Hâlin pek âşina var bir emsali,
Gelip gitmen gel-git derya misali,
Hangi ay sebeptir, deyip faili,
Med cezirden sıyrıl da gel kardeşim.
Her birey bir gen gibi, diziliyor yan yana,
Beni duy, bana sarıl; salınmadan bu defa.
Toplumun kodu vardır, ekleniyor can cana,
Beni duy, bana sarıl; salınmadan bu defa.
Girdik besmeleyle söz eşiğinden
Diyeyim şimdiden, yatan olmasın.
Harfin ağırlığı Hak aşığından
Kaldıramayıp da atan olmasın.
Bugün Sümmani’ye vardı ayağım,
Âşkı bilmiyorsan bu yola girme.
İrfan ocağında tutuştu bağım,
Cahil bahçesinde sağ sola girme.
Gönlümün telli turnası, hangi mevsimi yaşarsın
Gelene yaz mı sanırsın, göçmeyip bur’da kalınca
Yuvana çalmış kırağı, titrek kanadın şaşarsın
Gidene bakıp anarsın, pervane olup dalınca
Gönlümün telli turnası, hangi mevsimi yaşarsın...
Dedim gönlün bulanmış, bakma öyle yüksekten
Dedi gönül yüksekte gezer garip âşıktır.
Dedim dile dolanmış sevdan hasret çekmekten
Dedi dilin kemiği yoktur uzar, düşüktür.
Bakma öyle keskin keskin, delip geçer hançer gözün,
Eder diye umdum teskin, bu derdime naçar gözün.
Derdi veren derman verir, verene döndüm can verir,
Cana sevi canan verir, bir nefrete düçar gözün.
Huzur kaçtı bu hanede,
Akıl kalmadı kimsede.
Gönül yıkık virane de,
Güler misin, ağlar mısın?
Gönül hicran ile tutuştu nârdan,
Hasretin nârıyla yanar Efendim.
Kurtar bizi artık şu dar cidardan,
Ruhum her an Seni anar Efendim.
Ala vere bir dünya sarrafı olmuş seyyah!
Deyiver, nerelerden geçer meşhur güzergâh?
Araya sora insan sarrafı olmuş kişi!
Yârden gelirim, yâre giderim, yoktur eşi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!