’nın Vietnam'da komünizmi yok etme çabasına benzer bir şekilde başarısız olmuştur. Aynı zamanda, "Dinde zorlama yoktur. Şüphesiz, doğruluk sapıklıktan ayrılmıştır" (Bakara Suresi, 2:256) ayeti, bu tarz zorlama ve baskıcı uygulamaların İslam’a aykırı olduğunu vurgulamaktadır. İnanç ve ibadet, bireyin gönül rızasıyla, yaşaması gereken bir alandır. Tarikatların toplum üzerindeki etkisini disipline etme fikri, özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlar üzerinden dile getirilmektedir. Ancak bu yaklaşım, devletin inançları kontrol etme çabasına dönüşme riski taşır. İslam’da inançlar bireyseldir ve devletin bu alana müdahalesi, "Ve Rabbini nefsinden yüksek olmayan sesle yalvararak ve korkarak an ve gafillerden olma." (A'raf Suresi, 7:205) ayetinde belirtildiği gibi, bireyin Allah ile olan ilişkisine zarar verebilir. Tarikatların çoğu, tarihi boyunca devlete karşı isyan bayrağı açmamış, aksine devletin yanında yer almıştır. Kurtuluş Savaşı'nda cephede savaşmış olan tarikat ehli insanlar, itikadi yanlışlarına rağmen, devlete sadık bir vatandaşlık örneği sergilemiştir. Bu bağlamda, tarikat ehlinin, ellerine silah almadıkları ve bölücülük yapmadıkları sürece, inançlarını özgürce yaşama hakkına sahip oldukları açıktır. Tasavvuf öğretisinin İslam’a uygun olmayan bazı temel sapmaları bulunmaktadır. Örneğin, zikir ibadetinin Kur'an’a uygun yapılması gerekirken, tarikatlar bunu toplu veya belirli ritüellerle uygular. Oysa ki "Biz Kitap’ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık" (Enam Suresi, 6:38) ayeti, İslam’ın Kur’an’da her şeyi eksiksiz açıkladığını belirtmektedir. Dolayısıyla, zikir gibi bir ibadetin nasıl yapılacağını da yalnızca Kur’an belirler. Nakşibendî tarikatında uygulanan “rabıta” ritüeli ise, Hint mistik felsefesinden alınmış ve Kur’an’daki İslam’la bağdaşmayan bir uygulamadır. Bu ritüelin, Allah’ı zikretmekten üstün olduğu iddiası, "‘ Rabbimiz bizi sana teslim olanlardan yap neslimizden de sana teslim olan bir nesil çıkar. Ve ibadetlerimizi bize göster. Ve bizden tevbemizi kabul et. Şüphesiz tevbeleri kabul eden çok bağışlayan Sen'sin." (Bakara Suresi, 2:128) ayetinde de ifade edildiği gibi, İslam’ın özüne tamamen aykırıdır. Tarikatlara dair problemlerin çözümü, baskıcı tedbirler değil, ilmî ve demokratik bir diyalog çerçevesinde ele alınmalıdır. Toplumda tarikat ehlinin yanlış inançlarının tartışılabileceği bir özgürlük ortamı oluşturulmalıdır. "Onlar ki sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar işte onlar Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Ve işte onlar akıl sahipleridir." (Zümer Suresi, 39:18) ayeti, insanların farklı görüşleri duyup doğruyu seçme iradesine sahip olduklarını ifade eder. Bu, inanç özgürlüğü ve fikir özgürlüğünün temel taşıdır. Tarikatlar ve tasavvuf öğretisi, Türkiye’nin tarihsel ve sosyolojik bir gerçeğidir. Bu yapılar, hukuki baskılarla ortadan kaldırılmak yerine, inançlarının Kur’an’daki İslam’a uygun olup olmadığı ilmî bir şekilde ele alınmalıdır. Ayrım gözetmeksizin her vatandaşın inancına saygı duyulmalı ve özgürlükler korunmalıdır. Ancak, inançların Kur’an çerçevesinde ele alınması ve yanlış öğretilerin düzeltilmesi, İslam toplumunun gelişmesi için bir gerekliliktir.

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Depremin Yeniden Tanımlanması
Klasik yaklaşımda deprem, ani bir sarsıntı olarak algılanır. Oysa jeolojik gerçeklik farklıdır: deprem, yıllar hatta yüzyıllar süren bir enerji birikiminin ardından, kritik bir eşikte gerçekleşen ani boşalımdır. Bu bakış açısı, depremi izole bir olay olmaktan çıkarıp, döngüsel bir sistemin parçası olarak konumlandırır. Tektonik plakaların hareketi süreklidir. Levhaların birbirine göre kayması, yılda birkaç santimetre düzeyinde gerçekleşir. Ancak fay hatları bu hareketi sürekli olarak aktaramaz; sürtünme nedeniyle kilitlenir ve enerji biriktirir. Bu birikim süreci, sistemin minimum evreden optimum evreye geçişini oluşturur. Kritik eşik aşıldığında ise maksimum evre başlar: fay kırılır, biriken enerji ani olarak boşalır ve deprem meydana gelir. Bu süreç, termodinamik sistemlerdeki entropi artışı ve düzen-düzensizlik döngüsüyle derin benzerlikler taşır. Aynı zamanda, Kur'ani metinlerde vurgulanan "ölçü" kavramıyla da örtüşür.
Minimum Evre: Görünür Güvenlik, Gizli Hazırlık
Minimum evre, büyük bir depremden hemen sonra başlayan dönemdir. Fay hattı üzerindeki gerilim boşalmıştır ve sistem görünürde rahatlamıştır. Bu dönemin karakteristik özellikleri şunlardır:
Jeolojik Durum:
- Fay üzerindeki kümülatif gerilim minimum seviyededir.

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Eğitim sistemlerinde tercih danışmanlığı, geleneksel olarak rehber öğretmenlerin deneyim ve sezgilerine dayanan bir süreç olarak algılanmaktadır. Ancak günümüzde artan veri miktarı, öğrenci çeşitliliği ve kariyer seçeneklerinin karmaşıklığı, bu alanda köklü bir dönüşüm ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu dönüşüm, tercih danışmanlığının sezgisel yaklaşımlardan bilimsel modelleme ve nicel veri analizine dayanan bir disipline geçmesini gerektirir. Everett Rogers'ın "Yeniliklerin Benimsenmesi Kuramı", bu paradigma değişiminin nasıl gerçekleşeceğini ve ne kadar süreceğini anlamamızda kritik bir çerçeve sunmaktadır. Rogers'ın kuramına göre, herhangi bir yeniliğin toplumsal benimsenmesi beş aşamada gerçekleşir. Bu aşamalar toplumun farklı kesimlerinin yeniliğe yaklaşım biçimlerini ve benimsenme sürelerini belirler:
İnovatörler (%2,5): Yeniliği ilk benimseyen, risk alma kapasitesi yüksek ve teknolojik gelişmelere açık küçük grup. Bu kesim, genellikle akademik çevrelerde ve uzman topluluklarda bulunur.
Erken Benimseyenler (%13,5): Toplumsal liderlik özellikleri olan, kanaat önderi konumundaki bireyler. Bu grup, yeniliğin potansiyelini erken fark eden ve çevresindeki diğer bireyleri etkileme gücüne sahip kişilerdir.
Erken Çoğunluk (%34): Yeni fikirleri araştırarak ve gözlemleyerek benimseyen, daha temkinli yaklaşım sergileyen kitle. Bu grup, yeniliğin pratik faydalarını görmeye odaklanır.
Geç Çoğunluk (%34): Sosyal baskı veya zorunlulukla yeniliği kabul eden, değişime dirençli grup. Bu kesim, yeniliğin artık yaygınlaştığını ve kaçınılmaz olduğunu gördükten sonra adapte olur.
Geride Kalanlar (%16): En son adapte olan, değişime en fazla direnç gösteren kesim. Bu grup, genellikle geleneksel yaklaşımları tercih eder ve yeniliği ancak zorunlu hale geldiğinde benimser.

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Üniversite ve lise geçiş sınavları olan YKS ve LGS, gençlerin hayatının seyrini doğrudan etkileyen önemli dönüm noktalarıdır. Ancak bu süreç sadece akademik bir sınav değil aynı zamanda ahlaki, vicdani ve imani bir sorumluluktur. Tercih danışmanlığı yapanlar ve öğrenciler, bu süreçte sergiledikleri tutumlarla Allah’a olan bağlılıklarını, doğruluk anlayışlarını ve samimiyetlerini ortaya koyarlar. Kur’an-ı Kerim, bu konuda bizleri açıkça uyarır:
"Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını izlemeyin! Kim şeytanın adımlarını izlerse, şüphesiz o, çirkinliği ve kötülüğü emreder." (Nur 24/21)
Bu ayet, tercih dönemlerinde gösterilen bazı davranışların yalnızca bilgi eksikliğinden değil, aynı zamanda dünya hırsı, acelecilik ve çıkar odaklı yaklaşımlardan kaynaklanabileceğini hatırlatmaktadır. Tercih dönemlerinde öğrenciler ve tercih danışmanları yalnızca bir önceki yılın başarı sıralamasına bakarak tercih yapmaktadır. Oysa bu yöntem, istatistiksel olarak yetersiz ve risklidir. Çünkü başarı sıralamaları;
- kontenjan değişimleri,
- sınav zorluk düzeyi,
- aday sayısı,

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Eğitim hayatında yapılan tercihler, bireylerin geleceklerini şekillendiren en kritik kararlar arasında yer alır. Üniversite bölümü seçimi, yüksek lisans programları veya iş başvuruları gibi önemli tercih süreçlerinde, salt sezgi veya genel kanılara dayalı kararlar vermek yerine, veri analizinden yararlanmak hem daha bilinçli hem de daha stratejik sonuçlar doğurur.
Etkili bir tercih analizi için öncelikle kapsamlı ve güvenilir veri setlerine ihtiyaç duyulur. Bu veriler arasında:
- Kontenjan Bilgileri: Son 6-7 yıllık kontenjan değişimleri ve büyüklükleri
- Doluluk Oranları: Bölümlerin yıllara göre doluluk durumları
- Başarı Sıralamaları: Taban ve tavan puanları, yerleşme sıralamaları
- Puan Türleri: Farklı puan türlerinin bölümler üzerindeki etkileri

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Tercih listesi, üniversiteye girmek isteyen adayların ilgi duydukları ve sıralamalarına uygun olan bölümleri sıraladıkları hayati bir listedir. Bu sistemin temel özellikleri şunlardır:
Tercih Hakkı ve Esneklik
- En fazla 24 tercih yapma hakkınız bulunmaktadır
- Tercih listesinin tamamını doldurma zorunluluğunuz yoktur
- Sadece 1 tercih bile yapabilirsiniz, ancak bu durumda sadece o tercihinize yerleşebilirsiniz
- Eğer tek tercihinizde başarılı olamazsanız, üniversiteye giremezsiniz

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Fizik biliminin en temel yasalarından biri olan Termodinamiğin İkinci Kanunu, evrendeki tüm sistemlerin zamanla düzensizliğe, dağınıklığa ve bozulmaya doğru ilerlediğini ifade eder. Bu yasa, canlı veya cansız her varlığın, doğal süreçlerin etkisiyle aşınıp yok olacağını bilimsel olarak ortaya koyar. Entropi Kanunu olarak da bilinen bu ilke, bir sistemin düzenli ve organize bir yapıdan düzensiz ve plansız bir yapıya geçişini tanımlar. Bir sistemdeki düzensizlik arttıkça, entropi seviyesi de artar. Bu temel yasa, evrenin geri dönüşü olmayan bir şekilde daha düzensiz bir yapıya doğru ilerlediğini kesin bir şekilde ortaya koymuştur. Albert Einstein, Termodinamiğin İkinci Kanunu’nu "bütün bilimlerin birinci kanunu" olarak tanımlamış ve bu yasanın evrendeki hükmedici düzenin temelinde yer aldığını belirtmiştir. Sir Arthur Eddington ise bu yasayı "evrenin en üstün metafizik kanunu" olarak nitelendirmiştir. Bu bağlamda Termodinamiğin İkinci Kanunu, fiziksel dünyanın temel işleyişini açıklamada vazgeçilmez bir role sahiptir. Evrim hipotezi, basit ve düzensiz moleküllerin zamanla daha kompleks, düzenli ve organize yapılar oluşturduğunu iddia eder. Ancak bu süreç, Termodinamiğin İkinci Kanunu ile açıkça çelişir. Entropi Kanunu'na göre, hiçbir sistem kendiliğinden daha düzenli ve karmaşık bir yapıya dönüşemez; aksine, zamanla daha düzensiz ve dağınık bir hale gelir. Bu durum, evrim hipotezinin iddialarını bilimsel olarak tartışmalı bir noktaya taşımaktadır. Evrim hipotezinin savunucuları, dünyanın açık bir sistem olduğunu ve güneşten gelen enerji akışının bu düzeni sağlayabileceğini öne sürer. Ancak enerji girişinin, bir sistemi düzenli hale getirebilmesi için belirli mekanizmaların varlığı gereklidir. Örneğin, bir araba motoru olmadan benzindeki enerjiyi kullanamaz. Benzer şekilde, canlı organizmalar, güneş enerjisini karmaşık mekanizmalar aracılığıyla kimyasal enerjiye dönüştürebilir. Fotosentez ve sindirim gibi süreçler, bu mekanizmaların en çarpıcı örnekleridir.
Evrim hipotezinin Termodinamiğin İkinci Kanunu ile çeliştiğini birçok bilim insanı kabul etmiştir. J. H. Rush ve Roger Lewin gibi evrimci bilim insanları, evrim hipotezinin bu yasa ile olan çatışmasını açıkça dile getirmiştir. George Stavropoulos ise hiçbir kompleks organik molekülün kendiliğinden oluşamayacağını ve Termodinamiğin İkinci Kanunu doğrultusunda parçalanmaya mahkûm olduğunu belirtmiştir. Bu durum, evrim hipotezinin bilimsel bir temel üzerine oturtulmasını zorlaştırmaktadır. Jeremy Rifkin gibi evrim savunucuları ise bu çelişkiyi aşmak için evrim sürecini sihirli bir güç olarak tanımlamış, ancak bu yaklaşım bilimsel olmaktan ziyade dogmatik bir inanç olarak değerlendirilmiştir. Termodinamiğin İkinci Kanunu, evrendeki tüm doğal süreçlerin temelini açıklayan kesin bir bilimsel yasadır. Bu yasa, her sistemin zamanla daha düzensiz bir hale geldiğini ve bu sürecin geri dönüşü olmadığını açıkça ortaya koyar. Evrim hipotezi ise, bu yasayla çelişen bir mekanizma öne sürerek, bilimsel açıdan aşılması zor bir engelle karşı karşıya kalmıştır. Bilimsel gerçekler, doğa yasaları ile uyumlu olmalıdır. Termodinamiğin İkinci Kanunu, evrim hipotezinin iddialarını sorgulamak için önemli bir referans noktasıdır. Bu bağlamda, doğa yasalarına aykırı görünen her iddia, bilimsel olarak yeniden değerlendirilmelidir.

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik, sağlık kurumlarında idari ve yazılı işlemleri yürüten donanımlı ara elemanlar yetiştiren bir ön lisans programıdır. Mezunlar, hastaneler, tıp merkezleri, klinikler gibi sağlık kurumlarında hasta kayıtları, raporlamalar, arşivleme ve yazışmalar gibi kritik görevleri üstlenir. Bu meslek grubu, sağlık hizmetlerinin kesintisiz işleyişinde vazgeçilmez bir rol oynamaktadır.
Tıbbi sekreterler, çalışma alanlarına göre çeşitli görevler üstlenir:
Hastane ve Klinik Ortamlarında:
- Hasta kayıt ve kabul işlemleri
- Randevu planlama ve yönetimi
- Tıbbi rapor hazırlama ve düzenleme

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

Tıp fakültesi, insan sağlığıyla ilgilenen hekimlerin yetiştirildiği yükseköğretim kurumudur. Temel amacı, bireylerin sağlık sorunlarını teşhis ve tedavi edebilecek, etik ve bilimsel değerlere sahip doktorlar yetiştirmektir. Altı yıllık kapsamlı eğitim programıyla, hem teorik bilgi hem de pratik deneyim sunan bu fakülteler, ülkenin sağlık sisteminin temel taşlarını oluşturan mezunlar verir.
Preklinik Dönem (1-3. Sınıflar)
Tıp eğitiminin ilk üç yılında öğrenciler, temel tıp bilimlerini öğrenirler. Anatomi, fizyoloji, biyokimya, histoloji, mikrobiyoloji gibi dersler bu dönemin temelini oluşturur. Laboratuvar uygulamaları ağırlıkta olup, öğrenciler teorik bilgilerini pratik deneyimlerle pekiştirirler.
Klinik Dönem (4-6. Sınıflar)
Dördüncü sınıftan itibaren klinik eğitim başlar. Dahiliye, cerrahi, kadın-doğum, pediatri gibi branşlarda teorik ve pratik eğitim alınır. Hastane stajları bu dönemde başlar ve öğrenciler gerçek hasta ortamında deneyim kazanırlar.
İntörnlük Dönemi (6. Sınıf)

Devamını Oku
Muhammed Rıdvan Kaya

İnsanın içindeki vicdan, ona doğruyu ve yanlışı ayırt etme yeteneği veren ilahi bir hidayettir. Her bir insan, bir karar verirken bazen bir ses duyar; bu ses, vicdanın sesidir. Bu ses, doğruyu, iyiliği, takvayı, güzel ahlakı ve her şeyin en doğru yolunu gösterir. Allah, Kur'an’da insanlara iki yol gösterdiğini ifade eder; biri iyiliğe ve takvaya yönlendiren, diğeri ise kötülüğe ve fücura çağıran yoldur. Kur'an-ı Kerim, insanın bu iki yolu seçmesindeki özgürlüğüne ve sorumluluğuna dikkat çeker. İnsan, zaman zaman bilinçli ya da bilinçsiz olarak, ya Allah'ın yoluna yani vicdanına ya da şeytanın yoluna uyar. İnsanın vicdanı, ona her zaman doğruluğu ve iyiliği hatırlatan bir iç ses olarak varlığını sürdürür. Ancak insan bazen bu sesi duymakta zorlanabilir ve bu da yanlış yollara sapmasına neden olabilir. Nebiler de, insanlara doğru yolu göstermek için Allah tarafından gönderilmişlerdir. Kur'an'da, insanların kötülük ve günah yoluna girmelerini engelleyen vahiyden de bahsedilmektedir. Şems Sûresi'nde şöyle buyrulmuştur: >"Ona fucurunu ve takvasını ilham etti." (Şems Sûresi, 7-8. Ayet) Burada, insanın nefsi ve vicdanı arasındaki mücadeleye dikkat çekilmektedir. Fücur kelimesi, insanın ruhsal ve ahlaki çöküşünü, günah ve isyanı ifade eder. Vicdan, bu fücurdan sakınmak için vahiy alan bir iç sesken, şeytan ise insanı kötü yola sürüklemeye çalışır. Allah, insanlara doğruyu ve yanlışı ayırt etmeyi öğretmek için vicdanlarını, kalplerini vahiyle yönlendirmiştir. Allah’ın insana verdiği vahiy, sadece insanlar için değil, diğer canlılar için de geçerlidir. Örneğin, Kur'an’da bal arısına vahyettiğinden bahsedilir: >"Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin." (Nahl Sûresi, 68. Ayet) Burada, Allah’ın bal arısına, yuva yapma ve rızkını nerede bulması gerektiği hakkında vahiy verdiği anlatılmaktadır. Bu örnek, insanın ruhsal yolculuğuna benzer şekilde, her varlığın Allah’tan aldığı bir tür vahiyle doğruyu bulmaya çalıştığını göstermektedir. Nebilerin hayatlarına da bakıldığında, onlar Allah’tan vahiy almakla birlikte, Allah bazen diğer insanlara da vahiyde bulunmuştur. Örneğin, Musa'nın annesine verilen vahiyde şöyle denilmektedir: >"Musa'nın annesine vahyettik. Onu emzir. Eğer onun için korkarsan onu suya bırak, korkma ve üzülme. Şüphesiz biz sana döndüreceğiz ve onu gönderilenlerden yapacağız." (Kasas Sûresi, 7. Ayet) Bu ayet, Allah’ın Nebi Musa'nın annesinin kalbine verdiği vahiyle, onun oğlunu nasıl koruması gerektiğini anlatmaktadır. Burada vahiy, insanın doğru yolu bulmasına yardımcı olan bir rehberdir. Benzer şekilde, Nebi İsa'nın havarilerine de Allah tarafından vahiy verilmiştir: >"Hani Havarilere 'Bana ve Resulume iman edin' diye vahyetmiştim. 'İman ettik, bizim teslim olanlardan olduğumuza şahit ol' demişlerdi." (Maide Sûresi, 111. Ayet) Kur'an'da ayrıca, Nebi İsa'nın annesi Meryem’e meleklerin vahiy getirdiği bir durum da vardır: >bu"Ve hani melekler Meryem şüphesiz Allah seni seçti. Seni temizledi. Ve seni alemlerin kadınları üzerine seçti demişti." (Ali İmran Sûresi, 42. Ayet) Burada meleklerin Meryem’e yaptığı vahiy ona doğruyu ve Allah’ın takdirini bildiren bir mesajdır. Eğer sadece nebiler vahiy alıyorsa, bu durumda Meryem'in de nebi kabul edilmesi gerekir. Allah, tüm insanlara doğruyu ve yanlışı gösteren vahyini vermektedir. Bu vahiy, bir rehber gibi insanın içinde sürekli var olan ve onu doğru yolda tutmaya çalışan bir ses gibidir. İnsanın bu sese kulak vermesi, doğruyu bulması ve Allah’ın yoluna uyması, vicdanını dinlemesiyle mümkün olur. Sonuç olarak, vahiy, Allah’ın insana verdiği bir nimet olup insanın içindeki doğruyu bulma yeteneğidir. Bu ses, insanı iyiliğe ve takvaya yönlendirir, tıpkı nebilere gelen vahiy gibi. Allah, her insana vicdanla doğruyu gösterirken, insanın bu sesi dinlemesi ve yanlıştan sakınması, onun doğru yolda kalmasını sağlar.

Devamını Oku