Ya şu şairliğim olmaz olsaydı!
Günün güzelliğini nasıl bilirdi?
Hangi sevgi onda mânâ bulurdu?
Kime gönül verir, kimden alırdı?
Tefrika dökülür her bir yerinden,
Gönül yaralıdır kanar derinden,
Halk perişan oldu hakka girenden,
O iğreti akillere yazsana.
Mürekkep yaladım da tuttum kalem,
Ak mı ak sayfa dokurum nicedir.
“Hocam” der ahali, güler el alem,
Hem yazarım hem okurum nicedir.
Daha gördüğümüz düşün etkisi geçmemişken,
Çıkma arzusunun verdiği sarhoşlukla,
Doruklarda olmanın hazını yaşıyorduk.
Yükseldikçe hafifliyor,
Gökyüzüne dokunuyorduk.
Şimdi soluduğum hava sevenlerin olsun.
Mevkii, makam gitsin; özenenlerin olsun.
Bulutlar saldım; düşen, isteyenlerin olsun.
Kadrini bilsinler, yağmurla gelen sununun.
Bir şehrin bir ilçesi,
O şehrin şirin bir semti.
Diğerlerinden farkı yeşil kalması
Sokak sokak
Cadde cadde narenciyeler...
Bugün Çobanoğlu tutar güneşi,
Dünyayı türküyle yakar mı yakar.
Göze hırs bürümüş, görmez kardeşi,
Ah kardeş kardeşi yıkar mı yıkar.
İnsan yıldız misali, kainatın kandili;
İçte kor ateşi, dışta yanıksı fitili...
Tutuşmuş evvelden, duyulanlar bir canhıraş.
Tarif etsem, görülenler hem iç hem dış savaş.
Ne yan yana, ne dillerde,
Aşk kalplerde okunurdu.
O narin, kıvrak ellerde,
Kilim olup dokunurdu.
Bölüm 1 (Şuurun Oluşması)
Varlığımızın kaynağını bildiğimizden bu yana
Yokluk Yurdu’nda,
Soğuk kış günlerinin ardından ılık bir bahar güneşinin
toprağın üzerindeki karı eritmesiyle açığa çıkan doygun çamuru




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!