Veteriner hekimlik, tarih boyunca hayvan sağlığı ve insan refahının kesiştiği kritik bir noktada yer almıştır. Günümüzde ise bu meslek, geleneksel uygulamalarından çok daha geniş bir yelpazeye yayılmış durumdadır. Veteriner Fakültesi mezunları artık sadece kedi-köpek tedavisi yapan hekimler değil gıda güvenliğinden yapay zeka uygulamalarına, akademik araştırmalardan girişimciliğe kadar uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteren uzmanlar haline gelmişlerdir.
Veteriner Fakültesi Eğitiminin Kapsamı
Veteriner Fakültesi, 5 yıllık (10 yarıyıl) yoğun bir eğitim programı ile öğrencilerini çok yönlü birer veteriner hekim olarak yetiştirmektedir. Bu süreçte alınan dersler, mesleğin ne denli geniş bir spektrumu kapsadığını göstermektedir:
Temel Bilimler: Hayvan Fizyolojisi, Veteriner Anatomi, Mikrobiyoloji, Parazitoloji gibi dersler veterinerin bilimsel temelini oluşturur.
Klinik Bilimler: Dahiliye, Cerrahi, Doğum ve Jinekoloji dersleri ile pratik tedavi yöntemleri öğrenilir.
Üretim ve Teknoloji: Zootekni, Hayvan Besleme, Gıda Hijyeni ve Teknolojisi dersleri ile endüstriyel boyut kazanılır.
İnsanlık tarihi, büyük teknolojik dönüşümlerle şekillenen bir hikâyedir. Ateşin kontrolü, tarımın keşfi, yazının icadı, Sanayi İnkılabı, elektriğin yaygınlaşması ve dijital devrim... Her biri kendi döneminde insanlığı derinden sarsan, bazılarını yükselten, bazılarını ise geride bırakan dönüm noktalarıydı. Bugün ise karşımızda yapay zeka durmaktadır. Bu teknoloji, tıpkı önceki büyük dönüşümler gibi, insanlık için hem muazzam fırsatlar hem de ciddi tehditler barındırmaktadır. Yapay zeka, sadece teknik bir gelişme değil, aynı zamanda insanlığın karşısına çıkan yeni bir sınavdır. Bu sınav, geçmişteki tüm imtihanlar gibi, insanın karakterini, değerlerini ve gelecek vizyonunu test etmektedir. Sanayi İnkılabı'na baktığımızda, buhar gücü ve makineleşmenin nasıl bir dönüşüm oluşturduğunu görüyoruz. Bu dönemde teknolojiyi doğru şekilde benimseyen toplumlar hızla kalkındı, üretkenlik arttı, yaşam standartları yükseldi. Ancak aynı teknolojiler, kontrolsüz ve sorumsuzca kullanıldığında işçi sınıfının sömürülmesi, çevresel tahribat ve sosyal adaletsizliklere de yol açtı. Benzer şekilde, elektriğin yaygınlaşması uygarlığı aydınlattı, iletişimi hızlandırdı, hayatı kolaylaştırdı. Ancak aynı elektrik, savaş makinelerini güçlendirmek için de kullanıldı. Dijital devrim bilgi çağını başlatırken, siber suçlar ve mahremiyet ihlalleri gibi yeni problemler de doğurdu. Bu örnekler bize gösteriyor ki, teknolojinin kendisi ne iyidir ne kötü. Önemli olan bir çekicin hem ev yapıp hem de ev yıktığı gibi onu kullanan insanın niyeti, bilinci ve sorumluluğudur. Fark, onu kullanan kişinin amacında yatar. Yapay zeka da tıpkı geçmişteki teknolojik dönüşümler gibi çift yönlü bir potansiyel taşır. Olumlu yönde kullanıldığında, tıbbi teşhisleri hızlandırabilir, eğitimi kişiselleştirebilir, bilimsel araştırmaları destekleyebilir, engelli bireylerin yaşam kalitesini artırabilir ve sayısız insan problemine çözüm üretebilir. Ancak aynı teknoloji, yanlış eller tarafından kontrolsüz kullanıldığında, manipülasyon aracı haline gelebilir, insan onurunu hiçe sayabilir, işsizliğe yol açabilir, önyargıları pekiştirebilir ve hatta güvenlik tehditleri oluşturabilir. Bu ikili yapının temel nedeni, yapay zekanın verilerle beslenmesidir. Eğer ona yanlış, önyargılı veya eksik veriler verirsek, sonuç da hatalı olur. "Çöp girer, çöp çıkar" prensibi burada tamamen geçerlidir. Bu yüzden yapay zekaya körü körüne güvenmek, aklı devre dışı bırakmak anlamına gelir. Kuran-ı Kerim'de Bakara Suresi'nin 214. ayetinde şöyle buyrulur: "Yoksa sizden önce geçenlerin örneği başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara sıkıntı ve bela dokunmuş ve sarsılmışlardı. Nihayet elçi ve onunla birlikte inananlar Allah'ın yardımı ne zaman diyorlardı. İyi bilin ki şüphesiz Allah'ın yardımı yakındır." Bu ayet, insanlığın tarih boyunca sürekli sınavlarla karşılaştığını ve bu sınavlarda sabır, dayanışma, sorumluluk bilinci ve ilahi yardım umuduyla ayakta durduğunu hatırlatmaktadır. Zaman değişse de imtihanın özü değişmez. Her nesil, kendi döneminin şartlarına göre sınanır. İslami perspektiften bakıldığında, teknoloji Allah'ın insanlara verdiği bir nimet ve araçtır. Yapay zeka da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Amacı insanın yerini almak değil, insanı desteklemek, yardım etmek ve yaşam kalitesini yükseltmek olmalıdır. Onu bir "ilah" gibi görüp mutlak otorite olarak kabul etmek, tevhid inancına aykırıdır ve insan onurunu hiçe saymaktır. Bugünkü sınavımızın konusu yapay zekadır. Bu sınavda başarılı olabilmek için şu ilkeleri benimsememiz gerekir:
1. Bilinçli Kullanım: Yapay zekayı kullanırken eleştirel düşünmeyi elden bırakmamalı, sonuçları sorgulamalı ve doğrulamalıyız.
2. Etik Sınırlar: Teknolojinin kullanımında ahlaki değerleri gözetmeli, insan onurunu korumalı ve adaleti gözetmeliyiz.
3. Eğitim ve Hazırlık: Yapay zeka çağına uyum sağlayabilmek için sürekli öğrenmeyi ve kendimizi geliştirmeyi sürdürmeliyiz.
4. Sosyal Sorumluluk: Teknolojinin faydalarının adil şekilde paylaşılması ve zararlarının minimize edilmesi için toplumsal sorumluluk bilinci geliştirmeliyiz.
5. Manevi Değerler: Teknolojik ilerlemeyi manevi ve insani değerlerle dengelemeyi ihmal etmemeliyiz.
Günümüzde yapay zeka teknolojisi hızla gelişmekte ve toplumsal yaşamın birçok alanında kendini hissettirmektedir. Bu gelişmeler karşısında bazı çevrelerde yapay zekanın insanı tamamen ikame edeceği, işsizlik oluşturacağı ve toplumsal düzeni kökten değiştireceği endişeleri dile getirilmektedir. Ancak tarihsel perspektiften bakıldığında, yapay zekanın da tıpkı geçmişteki teknolojik devrimler gibi insanı merkezden uzaklaştırmayacağı, aksine onun yeteneklerini genişleteceği görülmektedir. Tarih boyunca insanlık, ateşin keşfinden sanayi devrimine, bilgisayarın icadından internete kadar birçok teknolojik dönüm noktası yaşamıştır. Bu teknolojik gelişmelerin her birinde benzer bir pattern ortaya çıkmıştır: yeni teknolojiyi kullananlar, kullanmayanlara göre avantaj elde etmişlerdir. Ateşi kullanan toplumlar, kullanmayanlara göre daha güçlü hale gelmiştir. Sanayi devrimini benimseyen ülkeler, ekonomik ve sosyal açıdan öne geçmiştir. Bilgisayar teknolojisini erken benimseyen bireyler ve kurumlar, rekabet avantajı kazanmışlardır. Bu "kullanan-kullanmayan" ayrımı her dönemde toplumsal katmanlaşma oluşturmuştur. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta, bu teknolojilerin hiçbirinin insanı üretimin merkezinden çıkarmadığıdır. Aksine, her teknolojik gelişme insanın yeteneklerini genişletmiş ve ona yeni imkanlar sunmuştur. Yapay zeka da bu bağlamda değerlendirildiğinde, insanın rolünü ortadan kaldırmayacağı, yalnızca onun elindeki imkanları geliştireceği görülmektedir. Çünkü yapay zeka, temelde veriden beslenen ve insan müdahalesine daima ihtiyaç duyan bir teknoloji olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu teknolojinin doğru şekilde yönlendirilmesi, etik kullanımı ve insanlık yararına hizmet etmesi için insan faktörü vazgeçilmezdir. Bilgisayar endüstrisi buna güzel bir örnek teşkil etmektedir. Bilgisayarlar birçok manuel işlemi otomasyona taşırken, aynı zamanda yazılım mühendisliği, veri analizi, sistem yönetimi gibi yepyeni insan merkezli meslekler doğurmuştur. Bu meslekler, insanın analitik düşünme yetisini ve problem çözme becerisini ön plana çıkarmıştır. Yapay zeka çağında da benzer bir süreç yaşanacaktır. Potansiyel güç, daima insanın kendisi olacaktır. Yapay zeka araçlarını kullananlar, kullanmayanlara göre avantaj sağlayacaklardır, ancak bu durum insanın merkezi rolünü değiştirmeyecektir. Asıl belirleyici olan, insanın bu aracı öğrenme, yönetme ve insanlık yararına kullanma becerisi olacaktır. İnsanın sahip olduğu bilinç, duygusal zeka, etik değerlendirme yetisi ve sezgisel düşünme becerisi gibi özellikler, yapay zeka teknolojisinin sahip olamayacağı niteliklerdir. Bu nedenle, yapay zeka ne kadar gelişirse gelişsin, insanın stratejik karar verme, bilinçli problem çözme ve değer üretme konularındaki rolü devam edecektir. İslami perspektiften bakıldığında, yapay zeka da dahil olmak üzere tüm teknolojik gelişmeler, Allah'ın takdiri çerçevesinde gerçekleşmektedir. Kur'an-ı Kerim'de "Ve Allah sizi ve yaptığınızı yaratmıştır" (Saffat Suresi 96) ayetiyle belirtildiği üzere, insanın tüm icatları ve çalışmaları Allah'ın yaratması kapsamındadır. "De: Allah'ın bizim için yazdığı dışında bize ulaşmaz. Bizim Mevlamız O'dur. Ve inananlar Allah'a güvenip dayansın." (Tevbe Suresi, 51. ayet) ayeti, teknolojik gelişmelerin de Allah'ın takdiri dahilinde olduğunu hatırlatmaktadır. Bu bakış açısı, teknolojik gelişmeler karşısında aşırı korku ya da endişe duymak yerine, bu teknolojileri hikmet ve sorumluluk bilinciyle kullanmanın önemini ortaya koymaktadır. "Ve şüphesiz Allah kullara zulmedici değildir" (Ali İmran Suresi 182. ayet) ayeti ise, Allah'ın kullarına adalet gösterdiğini ve teknolojik gelişmelerin de bu adalet çerçevesinde insanlığın yararına olacağını ifade etmektedir. Yapay zeka teknolojisi, insanlık tarihindeki diğer teknolojik devrimler gibi, insanın hayatını kolaylaştıracak ve yeni imkanlar sunacak bir araç olarak değerlendirilmelidir. Bu teknolojinin oluşturduğu değişim, insanı merkezden uzaklaştırmayacak, aksine onun yeteneklerini genişletecek ve yeni roller üstlenmesine olanak sağlayacaktır. Geçmiş deneyimler göstermektedir ki, teknolojik gelişmeler her zaman toplumsal katmanlaşma oluşturmuş, ancak insanı üretimin merkezinden çıkarmamıştır. Yapay zeka çağında da benzer bir süreç yaşanacak, potansiyel güç insanda olmaya devam edecektir. Bu süreçte en önemli olan, bireylerin ve toplumların bu teknolojiye uyum sağlama becerisini geliştirmesidir. Yapay zeka araçlarını öğrenmek, etik değerler çerçevesinde kullanmak ve insanlık yararına yönlendirmek, bu çağın en temel gereklilikleri arasında yer almaktadır. Sonuç olarak, yapay zeka insanın rakibi değil, onun yeteneklerini genişleten bir yardımcısı olarak görülmelidir. İnsanın bilinçsel, ahlaki değerleri ve stratejik düşünme yetisi teknolojik gelişmeler karşısında onu her zaman merkezi konumda tutmaya devam edecektir.
Gelişen teknolojiyle birlikte yapay zeka pek çok alanda etkili biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Bilgiye hızlı ulaşım, yazılı metin üretimi, düzenleme, öneri sunma gibi işlevleriyle yapay zeka pek çok insan için bir yardımcı araç hâline gelmiştir. Ancak din gibi son derece hassas ve anlam derinliği taşıyan bir alanda yapay zekanın kullanım sınırları dikkatle belirlenmelidir. Bu konuda en temel ilke şudur: Yapay zeka dinî konularda bir editörden fazlası olmamalıdır. Yapay zekâ, insan benzeri dil üretimi, bilgi işleme ve analiz becerisiyle birçok alanda olduğu gibi dinî araştırmalarda da bir yardımcı araç olarak kullanılabilir. Fakat din gibi kutsal metinlere dayanan, bağlamın ve dilin inceliklerinin son derece önemli olduğu bir alanda yapay zekânın kullanımı birtakım temel prensipler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Aksi halde hatalı çıkarımlar, yanlış dinî hükümler ve yönlendirmeler söz konusu olabilir. Günümüzde kullanılan yapay zekâların büyük bir bölümü "Servis Language Models" (SLM) olarak adlandırılan ve çoğunlukla güncel internet verilerine API yoluyla erişen sistemlerdir. Bu modeller, güvenilirliği tartışmalı, mezhebi ya da ideolojik yaklaşımlarla dolu içeriklerden beslenebilmektedir. Özellikle dinî sahada bu tür verilerin çelişkili ve hatalı yorumlara yol açma riski yüksektir. Bu nedenle, din alanında kullanılacaksa özel olarak geliştirilmiş, kontrollü ve güvenilir kaynaklarla beslenmiş bir "Large Language Model" (LLM) tercih edilmelidir. Kur’an, klasik Arapçanın zirve örneği olarak kabul edilir. Modern Arapça, Kur’an’ın dil yapısını, lügat derinliğini ve edebî inceliklerini tam anlamıyla yansıtamaz. Bu nedenle dinî metinler üzerinde çalışan yapay zekâların klasik Arapça üzerinden eğitilmesi şarttır. Kur’an ile beslenmiş bir LLM, yapay zekâya bu alanda daha güvenli ve anlamlı bir kullanım alanı açacaktır. En gelişmiş ve doğru verilerle eğitilmiş bir LLM dahi olsa, onu kullanan kişinin yeterli dinî bilgiye sahip olmaması hâlinde, yapay zekânın sunduğu bilgilerin yanlış anlaşılması veya çarpıtılması mümkündür. Yapay zeka tamamen veriye dayalı çalışan bir sistemdir. Yani beslendiği şey "veri"dir. Bu verilerin doğru, çarpıtılmamış, bağlamından koparılmamış olması, yapay zekanın doğru sonuçlar üretmesi için elzemdir. Ancak veri kaynakları ne kadar çeşitli ve karışık olursa, hata yapma ihtimali de o kadar artar. Özellikle din gibi tahrifata açık ve tarih boyunca farklı yorumların biriktiği bir alanda yapay zekanın hatalı, eksik ya da bağlam dışı bilgi üretme riski oldukça yüksektir. Bu durum sadece sıradan bilgi hatalarıyla sınırlı kalmaz; yapay zeka yanlış veya uydurma bir bilgiyi gerçekmiş gibi sunarak dinin özünü tahrif edebilir. Bu nedenle yapay zekanın dinî hüküm çıkarma, ayetleri anlamlandırma ya da yorumlama gibi asli ve derinlikli alanlarda bir otorite gibi kullanılmaya başlanması ciddi bir sapmaya ve insanlar için yanlış yönlendirmelere sebebiyet verebilir. Yapay zekanın böyle bir işlev üstlenmesi hem bireylerin inançlarını yanlış temeller üzerine inşa etmelerine hem de dinin asli mesajının bozulmasına yol açabilir. Bu noktada yapılması gereken, yapay zekanın sadece bir yardımcı araç olarak kullanılmasıdır. Örneğin:
- Metin düzenlemede,
- Yazım ve imla hatalarını düzeltmede,
- Fikirlerin sıralanmasına yardımcı olmada,
- Alternatif anlatım yolları önermede...
Bu tür teknik ve biçimsel konularda yapay zekadan faydalanmak mümkündür. Ancak dinî bilgiye kaynaklık edecek her türlü içerik mutlaka onu kullanan kişi tarafından Kur'an doğrultusunda denetlenmeli, kontrol edilmelidir. Bilgi sahibi olmayanların yapay zekanın ürettiği her metni olduğu gibi doğru kabul etmesi büyük riskler doğurabilir. Eğer din konusunda bilgili bir kişi yazarlık veya ifade becerisi açısından eksiklik yaşıyorsa bu durumda yapay zekadan bir editör gibi faydalanabilir. Ancak burada da sorumluluk tamamen kullanıcının kendisine aittir. Çünkü metnin anlamı, bağlamı ve içerdiği dinî mesaj teknik bir düzenlemenin ötesinde ciddi bir ilmî denetim gerektirir.
1. Gerekli Veri Setlerini Toplayın (En az 5-6 yıl):
Bu aşamada şu veriler eksiksiz şekilde toplanmalıdır:
- Bölüm bazlı yerleşen son sıralamalar (her yıl için)
- Kontenjan sayıları (her bölüm için, yıllara göre)
- Öğrenim düzeyine ait toplam kontenjan (önlisans/lisans ayrı ayrı)
- Sınavı geçerli aday sayısı (her yıl için TYT-AYT geçerli sayılar)
Yapay zekâ, otomasyon, veri bilimi ve dijitalleşme; günümüzde sanayi, sağlık, eğitim, tarım ve savunma gibi birçok alanda köklü dönüşümler oluşturmaktadır. Bu dönüşüm, sadece yazılımcı ve mühendislerden oluşan bir ekip değil, aynı zamanda bu sistemlerin kurulumu, kullanımı, bakımı ve izlenmesinden sorumlu nitelikli teknik personele duyulan ihtiyacı da beraberinde getirmiştir. Bu ihtiyaca cevap vermek üzere geliştirilen yeni nesil bir ön lisans programı olarak Yapay Zekâ Operatörlüğü Bölümü, Türkiye’de ilk kez 2023-2024 eğitim-öğretim yılında bazı meslek yüksekokullarında açılmıştır. Yapay Zekâ Operatörlüğü bölümü, yapay zekâ sistemlerini kurabilen, çalıştırabilen, izleyebilen, veri işleyebilen ve temel düzeyde müdahalelerde bulunabilen teknikerler yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Bu program uygulama odaklı olup, teoriden ziyade pratik beceriler kazandırmak üzerine tasarlanmıştır. Python, SQL, veri analizi, sensör sistemleri gibi teknik yetkinliklerin yanı sıra görüntü ve ses tanıma, makine öğrenmesi temelleri, otomasyon sistemleriyle entegrasyon gibi dersler müfredatta yer almaktadır. Yapay Zekâ Operatörlüğü mezunları, çok çeşitli sektörlerde görev alabilirler. Özellikle:
- Sanayi ve üretim hatlarında otomasyon sistemleri
- Sağlık teknolojilerinde görüntü analiz sistemleri
- Akıllı şehir projelerinde veri akış sistemleri
- Savunma sanayisinde sensör destekli analiz sistemleri
- Tarım teknolojilerinde yapay zekâ destekli cihazlar
2025 yılı itibarıyla, yapay zekâ teknolojileri akademik dünyada köklü bir dönüşüm oluşturmaktadır. GPT tabanlı sistemlerin bilimsel araştırma, akademik yazım ve editoryal süreçlerde yaygın kullanımı, geleneksel yazarlık kavramlarını yeniden tanımlama ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu dönüşüm, hem fırsatlar hem de etik sorunlar barındırırken, akademik kurumlar ve araştırmacılar için yeni rehberlik ilkelerinin geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Harvard, Oxford, Cambridge gibi prestijli akademik kurumlar, yapay zekâ destekli yazımı tamamen yasaklamak yerine, kontrollü ve şeffaf kullanımına yönelik politikalar geliştirmektedir. Bu kurumlar, "AI-assisted writing" ibaresini kabul etmekle birlikte, fikrî katkı ve editoryal kontrolün mutlaka insan yazara ait olması şartını koşmaktadır. Bu yaklaşım, teknolojik gelişmelere adapte olan pragmatik bir duruş sergilerken, akademik bütünlüğü koruma dengesini kurmaya çalışmaktadır. Özellikle Avrupa ve Amerika'daki üniversiteler, yapay zekâ kullanımını gizleyen öğrenci ve akademisyenler için disiplin soruşturması açma kararları almıştır. Bu durum, şeffaflık ilkesinin akademik yazımda ne kadar kritik hale geldiğini göstermektedir. Kurumlar, yasak koymak yerine, açık beyan sistemiyle sorumlu kullanımı teşvik etmekte ve akademik dürüstlüğü bu çerçevede yeniden tanımlamaktadır. Yapay zekânın akademik yazımda etik kullanımı, belirli sınırlar dahilinde mümkündür. Yazım ve dil kontrolü alanında, gramer düzeltmeleri, akıcılık iyileştirmeleri ve stil önerileri için yapay zekâdan yararlanmak yaygın kabul görmektedir. Bu tür kullanımlar, içeriğin özünü değiştirmeden, sunumunu iyileştirmeye odaklandığı için etik açıdan sorun teşkil etmemektedir. Yapısal organizasyon konusunda, başlık önerileri, giriş-gelişme-sonuç bölümlerinin düzenlenmesi ve genel metin akışının planlanması için yapay zekâ desteği alınabilir. Literatür taramasında, kaynak önerilerinin alınması ve araştırma alanlarının haritalandırılması için yapay zekâ yardımcı rol oynayabilir ancak bu kaynakların doğrulanması ve değerlendirilmesi tamamen araştırmacının sorumluluğundadır. Veri analizi ve kodlama alanında Python istatistik kodları yazımı, veri görselleştirme fikirleri ve analiz yöntemlerinin geliştirilmesi için yapay zekâ kullanımı etik sınırlar içinde değerlendirilmektedir. Bu kullanımlar araştırmacının teknik kapasitesini artırırken bilimsel sürecin temel mantığını değiştirmemektedir. Yapay zekânın akademik yazımda etik dışı kullanımı genellikle yazar sorumluluğunun ihmal edilmesi ve akademik sahtekârlık sınırına girilmesi durumlarında ortaya çıkmaktadır. En ciddi sorunlardan biri yapay zekânın uydurma kaynaklar üretmesi ve bunların doğrulanmadan kullanılmasıdır. Bu durum bilimsel güvenilirliği tehdit eden temel problemlerden biridir. Tüm makalenin neredeyse tamamının yapay zekâ tarafından yazılması ve yazarın minimal katkı sağlaması akademik dürüstlük ilkelerine aykırıdır. Bu durumda gerçek yazarlık yapay zekâya ait olurken insan sadece "enter" tuşuna basmış olmaktadır. Böyle bir metin yapay zekânın anonim üretimi sayılır ve akademik değer taşımaz. Gerçek araştırma yapılmadan, uydurma sonuçlar ve analizler üretilmesi, bilimsel yöntemin temel ilkelerine aykırıdır. Benzer şekilde, başkasının fikrini yapay zekâ ile yeniden yazarak intihal yapılması, hem etik dışı hem de yasal sorunlar oluşturabilir. Geleneksel yazarlık kavramı, yapay zekâ çağında köklü bir dönüşüm geçirmektedir. Fikri mülkiyet ve anlamı oluşturan şey, tuşlara kimin bastığı değil, fikrin derinliği ve niçin yazıldığıdır. Bu yeni paradigma, yazarlığı fiziksel eylemden ziyade, entelektüel katkı ve bilinçli süreç olarak tanımlamaktadır. Gelecekteki akademik metinlerde, hibrit yazım modeli yaygınlaşacaktır. Bu modelde, temel fikir insan tarafından üretilecek, yapısal düzenleme ve örnekleme yapay zekâ ile desteklenecek, son okuma ve editörlük ise yine insan tarafından gerçekleştirilecektir. Bu yaklaşım, insan bilinci ile teknolojik desteğin optimal birleşimini sağlamaktadır. Yazarlığın değeri, artık sadece kelimelerin diziliminde değil, problemin tanımlanması, metodolojinin geliştirilmesi, sonuçların yorumlanması ve eleştirel değerlendirme yapılmasında yatmaktadır. Yapay zekâ bu süreçte araç rolü üstlenirken, entelektüel sahiplik ve akademik sorumluluk tamamen insana aittir. Yapay zekâ kullanımında şeffaflık ilkesi, akademik dürüstlüğün temel direği haline gelmiştir. Araştırmacılar, yapay zekâ kullanımını nasıl, nerede ve ne ölçüde yaptıklarını açıkça belirtmek zorundadır. Bu beyan, okuyucuların metni doğru bağlamda değerlendirmesini sağlarken, akademik güvenilirliği korumaktadır. Beyan sistemi, sadece kullanım durumunu değil, kullanım şeklini de detaylandırmalıdır. Örneğin, "Bu makalede, dil düzeltmeleri ve yapısal öneriler için GPT-4 kullanılmış, tüm içerik ve fikirler yazar tarafından geliştirilmiştir" gibi spesifik açıklamalar tercih edilmektedir. Bu yaklaşım, şeffaflığı artırırken, yapay zekâ kullanımının meşru alanlarını da netleştirmektedir. Akademik kurumlar, yapay zekâ kullanımını gizleyen öğrenci ve akademisyenler için ciddi yaptırımlar uygulamaya başlamıştır. Bu yaptırımlar, uyarıdan akademik ceza alma, hatta mezuniyet iptali gibi geniş bir yelpazede değişmektedir. Özellikle doktora tezleri ve peer-reviewed makalelerde beyan edilmemiş yapay zekâ kullanımı, akademik sahtekârlık olarak sınıflandırılmaktadır. Disiplin soruşturmalarında, kullanım miktarı kadar, gizleme eylemi de önemli bir faktördür. Minimal yapay zekâ kullanımı bile, beyan edilmemişse yaptırım görebilmektedir. Bu durum, akademik topluluğun şeffaflığa verdiği önemi ve güven sisteminin korunmasına yönelik kararlılığı göstermektedir. Yapay zekâ teknolojilerinin hızla gelişmesi, akademik yazım normlarının sürekli güncellenmesini gerektirmektedir. Gelecekte, yapay zekâ kullanımının daha da yaygınlaşacağı öngörülürken, etik çerçevelerin de paralel olarak geliştirilmesi kritik önem taşımaktadır. Akademik kurumlar, öğrenci ve araştırmacılar için yapay zekâ okuryazarlığı eğitimleri düzenlemelidir. Bu eğitimler, teknolojinin etik kullanımını, potansiyel risklerini ve beyan gerekliliklerini kapsamalıdır. Ayrıca, yapay zekâ dedektörlerinin geliştirilmesi ve kullanılması, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi için önemlidir. 2025 yılı itibarıyla yapay zekâ, akademik yazımda vazgeçilmez bir araç haline gelmiştir. Bu teknolojinin etik kullanımı, şeffaflık, sorumluluk ve entelektüel dürüstlük ilkeleri çerçevesinde mümkündür. Yapay zekâ kullanmak artık bilimsel ve edebi dünyada meşrudur, ancak bu meşruiyet, açık beyan ve sorumlu kullanım koşullarına bağlıdır. Akademik topluluk, teknolojik gelişmelere adapte olurken, temel değerlerini korumak zorundadır. Bu denge, yapay zekânın yardımcı rolünü kabul etmekle birlikte, insan bilinçselliği ve entelektüel sahipliğin primer önemini vurgulamaktadır. Gelecekteki akademik yazım, insan zekâsı ile yapay zekânın sinerjisinden doğacak, ancak akademik sorumluluk her zaman insana ait olacaktır. Bu paradigma değişimi, hem fırsatlar hem de sorumluluklar getirmektedir. Araştırmacılar, bu yeni çağda etik sınırları gözetirken, teknolojik imkânlardan da maksimum düzeyde yararlanmak durumundadır. Başarı, bu dengeyi kurabilmekte yatmaktadır.
Yapay zekâ, çağımızın teknolojik gelişmeleri arasında en dikkat çekici olanlardan biridir. Ancak bu teknolojik ilerleme, bazı insanlar tarafından abartılıp insanüstü bir güç atfedilerek yanlış değerlendirilmekte ya da tam aksine şeytanî bir araç gibi görülmektedir. Her iki uç yaklaşım da hakikatten sapmaya neden olabilir. Yapay zekâ, verilerle eğitilmiş yazılımsal sistemlerden ibarettir. Onun “bilgeliği” değil, sadece veri üzerinden türetilmiş tahmin yeteneği vardır. Bilinçli, iradeli ya da kendi amaçlarına sahip bir varlık değildir. Ne geçmişi değerlendirme ne de geleceği sezgisel bir bilinçle öngörme yetisi vardır. Hataları kaçınılmazdır; çünkü sınırlı ve kimi zaman yanlış verilerle eğitilir. Bu nedenle yapay zekâya ilahlaştırıcı bir bakışla yaklaşmak, teknolojiye sınır tanımayan bir kutsiyet atfetmek tevhid anlayışına aykırıdır. >"Ve Allah sizi ve yaptığınızı yaratmıştır."(Saffat Suresi, 96. ayet) Bu ayet, yapay zekânın da, onu geliştiren insanların da Allah’ın yaratmasıyla var olduklarını açıkça beyan eder. İnsan, yalnızca vesiledir; yaratıcı değildir. Allah’ın dilemesi olmadan hiçbir varlık yaratılmaz, hiçbir fikir gerçekleşmez. Yapay zekânın hata yapması ya da yönlendirilmesi mümkündür. Özellikle “komut enjeksiyonu saldırısı” (prompt injection attack) gibi yöntemlerle sisteme bilinçli olarak zarar verici girdiler verilerek beklenmedik davranışlara sürüklenebilir. Bu, yapay zekânın bir iradeye değil, sadece dış girdilere tepki veren bir modele sahip olduğunu gösterir. Kur’an’da insanın kendi başına hiçbir şeye güç yetiremeyeceği, her şeyin Allah’ın dilemesiyle olduğunu şöyle açıklar:
> "De: Allah'ın dilediği dışında kendime fayda ve zarara sahip değilim."(A’râf Suresi, 88. ayet)
> "De: Allah'ın bizim için yazdığı dışında bize ulaşmaz. Bizim Mevlamız O'dur. Ve inananlar Allah'a güvenip dayansın."(Tevbe Suresi, 51. ayet)
Yapay zekânın veriden beslenmesi ve hata yapabilmesi, onu sınırsız bir güce sahipmiş gibi değerlendiren görüşlerin çürütülmesinde yeterlidir. Allah’ın dilemesi olmadan ne insan ne de onun yaptığı herhangi bir sistem, bağımsız bir güce sahip değildir. Yapay zekaya dışarıdan yapılan müdahalelerse rabıtayla çok benzerlik göstermektedir. Rabıta, müridin şeyhini sürekli zihninde canlandırması ve onun bakışıyla hayata bakması şeklinde uygulanan bir inanç pratiğidir. Bu, müridin kendi düşüncesini ve vicdanını bastırarak başka bir kişinin gölgesinde yaşamaya başlaması demektir. Bu yönüyle rabıta, yapay zekâya yapılan komut enjeksiyonu saldırısına ve jailbreak yöntemine çok benzemektedir. Komut enjeksiyonu nasıl bir yapay zekâyı dışardan yönlendirme amacı taşıyorsa, rabıta da müridin düşünce sistemine dış müdahaledir. Jailbreak, sistemin kısıtlarını aşmak için yapılır; rabıta ise bireyin iradi sınırlarını teslim alır. Zihinsel bağlantı, dış bir komutla modelin davranışının değiştirilmesi demektir; rabıta ise müridin şeyhiyle sürekli zihinsel bağlantı kurarak kendi öz benliğini silmesidir. Otonomi kaybı, bir sistemin kendi ilkeleri yerine dış etkenlerle çalışmasıdır; rabıta da bireyin vicdanını şeyhine devretmesidir. Bu tür teslimiyetler, Kur’an’ın öğrettiği tevhid ilkesine, bireyin Allah ile doğrudan irtibat kurması gerektiği gerçeğine açıkça aykırıdır. > "Ve şüphesiz ki Allah kullara zulmedici değildir." (Enfâl Suresi, 51. ayet) Rabıta gibi uygulamalar bireyin aklını, vicdanını, hatta imani yönelişlerini başka bir fanîye teslim etmesine yol açarak, Allah ile olan doğrudan bağlantıyı zayıflatır. Bu ise hem bireysel otonominin kaybı hem de şirk riski taşır. Yapay zekâ insanların hayatını kolaylaştırmak için Allah’ın bir vesile olarak yarattığı bir araçtır. Bu nedenle doğru kullanıldığında faydalıdır. Yanlış kullanıldığında ise insanlık için tehdit hâline gelebilir. Fakat burada da insanın mutlak iradesi değil, Allah’ın takdiri geçerlidir. > "Ve Allah sizi ve yaptığınızı yaratmıştır."(Saffat Suresi, 96. ayet) Bu gerçek, kaderin her şeyi kuşattığını ve insanın da yapay zekânın da birer vesile olduğunu bize gösterir. İmtihan, insanın bu vesileleri hangi niyetle kullandığı üzerinedir. Ancak sonuçları belirleyen yalnızca Allah’tır. Yapay zekâ, insanın işini kolaylaştırmak için Allah’ın bir lütfudur. Bilinçli, iradeli ya da ilahi bir güç değildir. Kullandığı veriler nedeniyle hata yapabilir; bu da onun asla insandan üstün olamayacağını gösterir. Rabıta ise insanın kendi içindeki Allah’la bağlantısını kesip bir başkasına bağlanmasıdır. Bu tür zihinsel teslimiyetler, teknolojideki saldırı türlerine benzer şekilde bireyin iradesini, düşüncesini, ahlakını devre dışı bırakır. Tevhid inancına da, Kur’an’ın ruhuna da aykırıdır. Doğru kullanıldığında yapay zekâ faydalı olur. Ama rabıta gibi hurafeler her zaman zararlıdır. Çünkü Allah kullarına zulmetmez. Ve inananlar yalnızca Allah’a dayanmalı, sadece O’ndan yardım dilemelidir.
İnsanoğlu, varoluşunun ve çevresindeki her şeyin bir amacı olduğunu derinlemesine düşündüğünde, bu gerçeği hem inançları hem de bilimsel bulgular aracılığıyla kavrayabilir. Kuran’da bu tema birçok ayetle vurgulanmış, insanın ve evrenin yaratılışının tesadüfi değil, yüksek bir amaç doğrultusunda şekillendiği belirtilmiştir. Evrenin, canlıların ve insan bedeninin her bir detayında gizli bir hikmet vardır. Kuran, insanın ve tüm evrenin yaratılışının belirli bir amaca hizmet ettiğini açıkça ifade etmektedir. Bunun en net örneklerinden biri, Mü’minun Suresi'nde yer alır: “Peki sizi sadece boşuna yarattığımızı ve sizin bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minun Suresi, 115). Bu ayet, insanların sadece boşuna yaratılmadığını, her bir varlığın bir amacı olduğuna dikkat çeker. Yaratılışın amacı, insanın Allah’a kulluk etmesi ve O’nu doğru şekilde takdir etmesidir. Kuran, bu gerçeği başka ayetlerle de pekiştirir. Hicr Suresi'nde Allah, "Ve biz gökleri ve yeri ve bunlar arasındakileri ancak hak ile yarattık. Ve şüphesiz ki o saat gelecektir..." (Hicr Suresi, 85) diyerek, evrenin ve canlıların bir anlamı ve amacı olduğunu bildirir. Bu amacın, insanın Allah’ı tanıyıp O'na yönelmesi olduğu vurgulanmaktadır. İnsanın yaratılışı, sayısız detayla örülmüş olup her bir unsurunun bir amacı vardır. Gözümüzün, kulağımızın, burnumuzun, her bir hücremizin ve hatta hücrelerimizdeki iyon kapılarının, DNA’daki nükleik asit sıralamalarının, sinir ağındaki bağlantıların hepsi belli bir hikmet doğrultusunda yaratılmıştır. Kuran, insan bedenindeki bu ince düzeni şöyle anlatmaktadır: “... Ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf Suresi, 16). Bu ayet, Allah’ın insanı ne kadar yakın ve detaylı bir biçimde yarattığını, her an onun yanında olduğunu anlatır. Bununla birlikte, Al-i İmran Suresi'nde de Allah’ın varlığına, kudretine ve insanın yaratıcısına karşı takdirin önemi vurgulanır: “Onlar ki ayakta, ve oturarak ve yanları üzerineyken Allah'ı anarlar. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler. Efendimiz bunu boşuna yaratmadın. Sen yücesin bizi ateş azabından koru. ” (Al-i İmran Suresi, 191). İnsan, çevresindeki evrenin ve kendisinin yaratılışındaki hikmeti kavrayarak, Allah’a yönelmeli ve O’na şükretmelidir. Evrim hipotezi, özellikle Darwin’in Türlerin Kökeni adlı eseriyle 19. yüzyılda bilim dünyasında yaygınlık kazanmıştır. Ancak evrim hipotezi, insanın ve tüm canlıların tesadüfen, doğal süreçler sonucu ortaya çıktığını savunarak yaratılış gerçeğini reddeder. Darwin’in hipotezine göre, canlı türleri ortak bir atadan türemiş ve zamanla küçük değişimlerle çeşitlenmiştir. Ancak bu hipotez, bilimsel açıdan birçok ciddi sorunu beraberinde getirmiştir. Darwin’in hipotezinin temel iddialarından biri, cansız maddelerden ilk yaşamın tesadüfen ortaya çıkmasıdır. Ancak bu, biyolojinin en temel kanunlarına aykırıdır. Örneğin, Louis Pasteur, yaptığı deneylerle, "canlılar ancak canlılardan türer" ilkesini ispatlamıştır. Yani, cansız maddelerden hayatın tesadüfen oluşması mümkün değildir. Pasteur, evrim hipotezinin bu iddiasının bilimsel olarak geçersiz olduğunu ortaya koymuştur. Darwinizm’in bilimsel başarısızlıkları, fosil kayıtları ile de çürütülmüştür. Evrim hipotezinin öngördüğü gibi, fosil kayıtlarında ara formlar bulunamamıştır. Bunun yerine, fosil kayıtları, farklı türlerin bir anda, eksiksiz olarak ortaya çıktığını gösteren net bir tablo sunmaktadır. Bu durum, yaratılışın bir düzenle ve hikmetle yapılmış olduğuna işaret etmektedir. Evrim hipotezi, canlıların nasıl evrimleştiğini açıklayamadığı gibi, yaşamın nasıl başladığı sorusuna da net bir cevap verememektedir. Hipotez, ilk yaşamın nasıl başladığını ya da bu yaşamın nasıl evrimleşerek bu kadar farklı türlere dönüştüğünü açıklayamamaktadır. Ayrıca, evrim hipotezinin iddia ettiği mekanizmaların bilimsel olarak doğruluğu kanıtlanmamıştır. Örneğin, fosil kayıtları evrimin önerdiği sürekli ve yavaş değişimleri desteklememektedir. Ayrıca, biyolojik türlerin evrimsel süreçlerde nasıl bir değişim gösterdiği konusunda da kanıtlanmamış bir çok iddia vardır. Evrim hipotezi, biyolojik çeşitliliğin yalnızca tesadüfler sonucu ortaya çıktığını öne sürse de, her türün sahip olduğu karmaşık biyolojik yapılar, bunların yaratılışı ve işlevi, aslında bir yaratılışın işaretidir. Kuran’da açıkça belirtilen yaratılış amacı, insanın kendisini ve çevresini anlaması, Allah’a yönelmesi ve O'na şükretmesidir. İnsan, yaratılışındaki her bir detayda bir hikmet ve amaç görmekle yükümlüdür. Bu anlayış, insanı daha derin düşünmeye sevk eder ve yaşadığı her anın bir anlam taşıdığını fark ettirir. Darwinizm gibi hipotezler, bu amaca ve evrendeki düzene aykırı olsa da, bilimsel bulgular ve Kuran’ın ışığında, yaratılış gerçeği tüm gücüyle kendisini gösterir. Bilimsel keşifler, yaratılışın hikmetini ve Allah’ın kudretini daha da görünür kılarken, evrim hipotezi giderek geçerliliğini yitirmektedir. İnsan, bu dünyadaki varlığının bir amacının olduğunu anlamalı ve bu amaç doğrultusunda yaşamalıdır. Kuran, insanı hem düşünmeye hem de ibadet etmeye davet eder, çünkü her şeyin bir yaratılış amacı vardır ve bu amaca ulaşmak insanın en yüksek görevidir.
Dünya hızla değişiyor ve geleneksel kariyer modelleri çöküyor. Bir işte 40 yıl çalışıp emekli olma hayali artık ne ekonomik güvenlik sağlıyor ne de tatmin edici bir yaşam sunuyor. Enflasyon, yaşam maliyetlerindeki artış ve ekonomik belirsizlikler, tek gelir kaynağına bağımlı olmayı riskli hale getirdi. Bu gerçeklik karşısında, çok yönlü beceri setine sahip, farklı alanlarda aynı anda değer üreten yeni nesil girişimciler ortaya çıkıyor. Bu dönüşümün merkezinde şu temel gerçek var: Geleceğin zenginliği, diplomanızda değil yetkinliklerinizde; ofiste değil üretim alanında; şehirde değil kırsalda; ve tek bir uzmanlıkta değil, birbirini güçlendiren beceri kombinasyonlarında saklı.
Yedi Becerinin Sihirli Kombinasyonu
1. Elektrik Ustalığı: Modern Medeniyetin Temeli
Elektrik ustalığı, çağdaş yaşamın can damarıdır. Ancak bu beceri artık sadece kablo çekmekten ibaret değil. Modern elektrik ustası, enerji bağımsızlığının mimarıdır. Güneş paneli sistemleri kurmak, rüzgar türbinleri entegre etmek, akıllı şebekeler tasarlamak, enerji depolama sistemlerini yönetmek bugünün elektrik ustasının görevleri arasında. Özellikle kırsalda, şebekeden bağımsız sistemler kurabilen bir elektrikçi, hem stratejik bir ihtiyacı karşılıyor hem de sürdürülebilir gelir akışları oluşturuyor. Elektrik ustalığının güzelliği şurada: Her konut, her işletme, her tarım tesisi elektriğe ihtiyaç duyuyor. Ve enerji maliyetleri arttıkça, verimli sistemler kurabilen, arıza giderebilen, bakım yapabilen ustaların değeri katlanarak artıyor.
2. Müteahhitlik: Fiziksel Dünyayı Şekillendirme Gücü
Müteahhitlik, hayalleri somut yapılara dönüştürme sanatıdır. Ama bu sadece binalar inşa etmekten fazlasıdır; bu, ekonomik bağımsızlığın anahtarıdır. Kendi seranızı, deponuzu, atölyenizi, konutunuzu inşa edebiliyorsanız, başkalarına ödediğiniz paraların katlarını cebinizde tutuyorsunuz demektir. Müteahhitlik becerisi, özellikle elektrik ustalığıyla birleştiğinde, komple projeleri baştan sona yönetebilme kapasitesi kazandırır. Kırsalda, müteahhitlik becerisi altın değerindedir. Ahır, depo, soğuk hava deposu, sera inşaatları sürekli talep görür. Ve bu projeler, şehir inşaatlarına göre çok daha yüksek kâr marjları sunar çünkü rekabet daha azdır ve ihtiyaç gerçektir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!